Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri

Efendim malum staj gibi nedenlerden dolayı şu aralar buraları ve diğer başka aktiviteleri biraz boşladım. Mazur görünüz, olur böyle şeyler. İnsanız (veya olduğumu sanıyorum) sonuçta. Bu yazı yazmadığım süreçte giriş yapmayı hala öğrenemediğimi görmek sevinidirici. Neyse konuma dönecek olursam, bu yazının iki aşaması olacak. Öncelikle belediye otobüsü felsefesini inceleyeceğim daha sonra da ayakta gitmek için öğütler vereceğim. Eryaman’dan Odtü’ye gide gele birkaç şey kaptım.

Not: Bu yazı Ankara tabanlıdır. İstanbul beni bağlamaz, bağlarsa 1 ay bağlar.

Belediye Otobüsü Felsefesi

ego otobus 25311 Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Belediye otobüsleri önce halka hizmet amaçlı yaratılmış, sonradan bir ticarethane haline gelip ulaşım sıkıntısı çekilen büyük şehirlerde insanları hayattan bezdirmeyi görev edinmiş bir ulaşım türü aracıdır. Zamanla zorunluluk haline geldiğinden dolayı halk arasında çeşitli şehir efsanelerine yol açmıştır. Bunun yanısıra birçok geleneğin gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bunlardan birkaçı şudur: yolda müzik/radyo dinlemek, yaşlılara yer vermemek, para/kart uzatmak, ineceğin durağa gelmeden düğmeye basmak… Bizden sonraki nesillerin geliştirmeye devam edeceği bu geleneklerin eşi benzeri başka bir durum altında oluşamazdı. Şimdi gelelim belediye otobüslerinden çıkarılabilecek fikirlere:

  • Burada bir hat örneğinden gideceğim. Eryaman’dan Kızılay’a Eskişehir Yolu üzerinden giden 541 diye bir hat var. Bu hattın asıl amacı Eryaman’daki insanları taşımak. Ancak bu hattı yol üzerindeki duraklara gitmek için kullanan insanlar var. Tabii kasttettiğim bu değil. Otobüse Eryaman’dan binen adam istediği durakta insin. Ama otobüse Kızılay’dan binen adam bir zahmet yolda inmesin. Hava Lojmanları’nda ineceksin diyelim, e sadece oraya giden otobüsler de var. Sincan otobüsleri de boş. İnatla niye sürekli dolu olan bir hattı meşgul ediyorsun anlamıyorum. İşte otobüs felsefesi budur. Diğer yolcuları takmamak, kendi işine bakmaktır. Yapan haklı mı, haklı. Şöfer bey durmasa bak ne güzel morarıyor.
  • Otobüsler çok dolu olduğu zaman şöfer beyefendiler bazen orta veya arka kapıdan yolcu alırlar. Bu binen yolcu diğer yolcuların kendi kartını/parasını uzatma ve geri “dönderme” zorunluluğu olduğunu düşünür. Niye dokunayım ki senin pis parana? Belki iç çamaşırında sakladın o parayı? Nerden bileyim ben? Tabii sen de haklısın, paranı istediğin gibi saklayabilirsin. O otobüse binmek de hakkın. Şöfer bey arkadan almak isterse sonraki otobüsü beklemeyeceksen arkadan bineceksin demektir. Buradan çıkaracağımız sonuç paralarımızı ve otobüs kartlarımızı iç çamaşırlarımızda ve çoraplarımızda saklamamamız gerektiğidir.
  • Öğrenci isen paso alacaksın arkadaş! Paso senin öğrenci olduğunu göstermiyor ki! Paso sadece haklarından yararlanmak için para vermeye razı olduğunu gösteriyor. Sen bu kuralları koyan adamları seçersen o da kafasına göre takılır tabii. Ben olsam ben de pasosu olmayanlardan tam para alırım. O da haklı tabii.
  • Otobüslerde klima var, camları açmayalım. O kış soğunda otobüse binersin üstünde kat kat giysi vardır. Şöfer bey kısa kollu gömlekle takılmak istediği için klimayı en sıcağa kökler. Ayaktasındır, cam açmak istersin. Uzanıp camı açtıktan 5 sn. sonra camın yanında veya arkasında oturan amca gelir camı kapatır. Üşümüştür çünkü. Yine herkes haklıdır. Buradan çıkaracağımız sonuç papaz hergün pilaz yemez. Ama ben yerim. Tabii sadece olmayacak. Buraya bir-iki şey de yazıp buranın okunup okunmadığını kontrol edesim geldi. Okuyan el kaldırsın, sonra yorum yazsın. Bileyim adam gibi okuduğunuzu.
  • Otobüs felsefesinin en sevdiğim kısımları otobüs kesişmeleridir. Jönümüz ve temiz aile kızımız otobüste giderken kaçamak bakışlarla birbirlerini süzerler. Bu kısmı abartanlar da olur. Bindiğiniz hatta göre durum değişebilir. Ağzı açık bir şekilde salya akıtan insanlara da rastlayabilirsiniz. Konuya dönecek olursam, bildiğim kadarıyla erkekler kızları, kızlar da yine kızları kesiyorlar. Bu durumda otobüsteki jönümüz kendini kızımıza belli etmek için çeşitli şebekliklere girişiyor. İnme butonuna yanlışlıkla basıp şöfer beyi kızdırmak, duruma göre kızımıza yer vermek, yine duruma göre kızımızı biraz rahatsız edip özür dilemek, inadına yolcu alan şöfer beye söylenmek bunların örnekleri arasında. Jönümüzle kızımızın ilişkisi kim önce inerse biter. O ilişki çok nadiren otobüsün dışına taşınır. Otobüsün dışında, otobüsteyken elde edilen sıcaklık elde edilemez. Aynı durakta inseniz bile indikten sonra keşişme durumu biter tek taraflı kesmeye döner.

