Efendim malum staj gibi nedenlerden dolayı şu aralar buraları ve diğer başka aktiviteleri biraz boşladım. Mazur görünüz, olur böyle şeyler. İnsanız (veya olduğumu sanıyorum) sonuçta. Bu yazı yazmadığım süreçte giriş yapmayı hala öğrenemediğimi görmek sevinidirici. Neyse konuma dönecek olursam, bu yazının iki aşaması olacak. Öncelikle belediye otobüsü felsefesini inceleyeceğim daha sonra da ayakta gitmek için öğütler vereceğim. Eryaman’dan Odtü’ye gide gele birkaç şey kaptım.
Not: Bu yazı Ankara tabanlıdır. İstanbul beni bağlamaz, bağlarsa 1 ay bağlar.
Belediye Otobüsü Felsefesi
Belediye otobüsleri önce halka hizmet amaçlı yaratılmış, sonradan bir ticarethane haline gelip ulaşım sıkıntısı çekilen büyük şehirlerde insanları hayattan bezdirmeyi görev edinmiş bir ulaşım türü aracıdır. Zamanla zorunluluk haline geldiğinden dolayı halk arasında çeşitli şehir efsanelerine yol açmıştır. Bunun yanısıra birçok geleneğin gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bunlardan birkaçı şudur: yolda müzik/radyo dinlemek, yaşlılara yer vermemek, para/kart uzatmak, ineceğin durağa gelmeden düğmeye basmak… Bizden sonraki nesillerin geliştirmeye devam edeceği bu geleneklerin eşi benzeri başka bir durum altında oluşamazdı. Şimdi gelelim belediye otobüslerinden çıkarılabilecek fikirlere:
- Burada bir hat örneğinden gideceğim. Eryaman’dan Kızılay’a Eskişehir Yolu üzerinden giden 541 diye bir hat var. Bu hattın asıl amacı Eryaman’daki insanları taşımak. Ancak bu hattı yol üzerindeki duraklara gitmek için kullanan insanlar var. Tabii kasttettiğim bu değil. Otobüse Eryaman’dan binen adam istediği durakta insin. Ama otobüse Kızılay’dan binen adam bir zahmet yolda inmesin. Hava Lojmanları’nda ineceksin diyelim, e sadece oraya giden otobüsler de var. Sincan otobüsleri de boş. İnatla niye sürekli dolu olan bir hattı meşgul ediyorsun anlamıyorum. İşte otobüs felsefesi budur. Diğer yolcuları takmamak, kendi işine bakmaktır. Yapan haklı mı, haklı. Şöfer bey durmasa bak ne güzel morarıyor.
- Otobüsler çok dolu olduğu zaman şöfer beyefendiler bazen orta veya arka kapıdan yolcu alırlar. Bu binen yolcu diğer yolcuların kendi kartını/parasını uzatma ve geri “dönderme” zorunluluğu olduğunu düşünür. Niye dokunayım ki senin pis parana? Belki iç çamaşırında sakladın o parayı? Nerden bileyim ben? Tabii sen de haklısın, paranı istediğin gibi saklayabilirsin. O otobüse binmek de hakkın. Şöfer bey arkadan almak isterse sonraki otobüsü beklemeyeceksen arkadan bineceksin demektir. Buradan çıkaracağımız sonuç paralarımızı ve otobüs kartlarımızı iç çamaşırlarımızda ve çoraplarımızda saklamamamız gerektiğidir.
- Öğrenci isen paso alacaksın arkadaş! Paso senin öğrenci olduğunu göstermiyor ki! Paso sadece haklarından yararlanmak için para vermeye razı olduğunu gösteriyor. Sen bu kuralları koyan adamları seçersen o da kafasına göre takılır tabii. Ben olsam ben de pasosu olmayanlardan tam para alırım. O da haklı tabii.
- Otobüslerde klima var, camları açmayalım. O kış soğunda otobüse binersin üstünde kat kat giysi vardır. Şöfer bey kısa kollu gömlekle takılmak istediği için klimayı en sıcağa kökler. Ayaktasındır, cam açmak istersin. Uzanıp camı açtıktan 5 sn. sonra camın yanında veya arkasında oturan amca gelir camı kapatır. Üşümüştür çünkü. Yine herkes haklıdır. Buradan çıkaracağımız sonuç papaz hergün pilaz yemez. Ama ben yerim. Tabii sadece olmayacak. Buraya bir-iki şey de yazıp buranın okunup okunmadığını kontrol edesim geldi. Okuyan el kaldırsın, sonra yorum yazsın. Bileyim adam gibi okuduğunuzu.
