İstanbul Tatili ve Tatilin Son Günleri

İstanbul tatilim son buldu. İki hafta boyunca iyi eğlendim diyebilirim. İstanbul’u inceledim, ısınmaya çalıştım. Gelecekte nasıl yaşayabilirim bu soruyu yanıtladım. Artık İstanbul’u seviyorum. Fakat öyle sıradan insanlar gibi denizi için değil. Şehrin uyumaması ve önünüze sunduğu olanakların çok fazla olması ilk iki sevme nedenim. Fikirlerimi, bu hale gelişlerini İstanbul etiketli yazılarımda bulabilirsiniz. Bu formatı da sevdim. Kısa bir giriş sonra maddeler halinde anlatma. Barış işi düzgün yapıyormuş uzun zamandır.

  • Eskiden yeniye geleyim dedim. Yazmayı düşündüğüm en eski şey Koç Üniversitesi gezimdi (Bilmeyenler için TOBB ETÜ‘de okuduğumu hatırlatmakta fayda var). Kuzenim ÖSS’ye girdi bu sene. Onun tercihlerinde yardımcı olması amacıyla bölüm/üniversite tanıtımı karışımı bir geziye katıldık. Koç ile ilgili yaşadıklarımı, fikirlerimi de tek tek anlatayım.
  • Kadıköy’den Shuttle ile uzun bir yolculuğa çıktık. Sarıyer’in sonlarına doğru bir yerde. Neredeyse Rumelifeneri’nde. Çok uzak. Neyse ki trafik yoktu da çabuk (!) varabildik. Okul dağın tepesinde. Okul servisleri ve özel araçlar dışında ulaşmak oldukça zor olacaktır (metro biterse çok kolaylaşır tabii). Önce Sarıyer’e oradan da okulun içine giren dolmuşlara binmek gerekiyor.
  • Sarıyer güzel bir yermiş. Uzak biraz ama hafiften bir sahil kasabası tipi var. Sakin bir yaşam sürülebilir belki.
  • Koç Üniversitesi beklediğimden çok küçükmüş (bkz. ETÜ’de oldukça küçük). Okulun etrafı ormanlarla çevrili ama orman arazisi onların değil. Yeni yapılan yurtlar da okulun dışındaymış bu yüzden.
  • Okul yer itibariyle dağ başında olduğundan sürekli bir esinti var. Hava kapalıyken serin olabiliyor. Güneş çıktığında ise sıcaklığı tam hissedemiyorsunuz çünkü rüzgar esiyor. Kışın soğuk oluyordur ancak yazın sıcaklık sorunları yaşamıyorlar.
  • Okulda en çok sevdiğim şey oturulacak çok fazla yer olmasıydı. Zaten bölüm binaları birbirinden çok uzak değil (sanırım bağlılar da). Fakat oturulabilecek açık alanların fazlalığını ve bölümlerin avlularını beğendim.
  • Okulun öğretimi hakkında bana bir şey söylemek düşmez. Fakat bize Mühendislik Fakültesini anlatan hoca okul olarak Sabancı’yı rakip aldıklarını söyledi. Bence biraz yanılıyorlar. Dediğim gibi tam bilmiyorum ama gerçekten çok kaliteli bir eğitim verilmiyorsa okul kendi çapını biraz fazla büyük düşünüyor.
  • Aklımda kalan bir diğer şey ise erkeklerin kız yurduna gece 12′ye kadar rahat girip çıkabildikleriydi. İlgilenenlere duyurulur. Bu kadar Koç yeter herhalde.
  • Geziden sonraki 4-5 günün bir kısmı Beyoğlu’nda bir kısmı da Kadıköy’de eğlenerek geçti. Çok fazla detaya girilecek bir şey yok. Sadece keyifliydi diyebilirim.
  • Şu meşhur İstanbul metrosuna da bindim. 4. Levent’ten Taksim’e gittim ve döndüm. Tamamlandığında insanların hayatını kolaylaştıracağı belli. Senelerdir Ankara’da metroya binen biri olarak beni çok fazla etkilemiyor ama bazı duraklar muazzam. Ayrıca Ankara’da yer altına indiğimizden çok daha derinlere indik. Fazla yürüyen merdiven var.
  • Cumartesi akşamı kuzenimle Caddebostan’a gittik. Klasik bir şekilde Migros’a gittik ve biralarımızı aldık. Deniz kenarında birer bira içtikten sonra çimenliklere geçtik. Orada hayatımın en ilginç anlarından birini yaşadım.
  • Adamın teki geldi ve kendini “Dünyayı Kurtaran Adam” olarak tanıttı. Ozon tabakasından falan bahsetti. Gittim küçülttüm benzeri laflar etti. Akli dengesinin yerinde olmadığı belliydi. Sürekli susmak olmaz diye marduk falan filan dedim. En sonunda bize “kartvizitini” bıraktı. Bir gazeteden kesilmiş ozon tabakası görüntüleri. Arkasında da bazı internet sitelerinin adresleri vardı. Adam kendini “Hz. Tansu” diye çağırıyor olabilir. Ekşi sözlüğün de adresi vardı. Orada aradım ama bulamadım. Sonra vazgeçtim uğraşmaktan.
  • Pazar günü de geldiğim gibi Ulusoy’la döndüm. Ufak otobüslerinde internet hizmeti yok. Neredeyse 8 saatlik yolculukta bir kez mola vermeleri de manidar. Artık okuldan zaman bulursam ancak sahillere akacağımdan çok fazla da umrumda değil.
  • iPod’umu 10 gün falan çalıştırmamıştım. Ekranındaki çizgiler azalmış. Şarjı ise bitmemiş. Ben yine de şarj ettim. Yolda sadece Modern Sabahlar podcasti dinliyorum çünkü.
  • Pokemon oyunlarını da bitirdim. Artık bilgisayar oyunlarına geri dönebilirim.