Ayakta Gitme Yöntemleri

bus riding indian style Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Ayakta gitmenin pek çok nedeni vardır. İş çıkış saatinde otobüsün kalktığı duraktan sonra otobüse binmek sık görülen bir nedendir. Aynı şekilde sabah saatlerinde merkezi yerlere gitmeye çalışmak da ayakta kalmaya neden olabilir. Yine benzer bir şekilde siz kartı basarken arkanızdan geçen teyzeler sizin yerinize oturup sizin ayakta kalmanıza neden olabilir. Ancak bu kısımda ayakta kalmaya nelerin neden olduğunu değil, bu durumu nasıl en az acılı hale getirebileceğimizi inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım.

Küçnot: Ağzına kadar dolu belediye otobüsü resmi bulamadım, o yüzden Hindistan’dan bir kareden faydalandım. Adamlar ayakta gitme sorununu çözmüşler.

Sonbinot: Burada verilen yöntemler sadece benim bindiğim otobüslerde denenmiştir. Genellikle 541 ve 527 ile ayakta gittiğim için burada verdiğim örnekler diğer hatlar için benzerlik göstermeyebilir.

Vallasonnot: Based on a true story yane.

  • Ayakta giden yolcunun tek hedefi vardır. Varacağı yere gelmeden oturmak. Şöfer beyler bunu engellemek için arada arkaya ilerleme mesajları verirler. Bu kısım önemlidir. Arkaya ilerlememeyi sağlayacak bir sote nokta bulunmalı ve açığa çıkacak olan boş koltuklar beklenmelidir. Belediye otobüslerinin orta kısımlarında bulunan boşluklarda beklemek ayakta kalmayı garantiler. En arka kısımda ayakta yolculuk yapmak oturma olasılığınızı yükseltecektir.
  • Ayakta giden yolcunun ayakta kitap okumaya çalışması yer kazanma olasılığını arttırır. Ayakta kitap okumak zordur. Ancak inmek üzere olan insanlar kendi kitap okumamalarının verdiği kötü hissi biraz azaltmak için kitap okuyanlara yer vermeyi teklif ederler. Ancak bu yöntem genellikle yolculukların sonlarında işe yarar.
  • Ayakta giden yolcu aracın iç dinamiğini çözümlemelidir. Şöfer beyin sürüş tarzını anlamalı, amortisörlerle kardeş olmalıdır. Bu durumda ayakta giden yolcu düşme tehlikesi yaşamaz, yolculuk boşunca şaşırmaz, hayatını tehlikeye atmaz.
  • Ayakta gidilen araca bindiğinizde diğer yolcuları tahlil etmek hayati önem taşımaktadır. Zira bu tahlil ile kimin nerede ineceğini tahmin etmek önceden belli olur. Liselilerin nerede ineceğini zaten az buçuk tahmin edebilirsiniz. Örneğin modern bir orta yaşlı bayan Eryaman otobüsünde Hava Lojmanları’nda inebilir. Aynı şekilde iş hayatına yeni adım atmış kişiler genellikle son duraklara yakın yerlerde inerler. Burada anlaşılması en zor grup bıyıklılardır. Bıyıklıların
    genellikle nerede ineceği belli olmaz. Bu konuda daha geniş bir araştırma yapmak gerekiyor.
  • Ayakta gidecek yolcu hazırlıklı olmalıdır. Rahat ayakkabılar, terletmeyecek kıyafetler, bir miktar su, para ve mendil olmazsa olmazlardandır. Planlarınızı sanki varacağınız yere kadar hiç oturamayacakmışsınız gibi yapmanız zor durumlarla karşılaştığınızda işinize yarayacaktır.
  • Ayakta giden yolcu kibar olmamalıdır. Zira otobüs insan hayvanının içgüdülerinin konuştuğu bir ortamdır. Hızlı davranan kazanır.
  • Ayakta giden yolcu hava durumundan, gündemden ve trafik durumundan haberdar olmalıdır. Biri eksik kalırsa ayakta giden yolcu daha uzun süre ayakta kalır. Hava kötüyse, kar varsa rota ona göre çizilmelidir. Bir yerde eylem varsa, yemin töreni varsa (bkz. zırhlı birlikler) ayakta kalan yolcu daha uzun süre ayakta kalabilir.