- Otobüs felsefesinin en sevdiğim kısımları otobüs kesişmeleridir. Jönümüz ve temiz aile kızımız otobüste giderken kaçamak bakışlarla birbirlerini süzerler. Bu kısmı abartanlar da olur. Bindiğiniz hatta göre durum değişebilir. Ağzı açık bir şekilde salya akıtan insanlara da rastlayabilirsiniz. Konuya dönecek olursam, bildiğim kadarıyla erkekler kızları, kızlar da yine kızları kesiyorlar. Bu durumda otobüsteki jönümüz kendini kızımıza belli etmek için çeşitli şebekliklere girişiyor. İnme butonuna yanlışlıkla basıp şöfer beyi kızdırmak, duruma göre kızımıza yer vermek, yine duruma göre kızımızı biraz rahatsız edip özür dilemek, inadına yolcu alan şöfer beye söylenmek bunların örnekleri arasında. Jönümüzle kızımızın ilişkisi kim önce inerse biter. O ilişki çok nadiren otobüsün dışına taşınır. Otobüsün dışında, otobüsteyken elde edilen sıcaklık elde edilemez. Aynı durakta inseniz bile indikten sonra keşişme durumu biter tek taraflı kesmeye döner.
Ayakta Gitme Yöntemleri
Ayakta gitmenin pek çok nedeni vardır. İş çıkış saatinde otobüsün kalktığı duraktan sonra otobüse binmek sık görülen bir nedendir. Aynı şekilde sabah saatlerinde merkezi yerlere gitmeye çalışmak da ayakta kalmaya neden olabilir. Yine benzer bir şekilde siz kartı basarken arkanızdan geçen teyzeler sizin yerinize oturup sizin ayakta kalmanıza neden olabilir. Ancak bu kısımda ayakta kalmaya nelerin neden olduğunu değil, bu durumu nasıl en az acılı hale getirebileceğimizi inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım.
Küçnot: Ağzına kadar dolu belediye otobüsü resmi bulamadım, o yüzden Hindistan’dan bir kareden faydalandım. Adamlar ayakta gitme sorununu çözmüşler.
Sonbinot: Burada verilen yöntemler sadece benim bindiğim otobüslerde denenmiştir. Genellikle 541 ve 527 ile ayakta gittiğim için burada verdiğim örnekler diğer hatlar için benzerlik göstermeyebilir.
Vallasonnot: Based on a true story yane.
- Ayakta giden yolcunun tek hedefi vardır. Varacağı yere gelmeden oturmak. Şöfer beyler bunu engellemek için arada arkaya ilerleme mesajları verirler. Bu kısım önemlidir. Arkaya ilerlememeyi sağlayacak bir sote nokta bulunmalı ve açığa çıkacak olan boş koltuklar beklenmelidir. Belediye otobüslerinin orta kısımlarında bulunan boşluklarda beklemek ayakta kalmayı garantiler. En arka kısımda ayakta yolculuk yapmak oturma olasılığınızı yükseltecektir.
- Ayakta giden yolcunun ayakta kitap okumaya çalışması yer kazanma olasılığını arttırır. Ayakta kitap okumak zordur. Ancak inmek üzere olan insanlar kendi kitap okumamalarının verdiği kötü hissi biraz azaltmak için kitap okuyanlara yer vermeyi teklif ederler. Ancak bu yöntem genellikle yolculukların sonlarında işe yarar.
- Ayakta giden yolcu aracın iç dinamiğini çözümlemelidir. Şöfer beyin sürüş tarzını anlamalı, amortisörlerle kardeş olmalıdır. Bu durumda ayakta giden yolcu düşme tehlikesi yaşamaz, yolculuk boşunca şaşırmaz, hayatını tehlikeye atmaz.
- Ayakta gidilen araca bindiğinizde diğer yolcuları tahlil etmek hayati önem taşımaktadır. Zira bu tahlil ile kimin nerede ineceğini tahmin etmek önceden belli olur. Liselilerin nerede ineceğini zaten az buçuk tahmin edebilirsiniz. Örneğin modern bir orta yaşlı bayan Eryaman otobüsünde Hava Lojmanları’nda inebilir. Aynı şekilde iş hayatına yeni adım atmış kişiler genellikle son duraklara yakın yerlerde inerler. Burada anlaşılması en zor grup bıyıklılardır. Bıyıklıların
genellikle nerede ineceği belli olmaz. Bu konuda daha geniş bir araştırma yapmak gerekiyor. - Ayakta gidecek yolcu hazırlıklı olmalıdır. Rahat ayakkabılar, terletmeyecek kıyafetler, bir miktar su, para ve mendil olmazsa olmazlardandır. Planlarınızı sanki varacağınız yere kadar hiç oturamayacakmışsınız gibi yapmanız zor durumlarla karşılaştığınızda işinize yarayacaktır.
