Puan: 




Blog’a uzun süredir yazı yazmamamı Behzat Ç. ile bozmaktan daha iyi bir şey olamazdı sanırım. Bunun da bir kıpkıpçılar etkinliğiyle birleşmesi de köri sosu gibi bir şey oldu. Kıpkıpçıları, Radyo Odtü’de Modern Sabahlar dinleyici grubu olarak özetleyebilirim ama bu fazla bir özetleştirme oluyor, o yüzden de tüm kıpkıp camiasından özür diliyorum.
Filme dönecek olursam. Behzat Ç.’yi televizyonda severek izledim, kitaplarını da severek okudum. Sanırım dizinin sezon finali yapmasından sonra arada geçen süre beni diziden bir nebze uzaklaştırmış. Film başlangıcında diziyi özlediğimi fark etsem de filmden aldığım tatmin bir noktayı aşamadı.
Film, Emrah Serbes’in “Son Hafriyat” kitabından uyarlanmış. Filmin ilk adı da Son Hafriyat’tı ancak sonradan ismi alakasız ve saçma bir şekilde Seni Kalbime Gömdüm’e çevirildi. Film yüksek oranda kitaba uygun olsa da kitaptan farklı olan kısımları da vardı. Senaryo açısından filmde katlanılamayacak bir durum yok. Bir Behzat Ç. sezon finali kadar olmasa da sezon içerisindeki pek çok bölümden daha iyi.
Dizi halinden filme uyarlamada bazı sorunlar oluşmuş gibi. Filmde sansür olmayacağından küfürlü bir Behzat Ç. heyecanı yaşıyordum ancak küfür edildiği için daha az küfür edilmiş gibi geldi. Behzat’ın ağzında sigarayla dolaşmasına da pek alışamadım. Fakat içkiyi öven kısımlar eğlenceliydi. Dizi bölümlerine göre Harun’a daha fazla komik olma olanağı tanınmıştı.
Açıkçası ben filmde beklediğimi bulamadım. Bunda benim beklentilerimin yüksek olması ve televizyon ekibinin ilk film denemesi olmasının da etkisi olabilir. Diziyi izleyenler filmi izleyecektir zaten. Diziyi izlemeyenler için ise hem diziyle tanışma olanağı hem de gerçek Türk polisiyesini görme şansı bekliyor. Ayrıca filmin ilk gün gelirlerinin Van’da yaşanan deprem için bağışlanacak olması da saygı değer bir davranış.
Ankara’da yaşamaya başlamadan önce radyo dinlemenin ne kadar saçma ve eski bir şey olduğunu düşünürdüm. Aslında müzik dinlemek için hala öyle olduğunu düşünüyorum. Tamam kişisel müzik çalarlar çıkmadan önce radyo dinlemek mantıklı bir aktivite olarak yorumlanabilir ama walkman çıktı mertlik bozuldu. İstediğinizi dinlemek için herhangi bir sınır olmaması aslında insanoğlunun yaşadığı en büyük özgürlüklerden birisi. Müzik gibi büyülü bir şeye tüketim maddesi gibi ulaşmak aslında hem iyi hem de kötü ama ben burada bundan bahsetmeyeceğim tabii ki.
Burası bir kişisel blog olmasına rağmen birçok kişisel blog gibi kısa yazılardan oluşmuyor. Kısa yazı yazmayı sevmiyorum. Düşüncelerimi kısaca da anlatırım ama o zaman bu blogum değil Twitter hesabım olur. Aslında bu yazıyı ortaya çıkaran fikir bir cümleyle özetlenebilir ama ben sanki burada kendi köşe yazımı yazıyormuş gibi hissettiğimden ne kadar uzun olursa o kadar iyi. Ancak yazılar uzadıkça doğal olarak başladığım noktadan uzaklaşıyorum ve yazının beli de bükülebiliyor. Bazen cümleleri uzatıp cümlenin başını bile unutabiliyorum. Biliyorum benim gibi yazanlar da var ama saçma sapan uçuk kaçık bazen bir cümleden yazı çıkaranlar da var. Açıkçası bana duyguları bir cümle ile ifade etmek yeterli gelmiyor. Yaparım ama uzatmak daha hoşuma gidiyor sanırım. Bu yazının girişi de kendi kendine buraya kadar gelişti. Şimdi yana bir resim bulayım siz de yazının devamını okumak istiyorsanız devam edin.