Interrail ve Genç Gezginler Seyahat Bursu

interrail logo Interrail ve Genç Gezginler Seyahat BursuAvrupa’yı gezip görmek isteyen insanlardan (çoğunlukla gençlerden) Interrail lafını çok duyarsınız. Interrail doğası gereği öğrencileri ve gençleri hedef alan Avrupa’yı kapsayan bir bilet. Aslında sadece bilet değil belki de burada yanlış bir kullanım yapıyorum. Wikipedia şöyle tanımlamış:

Inter Rail (veya Inter-Rail) belirli bir süre için, kapsadığı ülke(ler)de, 2. sınıf tüm trenlere ücret ödemeden ve yer ayırtmadan binebilme imkânı sağlayan özel bir tren biletidir.

Peki ben bu yazıyı neden yazıyorum? An itibari ile yurtdışına çıkmamış birisiyim. Çevremdeki pek çok kişi gibi ben de iş hayatına atılmadan hala vaktim varken Avrupa’yı gezmek istiyorum. Bunun için de bütçeme en yakın olan çözüm Interrail. Tabii bir de plan yapmadan gezme şansı var. Benim gibi 11 ay ders gören birisi için yapılabilecek en özgürce tatil şekli bu olsa gerek.

Tabii bu Interrail yapmak istememin nedeni değil. Asıl neden tatil yapmaktan çok Avrupa kültürlerini canlı olarak yerinde yaşamak. Bu sene gidemesem bile gelecekte mutlaka gitmeliyim ve bu yazı aslında bana da hedeflerimi hatırlatıcı bir amaç taşıyor. Görmeden ölmemem gerektiğini düşündüğüm bazı yerler var. Hatta yolculuk sırası bile buna göre yapılabilir. Sirkeci’den çıkarsak yola Sofya, Belgrad, Budapeşte, Viyana, Almanya üzerinden Amsterdam, Brüksel, Paris, Bordeaux, Madrid ve buradan dönüşe Barselona ile başlayıp Marsilya, Nice, Milano, Roma üzerinden trenle devam ettikten sonra deniz yoluyla Yunanistan’a geçip Atina ve Selanik’e uğrayıp tekrar ülkeye girmek herhalde yapılabilecek en mantıklı ve kapsamlı gezilerden biri olacaktır. İngiltere ve İrlanda’yı ayrı tutup bir başka ve daha kısa bir gezide gezmek benim fikrim. İngiltere’nin sahil şeridi tamamen o amaçla gidilip gezilmesi gerekiyor.

Size bir de Genç Gezginler Seyahat Bursu‘ndan bahsedeceğim. Özlem Yücel’in kişisel çabasıyla başlayıp büyüyen bir proje. Şimdilik 5 kişinin Avrupa’ya gitmesine yardımcı olmayı planlıyor. Bursa başvurmak içinse 5 Ocak 2010′a kadar fotoğraflı cv’nizi ve neden Interrail’a çıkmak istediğinizi yazarak seyahatbursu@gmail.com adresine mail atıyorsunuz. Gördüğünüz gibi ben burada şansımı deniyorum. Siz de mutlaka başvurun, bu fırsatı kaçırmayın.