Blogosfer için küçük, benim için büyük bir adım!

Apollo 11 bootprint Blogosfer için küçük, benim için büyük bir adım!Ay’daki ilk ayak izinin resmini koyacaktım ama 2.8.1′e geçtikten sonra sorunlar yaşıyorum. Şu sıralar resim yükleyemiyorum. Kusura bakmayın Sorunu hallettim. Artık gerekli resmi koyabilirim. Hatta koydum. Buraya yazı yazmıyorum ama hayat akıp gidiyor. İstanbul sıcak. Supernatural bile zar zor izliyorum. Karşıma vantilatör alıyorum güzdüzleri. USB vantilatör almak lazım bir tane. Çok faydalı olabilir. Neyse açıkçası yazı yazmamamı size açıklamak zorunda hissetmiyorum. Okurunu azarlama kapasitesi olan bir bloggerım.

Gelelim zurnanın ses çıkardığı yere:

  • Yavuz Çetin’i sevmişimdir. Fakat İstanbul yollarında dinlemek ayrı bir zevkli. Deneyin. 202 gibi uzun rotalı bir otobüste güzel gidiyor. Köprüden geçmeyi seviyorum.
  • Hala İstanbul’dayım. 2 yazı yazdım İstanbul ile ilgili. Link vermeyecek kadar tembel bir adamım. Bu şehri sevmeye başladım ama. Gelecekte burada yaşadığımı görebiliyorum.
  • Bloggerlara veya insanlara verecek öğüdüm yok bu aralar. Araştırma yapılması gereken yazılar da yazamayacağım kadar sıcak bir iklimdeyim. O yüzden bu aralar blogu daha kişiselleştiriyorum. Başlık da oradan geliyor. Filmin adının filmde geçtiği dandik sahne gibi…
  • Saat 12′yi geçmiş. O zaman dün diyebilirim. Dün İBYD toplantısına gittim. Google Maps çizimi çok yardımcı oldu. Daha önce Ankara’da yaşayıp Karanfil’deki Dost Kitabevini bilmeyen birine çizmiştim. Kadıköy’e gittim. Kadıköy’den Beşiktaş vapuruna bindim. Gittiğimiz kafe iskeleye oldukça yakınmış. Karışık bir yerdeymiş gibi anlattılar bana. Elimle koymuş gibi buldum.
  • İlk gelen ben olmasam da ikinci gelen bendim! Tanıdığım gelenler oldu. Gideyim konuşayım diye düşündüm ama nedense tek başıma oturdum. Özge gelince (sonunda tanıştık! Her ne kadar müzik konuşamasak da, ilk adımı attık diyebilirim) ben de bloggerlara karıştım.
  • Ben daha çok sosyal medya, blog konuları konuşulur diye tahmin ediyordum. Derneğin çerçevesiyle ilgili çok fazla konuşuldu. Açıkçası biraz sıkıcıydı. Dernek için önerilerimi belirtmedim ama ufak bir kağıda not ettim. Belki buraya yazarım belki sadece dernek yöneticilerine gönderirim. Şimdilik bir şey diyemeyeceğim.
  • Sunipeyk! Fikirlerini oldukça beğendim. Bıyıklara değinmiyorum bile! Bir gün birebir sohbet etmek isterim.
