Puan: 




Yine daha önceden izleyip buraya yazmadığım bir filmle daha karşınızdayım. Son zamanlarda nereden estiyse Scott Pilgrim çizgi romanlarını okumaya başladım. Hayatımda okuduğum en iyi çizgi roman serisi olabilir. Oradan aldığım gazla filmi tekrar izledim ve az önce fark ettiğim gibi burada bu filmin yorumu yok.
Filmi kısaca şöyle özetleyebilirim: Scott Pilgrim’in yeni sevgilisinin kalbini kazanmak için, onun 7 eski kötü erkek arkaşını pardon sevgililerini yenmesi gerekiyor. Evet böyle bir saçmalık var ortada ama çizgi romanda bu daha eğlenceliydi. Baştan söylemek lazım film ile çizgi roman arasında epey farklılıklar var. Bu yüzden filmi beğenenlerin çizgi romanları okumasını şiddetle tavsiye ederim.
Film tamamen Kanada yapımı bu yüzden pek fazla tanıdık yüz göremeyeceksiniz (Michael Cera’yı tanıyorsan zaten bu filmi izlemişsindir). Ama bu oyunculuğun kötü olduğu anlamına gelmiyor. Drama filmi olmadığı için inanılmaz bir oyunculuk da yok ama bu film için yeterli geliyor, göze batan yerler pek olmuyor.
Filmde pek çok eski oyuna gönderme, retro efektler ve güzel müzikler var. Açıkçası biraz daha modern kültüre hitab ediyor. Açıkçası benim arşivimde yer alan bir film, bu da demektir ki tekrar izlenecek kalitede. Daha önce hiç duymadıysanız tereddüt etmeden izleyin derim.
Yazının devamında filmin fragmanını bulabilirsiniz. Continue reading
Tenten filminin gelmesi bir süredir bekleniyor. Spielberg’ün büyük bir Tenten hayranı olması, daha önce de film çekmek istediğini söylemesinden beri bekleniyor bile diyebiliriz. Açıkçası ben televizyonda izlediğim Tenten çizgi filmlerini hayal meyal hatırlıyorum, o yüzden büyük bir sempatim yok. Ancak filmin vizyona girmesine yakın tarihlerde çizgi romanları okumaya başladım. 1900′lerin başlarında yazıldığını düşünmek lazım ancak bugüne göre oldukça ırkçı, cinsiyetçi ve saçma bulduğumu söylemem lazım.
Blog’a uzun süredir yazı yazmamamı Behzat Ç. ile bozmaktan daha iyi bir şey olamazdı sanırım. Bunun da bir kıpkıpçılar etkinliğiyle birleşmesi de köri sosu gibi bir şey oldu. Kıpkıpçıları, Radyo Odtü’de Modern Sabahlar dinleyici grubu olarak özetleyebilirim ama bu fazla bir özetleştirme oluyor, o yüzden de tüm kıpkıp camiasından özür diliyorum.
Bazı filmler oscar almak için çekilirler. Bazı filmler ise sadece işledikleri konulardan bile oscar alabilirler. Tabii burada oscar kastettiğim en iyi film oscarı. The King’s Speech de ikinci kategoriye rahatlıkla dahil edilebilir. Bugün pek çok insan topluluk önünde konuşmada zorluk çekerken, bir ülkenin kralının milyonlara hitab etmesi ve kekeme olması bu durumu olduğundan çok daha büyütüyor. 20. yüzyılın başında halkın yönetime daha bağlı olması ve yaşanan savaş durumları, halkın yönetimi anlaması durumunu sıkça gerektirmiş.
Ricky Gervais’in iki yıldır Golden Globe’ları sunuyor olmasından etkilenerek, kendisinin diğer çalışmalarına da bir göz atmaya karar verdim. İşe The Office ile başladım. Ardından An Idiot Abroad geldi. Sonra podcastleri dinledim. Ricky’nin stand uplarını da izledikten sonra neden bu kadar popüler olduğunu anladım. Cem Yılmaz bizim için ne kadar önemliyse, Ricky Gervais de İngilizce konuşan dünya için o kadar önemli. Ricky’nin dizi çalışmaları gibi film çalışmaları da var. Yavaş yavaş filmleri de izleyeyim dedim ki Invention of Lying’le karşılaştım. Aslında 2009′un sonunda bu filmi izlemiştim ancak filmi yazmadığım için (meğerse benden kaçmaz