Daha fazla içerik için aşağıdaki adreslere de bir göz atabilirsiniz:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Inter_Rail

http://www.interrailnet.com/

http://www.tcdd.gov.tr/yolcu/interrail.htm

http://interrail.genctur.com/

http://www.interflyeurope.com/

İstanbul Tatili ve Tatilin Son Günleri

İstanbul tatilim son buldu. İki hafta boyunca iyi eğlendim diyebilirim. İstanbul’u inceledim, ısınmaya çalıştım. Gelecekte nasıl yaşayabilirim bu soruyu yanıtladım. Artık İstanbul’u seviyorum. Fakat öyle sıradan insanlar gibi denizi için değil. Şehrin uyumaması ve önünüze sunduğu olanakların çok fazla olması ilk iki sevme nedenim. Fikirlerimi, bu hale gelişlerini İstanbul etiketli yazılarımda bulabilirsiniz. Bu formatı da sevdim. Kısa bir giriş sonra maddeler halinde anlatma. Barış işi düzgün yapıyormuş uzun zamandır.

  • Eskiden yeniye geleyim dedim. Yazmayı düşündüğüm en eski şey Koç Üniversitesi gezimdi (Bilmeyenler için TOBB ETÜ‘de okuduğumu hatırlatmakta fayda var). Kuzenim ÖSS’ye girdi bu sene. Onun tercihlerinde yardımcı olması amacıyla bölüm/üniversite tanıtımı karışımı bir geziye katıldık. Koç ile ilgili yaşadıklarımı, fikirlerimi de tek tek anlatayım.
  • Kadıköy’den Shuttle ile uzun bir yolculuğa çıktık. Sarıyer’in sonlarına doğru bir yerde. Neredeyse Rumelifeneri’nde. Çok uzak. Neyse ki trafik yoktu da çabuk (!) varabildik. Okul dağın tepesinde. Okul servisleri ve özel araçlar dışında ulaşmak oldukça zor olacaktır (metro biterse çok kolaylaşır tabii). Önce Sarıyer’e oradan da okulun içine giren dolmuşlara binmek gerekiyor.
  • Sarıyer güzel bir yermiş. Uzak biraz ama hafiften bir sahil kasabası tipi var. Sakin bir yaşam sürülebilir belki.
  • Koç Üniversitesi beklediğimden çok küçükmüş (bkz. ETÜ’de oldukça küçük). Okulun etrafı ormanlarla çevrili ama orman arazisi onların değil. Yeni yapılan yurtlar da okulun dışındaymış bu yüzden.
  • Okul yer itibariyle dağ başında olduğundan sürekli bir esinti var. Hava kapalıyken serin olabiliyor. Güneş çıktığında ise sıcaklığı tam hissedemiyorsunuz çünkü rüzgar esiyor. Kışın soğuk oluyordur ancak yazın sıcaklık sorunları yaşamıyorlar.
  • Okulda en çok sevdiğim şey oturulacak çok fazla yer olmasıydı. Zaten bölüm binaları birbirinden çok uzak değil (sanırım bağlılar da). Fakat oturulabilecek açık alanların fazlalığını ve bölümlerin avlularını beğendim.
  • Okulun öğretimi hakkında bana bir şey söylemek düşmez. Fakat bize Mühendislik Fakültesini anlatan hoca okul olarak Sabancı’yı rakip aldıklarını söyledi. Bence biraz yanılıyorlar. Dediğim gibi tam bilmiyorum ama gerçekten çok kaliteli bir eğitim verilmiyorsa okul kendi çapını biraz fazla büyük düşünüyor.
  • Aklımda kalan bir diğer şey ise erkeklerin kız yurduna gece 12′ye kadar rahat girip çıkabildikleriydi. İlgilenenlere duyurulur. Bu kadar Koç yeter herhalde.
  • Geziden sonraki 4-5 günün bir kısmı Beyoğlu’nda bir kısmı da Kadıköy’de eğlenerek geçti. Çok fazla detaya girilecek bir şey yok. Sadece keyifliydi diyebilirim.
  • Şu meşhur İstanbul metrosuna da bindim. 4. Levent’ten Taksim’e gittim ve döndüm. Tamamlandığında insanların hayatını kolaylaştıracağı belli. Senelerdir Ankara’da metroya binen biri olarak beni çok fazla etkilemiyor ama bazı duraklar muazzam. Ayrıca Ankara’da yer altına indiğimizden çok daha derinlere indik. Fazla yürüyen merdiven var.
  • Cumartesi akşamı kuzenimle Caddebostan’a gittik. Klasik bir şekilde Migros’a gittik ve biralarımızı aldık. Deniz kenarında birer bira içtikten sonra çimenliklere geçtik. Orada hayatımın en ilginç anlarından birini yaşadım.
  • Adamın teki geldi ve kendini “Dünyayı Kurtaran Adam” olarak tanıttı. Ozon tabakasından falan bahsetti. Gittim küçülttüm benzeri laflar etti. Akli dengesinin yerinde olmadığı belliydi. Sürekli susmak olmaz diye marduk falan filan dedim. En sonunda bize “kartvizitini” bıraktı. Bir gazeteden kesilmiş ozon tabakası görüntüleri. Arkasında da bazı internet sitelerinin adresleri vardı. Adam kendini “Hz. Tansu” diye çağırıyor olabilir. Ekşi sözlüğün de adresi vardı. Orada aradım ama bulamadım. Sonra vazgeçtim uğraşmaktan.
  • Pazar günü de geldiğim gibi Ulusoy’la döndüm. Ufak otobüslerinde internet hizmeti yok. Neredeyse 8 saatlik yolculukta bir kez mola vermeleri de manidar. Artık okuldan zaman bulursam ancak sahillere akacağımdan çok fazla da umrumda değil.
  • iPod’umu 10 gün falan çalıştırmamıştım. Ekranındaki çizgiler azalmış. Şarjı ise bitmemiş. Ben yine de şarj ettim. Yolda sadece Modern Sabahlar podcasti dinliyorum çünkü.
  • Pokemon oyunlarını da bitirdim. Artık bilgisayar oyunlarına geri dönebilirim.