  • İlk bulduğum aralıkta çıktım. Kimseyle vedalaşmadım. Kusura bakmasınlar. Tekrar dönüp sohbeti de bölmek istemedim.
  • Kuzenimin ufak bir konseri vardı. Kadıköy Anadolu re-union gibi. Pulp’taymış. Adresi bilmiyordum. Google sağolsun kolayca buldum (benim yön bulma duyularım da gelişmiş olabilir –  Tuna buna katılmayacaktır. Moda sahili mevzuusu başka ama).
  • Klasik parçalar iyi vakit geçirmemi sağladı. Eğlendim. Otobüse bindim eve döndüm.
  • Yolda farkettim ki İstanbul yaşayan bir şehir. Gerçekten de ülkenin ekonomisi bu şehirde dönüyor.
  • Çok geç olmadı ama ben yorgunum. Uyumaya gidiyorum şimdi. İyi geceler okuyucu.
  • Sana okuyucu dememde bir sakınca yoktur umarım. Beğensen de beğenmesen de öyle sesleneceğim çünkü. Samimi olalım biraz. Ben burda özelime girmişim o kadar icon biggrin Blogosfer için küçük, benim için büyük bir adım!

İstanbul 2

istanbul04preview 300x250 İstanbul 2İki gün önceki yazımda İstanbul hakkında pek iyi şeyler söylememiştim. Fakat yazının sonunda siz bana bakmayın iki gün sonra alışırım da demiştim. Oldukça yerinde bir tespit olmuş bu. Çünkü dün akşam itibariyle İstanbul’a alıştım ve İstanbul’u sevdim. Tabii bunda otobüste gördüğüm kızın etkisi var mı bilmiyorum. Durak 4-5 sokak yukarıda kaldığım yerden. O kızla aynı sokakta oturuyoruz. Peh keşke tanışsaydım. Otobüstegördüm diye saçma sapan bir siteye bile başvurdum icon biggrin İstanbul 2 . Sanıyorum bu içimdeki kıpırdanma bu şehire karşı daha samimi yaklaşmamı sağladı.

Sıcak, nemli, aşırı kalabalık ama samimi, arkadaş canlısı, haraketli. Normalde anadolu yakasından avrupa yakasına geçerken hiçbir şey hissetmezdim bu sefer nedense bir değişik hissettim. Köprüden geçerken köprünün muazzam bir mühendislik harikası olduğunu yakından istanbul buyuk 300x216 İstanbul 2gördüm. Belki biraz da bu karşıya geçerken beni etkiledi. Ulaşım sistemi başta çok karışık geldiyse de aslında o kadar da karışık değil. Bineceğiniz aracı bulduktan sonra gerisi çok kolay. Ayrıca otobüs saatleri de Ankara’daki gibi değil. Otobüsler sabaha kadar devam ediyor. Ankara’da da bazı otobüsler öyledir belki ama benim işime yarayan otobüsler öyle değil. Aslında bunu sadece belirli otobüsler olarak değil de tüm ana otobüsler olarak ayarlanması lazım. İsteyen insan istediği saatte evine dönebilsin.