- Ayakta giden yolcu kibar olmamalıdır. Zira otobüs insan hayvanının içgüdülerinin konuştuğu bir ortamdır. Hızlı davranan kazanır.
- Ayakta giden yolcu hava durumundan, gündemden ve trafik durumundan haberdar olmalıdır. Biri eksik kalırsa ayakta giden yolcu daha uzun süre ayakta kalır. Hava kötüyse, kar varsa rota ona göre çizilmelidir. Bir yerde eylem varsa, yemin töreni varsa (bkz. zırhlı birlikler) ayakta kalan yolcu daha uzun süre ayakta kalabilir.
20 gündür Bursa’daydım. Artık dönme zamanı gelmişti. Pek dışarı da çıkmadım orada zaten. Gözlem falan yapamadım ama daha önceki bildiklerimden de yola çıkarak Bursa’nın tutucu bir şehir olduğunu rahatça söyleyebilirim. Yeni nesilde bu akım sürmeyecek gibi görünse de hiç belli olmaz. Başarılı mahalle baskısıyla harikalar (!) yaratılabilir. Modernleşse de tüketim çılgınlığına katılsa da gençlerde sert değişimler olabilir. Fakat çok fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Artık aktivist tavırlar pek sergilenmiyor. Herkes sevgili peşine takılmış, dünyayı takan yok. O yüzden bu gençlerin pek bir taraflara çekileceklerini sanmıyorum. Sadece vasıfsız iş gücü olarak hayatlarına devam edecekler. Gördüğüm kadarıyla pek çoğu da eğitim hayatlarında istedikleri başarıyı elde edemiyor. Çalışmayıp gezerseniz olmaz tabii ki kuzum! Neyse ben asıl konuma döneyim. Bursa ile ilgili uzun bir yazı yazmaktan böylece kurtulmuş oldum.
Ülke içi yolculuklarda kara yolunu tercih ediyorum. Kendi otomobilimiz yok. Bu yüzden otobüs firmalarına bağımlı durumdayım. Her ne kadar tren de başarılı bir alternatif olsa da sadece İstanbul’a giderken yardımcı oluyor. Yazları tatil dışında akrabaları ziyaret ettiğim düşünülürse gidebileceğim şehirler Bursa, İstanbul ve Ankara ile sınırlı. Zaten Kastamonu’dan Ankara’ya giderken karayolundan başka alternatifiniz yok. Neyse ki artık Kastamonu’da yaşamıyorum. Ankara’dan pek çok yere bir kaç alternatif var. Daha ülke içindeki yolculuklarımda uçak kullanmıyorum ama uygun durumlar olduğunda kaçırmamak gerekir. Takip etmek lazım. Bunun dışında İstanbul’a trenle gitmek oldukça iyi bir alternatif. Hem benim gideceğim yer tren istasyonuna yakın hem de hızlı trenle birlikte beş buçuk saate kadar inmiş. Tamamen hızlı trene geçildiğinde çok daha hızlı olacaktır. Umarım o günleri de görürüm. Hızlı Tren’e Eskişehir’e gitmek için binecektim fakat o gitme işi iptal olunca binemedim. Bir ara belki sıft Hızlı Tren’e binmiş olmak için Eskişehir’e gidebilirim. Ev hanımları hızlı trene binip Eskişehir’de börek yiyip geri dönüyorlarmış. Modern Sabahlar’da dedikleri gibi bir ev hanımı kadar olamadık!
Türkiye’nin en gelişmiş ulaşım yolu karayolları. Birçok yere en kolay karayoluyla ulaşılabiliyor. Hatta birçok yere sadece karayoluyla ulaşılabiliyor. Bu yüzden ülkemizde birçok otobüs firması, birçok rota ve pek çok da yol var. Ben aktif olarak 90′lardan beri otobüs ile yolculuk yaptığımdan dolayı hem sektörün gelişmesini hem de teknolojinin gelişmesini gördüm. Otobüsler konfor açısından oldukça değişti. Eskiden çift katlı otobüsler oldukça yaygındı. Biz 4′lü kısmı alırdık, ben de iki kişilik yerde uzanarak uyurdum. Geri geri gitmeyi o zaman da severdim. Televizyon yoktu o zamanlar otobüslerde. Host/Hostes kavramı da yeni yeni ortaya çıkıyordu. Bu anlattıklarım 90ların ortaları. Sular bugün olduğu gibi 1.5 litrelik şişelerden pet bardaklara konulmaz, hazır sulu 250 ml.’lik pet bardaklarda verilirdi. Bu bardaklar bana da pek çok kişiye de nedense daha samimi gelir. Belki de daha masraflı olduğu içindir. Bugünlere göre daha zor yıllardı onlar.