İstanbul

Bu yazıda İstanbul ile görüşlerimi aktarmayacağım. İstanbul’un güzelliklerinden, sıcağından falan bahsetmeyeceğim. Son zamanlarda başıma gelenlerden, yazı yazmama nedenlerimden yolculuklarımdan bahsedeceğim. Resimsiz, madde madde yazacağım. Başlıyorum:

  • Bursa’dan ayrıldığımdan beri doğru düzgün yazı yazamıyorum. İki haftayı geçmedi Bursa’yı bırakalı. Tam süreden emin değilim. Şu sıralarda Hergünbiri’nde yayınlanacak olan Blog Yazmak konusundaki yazımda (yazı yayınlandığında bağlantı veririm yazı yayınlanmış bağlantıyı verdim) bahsetmediysem burada yazdığım ve içinde blog yazma hakkında bir-iki şeyden bahsettiğim yazıda (hangi yazı emin değilim hemen açıp bakıyorum ikisine de – burada yazmışım bağlantıyı verdim hemen) duşta iyi yazı fikirleri geldiğini söylemiştim. Ayıptır söylemesi Bursa’da her gün havuza girdiğimden duş olayı da daha sık oluyordu. Kastamonu’da ise hem hava daha serindi hem de suyun sıcaklığını ayarlamak beni uğraştırdığından ilham perisi daha az uğradı bu yüzden pek yazı fikri gelmedi.
  • Uzak illerde okuyan arkadaşlarla ve aynı şehiri bırakın sadece farklı etaplarda olmamıza rağmen görüşemediğim arkadaşlarımla vakit geçirdiğimden yazıyı bırakın dizilerimi bile doğru düzgün izleyemedim. Evet, dizi izlemek benim içim buraya yazı yazmaktan daha önemli. Diziler olmasa yazılmayı bekleyen 6-7 yazı da olmayacaktı. O yüzden dizi deyip geçmeyin.
  • Dizinin yanısıra PSP’mde uzun süredir Rock Band Unplugged olmasına rağmen yolculuk sırasında film izlerim diye (yanıma aldığım laptopın pili ölü çünkü) 2-3 film çevirirken PSP’ye Gameboy Advance emülatörü atmamla seneler sonra tekrar bir Pokémon macerasına başladım. 3 günde toplamda 15 saate varan süre boyunca Pokémon oyunu oynadım. Özlemişim. Fakat her oyunu hileyle oynadığımdan bunun için de uzun bir süre hile aradım ve bu sorunu da hallettim ama hile oyunda bir atlamaya neden oldu ve ben bir yerde sıkışıp kaldım. Daha sonra da istemeden oyunu bitirdim. Bu yüzden şu aralar yeni Pokémonların olduğu başka bir oyunu oynuyorum. Maksat eğlenmek. Pokémon ile ilgili bir yazı da yakın bir zamanda gelecek.
  • Bugün 5 Temmuz ve ben Kastamonu’dan İstanbul’a yaklaşık iki haftalığına geldim. Fakat bu tatil diyebileceğim ziyaret az yazı yazmama neden olacak fakat yeni insanlarla tanışmama, uzun süredir görmediğim, yakın zamanda gördüğüm arkadaşlarla buluşmamı sağlayacak. Fakat dediğim gibi yazı konusunda benden çok yüksek bir performans beklemeyin. Belki 2-3 yazı yazarım bu süre boyunca.
  • Yaklaşık 7 saat süren yolculuğum boyunca Modern Sabahlar podcasti dinledim. PSP’de film ve Pokémon oyunu olmasına rağmen sıkılmadan saatlerce arka arkaya dinledim (ablam icon biggrin İstanbul ). Otobüsteki çocukların (özellikle arkamda oturan o iblis yok mu!) pek çok kişiyi sinir ettiğine şahit oldum. Genellikle gürültü yoluyla yayılsalar da arkamdaki iblis gerek koltuğu sallaması, gerek mırıldanması, gerek camın kenarından elini uzatması, gerekse orama burama çarpmasıyla beni sinir etti. Ağzının ortasına çarpmak istedim. Şiddete yönelim bu işte. İnsanların cinnet geçirebilmesini artık olağan karşılıyorum.
  • Bu yolculuktaki iblisler bana iki fikir verdi. İlki arabam olmadan velet yapmamam gerektiği ikincisi ise otobüs yolculuklarının ne kadar itici olduğunun tekrar iğneleyici bir şekilde kafama sokulmasıydı. Neyse ki gelecek seneler 1 ay tatilim olacağından (TOBB ETÜ’de okuduğumu hatırlatıyorum. Daha fazla bilgi için Google’da TOBB ETÜ ve Ortak Eğitim diye aratabilirsiniz) hızla tatil yörelerine (belki yurtdışına) kaçmayı planlayacağımdan pek çok dertle uğraşmayacağım.
  • İstanbul’u özlemişim ama çok değil. Eskisi kadar beni büyülemediğini fark ettim. Ankara’da yaşamamdan dolayı böyle oldu herhalde. İzmit’te verdiğimiz mola (4.5 saat molasız gittik) beni tekrar nemli sıcak ile karşı karşıya getirdi. Gerçekten bunaltan bir hava. İstanbul’da yaşamak benim için çok kolay olmayabilir (2 günde alışırım siz bakmayın bana). Buradan bu interneti sağlayan “aslancimbom”a teşekkür ederim. Kotalı olup olmadığını bilmediğimden torrentleri çalıştırmayacağım. Bu da minnet göstergem.

Sivrisineklerle uğraşmaya gidiyorum okuyucu. Sıcak buralar…

Bir Yolculuğun Anatomisi

3 3590 bursa06 300x224 Bir Yolculuğun Anatomisi20 gündür Bursa’daydım. Artık dönme zamanı gelmişti. Pek dışarı da çıkmadım orada zaten. Gözlem falan yapamadım ama daha önceki bildiklerimden de yola çıkarak Bursa’nın tutucu bir şehir olduğunu rahatça söyleyebilirim. Yeni nesilde bu akım sürmeyecek gibi görünse de hiç belli olmaz. Başarılı mahalle baskısıyla harikalar (!) yaratılabilir. Modernleşse de tüketim çılgınlığına katılsa da gençlerde sert değişimler olabilir. Fakat çok fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Artık aktivist tavırlar pek sergilenmiyor. Herkes sevgili peşine takılmış, dünyayı takan yok. O yüzden bu gençlerin pek bir taraflara çekileceklerini sanmıyorum. Sadece vasıfsız iş gücü olarak hayatlarına devam edecekler. Gördüğüm kadarıyla pek çoğu da eğitim hayatlarında istedikleri başarıyı elde edemiyor. Çalışmayıp gezerseniz olmaz tabii ki kuzum! Neyse ben asıl konuma döneyim. Bursa ile ilgili uzun bir yazı yazmaktan böylece kurtulmuş oldum.

otobus2 300x211 Bir Yolculuğun AnatomisiÜlke içi yolculuklarda kara yolunu tercih ediyorum. Kendi otomobilimiz yok. Bu yüzden otobüs firmalarına bağımlı durumdayım. Her ne kadar tren de başarılı bir alternatif olsa da sadece İstanbul’a giderken yardımcı oluyor. Yazları tatil dışında akrabaları ziyaret ettiğim düşünülürse gidebileceğim şehirler Bursa, İstanbul ve Ankara ile sınırlı. Zaten Kastamonu’dan Ankara’ya giderken karayolundan başka alternatifiniz yok. Neyse ki artık Kastamonu’da yaşamıyorum. Ankara’dan pek çok yere bir kaç alternatif var. Daha ülke içindeki yolculuklarımda uçak kullanmıyorum ama uygun durumlar olduğunda kaçırmamak gerekir. Takip etmek lazım. Bunun dışında İstanbul’a trenle gitmek oldukça iyi bir alternatif. Hem benim gideceğim yer tren istasyonuna yakın hem de hızlı trenle birlikte beş buçuk saate kadar inmiş. Tamamen hızlı trene geçildiğinde çok daha hızlı olacaktır. Umarım o günleri de görürüm. Hızlı Tren’e Eskişehir’e gitmek için binecektim fakat o gitme işi iptal olunca binemedim. Bir ara belki sıft Hızlı Tren’e binmiş olmak için Eskişehir’e gidebilirim. Ev hanımları hızlı trene binip Eskişehir’de börek yiyip geri dönüyorlarmış. Modern Sabahlar’da dedikleri gibi bir ev hanımı kadar olamadık!

OTOBUS 300x185 Bir Yolculuğun AnatomisiTürkiye’nin en gelişmiş ulaşım yolu karayolları. Birçok yere en kolay karayoluyla ulaşılabiliyor. Hatta birçok yere sadece karayoluyla ulaşılabiliyor. Bu yüzden ülkemizde birçok otobüs firması, birçok rota ve pek çok da yol var. Ben aktif olarak 90′lardan beri otobüs ile yolculuk yaptığımdan dolayı hem sektörün gelişmesini hem de teknolojinin gelişmesini gördüm. Otobüsler konfor açısından oldukça değişti. Eskiden çift katlı otobüsler oldukça yaygındı. Biz 4′lü kısmı alırdık, ben de iki kişilik yerde uzanarak uyurdum. Geri geri gitmeyi o zaman da severdim. Televizyon yoktu o zamanlar otobüslerde. Host/Hostes kavramı da yeni yeni ortaya çıkıyordu. Bu anlattıklarım 90ların ortaları. Sular bugün olduğu gibi 1.5 litrelik şişelerden pet bardaklara konulmaz, hazır sulu 250 ml.’lik pet bardaklarda verilirdi. Bu bardaklar bana da pek çok kişiye de nedense daha samimi gelir. Belki de daha masraflı olduğu içindir. Bugünlere göre daha zor yıllardı onlar.

Şimdi pek çok otobüste internet bile var. Televizyon konusunda hala bir çözüm yaratılamamış olması daha az harcama yapmak istemelerinden kaynaklanıyor. Her koltuğa özel bir tv verilmediği sürece televizyon da rahat olmayacaktır. Bu yöntemle televizyon kanallarının yanı sıra birden fazla dvd kanalları da bulunuyor. Zaten sıkıcı olan yolculuğu bir nebze olsun kısaltacak bir gelişme olacaktır. Ben taşınabilir teknolojik aletler aldıktan sonra yolculuklar eskisi kadar sıkıcı olmamaya başladı. Mp3 player ile başlamıştım, şimdi genellikle iPod’um ile Modern Sabahlar podcasti dinliyorum. Laptopımın şarjı varsa film izliyorum. PSP’ye video atmışsam onu izleyebiliyorum veya oyun oynayabiliyorum. Kitap okumaya sıra gelmiyor. Artık otobüs firmalarının da telefonları kapattırmak yerine sessize aldırması da pek çok kişini seyahat ederken mesajlaşmasını veya konuşmasını da sağlıyor. Yakın gelecekte otobüs yolculuklarının daha eğlenceli olacağını garanti edebilirim.