Arkadaşlarla buluştum. Çok eğlenmiş olacağız ki bir güne sığdıramadık tekrar buluşuyoruz. Dün önce Kadıköy’e gidip orada biraz oyalandıktan sonra 110 ile Taksim’e geçmiştik. Dönüşte de 112 ile eve çok yakın olan bir durakta inmiştim. Bu sefer direkt olarak 112 ile Taksim’e gideceğim. Aslında kilometre bazında çok fazla gitmiyoruz. Ankara’da çok daha uzun hatlara daha az para veriyorum. Burada köprüden geçme mevzuu da var tabii.

5688istanbul karli 225x300 İstanbul 2İstanbul’da yaşamam zor olur diyordum. Bugünkü halimle zor olur evet. Teknolojiden yardım almam şart. Çünkü yazın gerçekten sıkıcı hale gelen bir hava var. İstanbul’u kışın görmedim. Kışlarının çok sert olduğunu zannetmiyorum. Zaten benim en büyük derdim hava sıcaklıkları olduğundan kışları bir sorunum olmaz. Toplu taşıma sorunumu bir nebze çözdüm zaten. Otobüsler gerçekten pek faydalı. Minibüslerle uğraşmaktan daha kolay geliyor bana. Fakat ben bu şehirde yaşacaksam kendi otomobilimi isterim. Köprü trafiğine biraz da benim katkım olsun. Hoş adam akıllı bir köprü trafiği görmedim ama saatlerce sürek beklemelerle karşılaşmak istemiyorum. Fakat her İstanbullu bir gün o trafiği tattığı için ben de bir gün yakalanırım.

Otomobil isteğimin ulaşım yanında sıcaklık konusundaki etkisi de yadsınamaz. İstanbul’da yaşamak için burada çalışmam lazım. Zaten çalışma yerimin havalandırması yaşanabilecek halde olacağından gün boyunca pek bir sorun olmaz. Eve de sıcaklık için küresel ısınmacı çözümler bulunabilir. Böylece sıcaklık sorunumu da halletmiş oluyorum. Ulaşım sorunu da olmadığına göre belirttim koşullar ile İstanbul’da yaşayabilirim. Şirketlere duyurulur icon biggrin İstanbul 2

İstanbul

Bu yazıda İstanbul ile görüşlerimi aktarmayacağım. İstanbul’un güzelliklerinden, sıcağından falan bahsetmeyeceğim. Son zamanlarda başıma gelenlerden, yazı yazmama nedenlerimden yolculuklarımdan bahsedeceğim. Resimsiz, madde madde yazacağım. Başlıyorum:

  • Bursa’dan ayrıldığımdan beri doğru düzgün yazı yazamıyorum. İki haftayı geçmedi Bursa’yı bırakalı. Tam süreden emin değilim. Şu sıralarda Hergünbiri’nde yayınlanacak olan Blog Yazmak konusundaki yazımda (yazı yayınlandığında bağlantı veririm yazı yayınlanmış bağlantıyı verdim) bahsetmediysem burada yazdığım ve içinde blog yazma hakkında bir-iki şeyden bahsettiğim yazıda (hangi yazı emin değilim hemen açıp bakıyorum ikisine de – burada yazmışım bağlantıyı verdim hemen) duşta iyi yazı fikirleri geldiğini söylemiştim. Ayıptır söylemesi Bursa’da her gün havuza girdiğimden duş olayı da daha sık oluyordu. Kastamonu’da ise hem hava daha serindi hem de suyun sıcaklığını ayarlamak beni uğraştırdığından ilham perisi daha az uğradı bu yüzden pek yazı fikri gelmedi.
  • Uzak illerde okuyan arkadaşlarla ve aynı şehiri bırakın sadece farklı etaplarda olmamıza rağmen görüşemediğim arkadaşlarımla vakit geçirdiğimden yazıyı bırakın dizilerimi bile doğru düzgün izleyemedim. Evet, dizi izlemek benim içim buraya yazı yazmaktan daha önemli. Diziler olmasa yazılmayı bekleyen 6-7 yazı da olmayacaktı. O yüzden dizi deyip geçmeyin.
  • Dizinin yanısıra PSP’mde uzun süredir Rock Band Unplugged olmasına rağmen yolculuk sırasında film izlerim diye (yanıma aldığım laptopın pili ölü çünkü) 2-3 film çevirirken PSP’ye Gameboy Advance emülatörü atmamla seneler sonra tekrar bir Pokémon macerasına başladım. 3 günde toplamda 15 saate varan süre boyunca Pokémon oyunu oynadım. Özlemişim. Fakat her oyunu hileyle oynadığımdan bunun için de uzun bir süre hile aradım ve bu sorunu da hallettim ama hile oyunda bir atlamaya neden oldu ve ben bir yerde sıkışıp kaldım. Daha sonra da istemeden oyunu bitirdim. Bu yüzden şu aralar yeni Pokémonların olduğu başka bir oyunu oynuyorum. Maksat eğlenmek. Pokémon ile ilgili bir yazı da yakın bir zamanda gelecek.
  • Bugün 5 Temmuz ve ben Kastamonu’dan İstanbul’a yaklaşık iki haftalığına geldim. Fakat bu tatil diyebileceğim ziyaret az yazı yazmama neden olacak fakat yeni insanlarla tanışmama, uzun süredir görmediğim, yakın zamanda gördüğüm arkadaşlarla buluşmamı sağlayacak. Fakat dediğim gibi yazı konusunda benden çok yüksek bir performans beklemeyin. Belki 2-3 yazı yazarım bu süre boyunca.
  • Yaklaşık 7 saat süren yolculuğum boyunca Modern Sabahlar podcasti dinledim. PSP’de film ve Pokémon oyunu olmasına rağmen sıkılmadan saatlerce arka arkaya dinledim (ablam icon biggrin İstanbul ). Otobüsteki çocukların (özellikle arkamda oturan o iblis yok mu!) pek çok kişiyi sinir ettiğine şahit oldum. Genellikle gürültü yoluyla yayılsalar da arkamdaki iblis gerek koltuğu sallaması, gerek mırıldanması, gerek camın kenarından elini uzatması, gerekse orama burama çarpmasıyla beni sinir etti. Ağzının ortasına çarpmak istedim. Şiddete yönelim bu işte. İnsanların cinnet geçirebilmesini artık olağan karşılıyorum.
  • Bu yolculuktaki iblisler bana iki fikir verdi. İlki arabam olmadan velet yapmamam gerektiği ikincisi ise otobüs yolculuklarının ne kadar itici olduğunun tekrar iğneleyici bir şekilde kafama sokulmasıydı. Neyse ki gelecek seneler 1 ay tatilim olacağından (TOBB ETÜ’de okuduğumu hatırlatıyorum. Daha fazla bilgi için Google’da TOBB ETÜ ve Ortak Eğitim diye aratabilirsiniz) hızla tatil yörelerine (belki yurtdışına) kaçmayı planlayacağımdan pek çok dertle uğraşmayacağım.
  • İstanbul’u özlemişim ama çok değil. Eskisi kadar beni büyülemediğini fark ettim. Ankara’da yaşamamdan dolayı böyle oldu herhalde. İzmit’te verdiğimiz mola (4.5 saat molasız gittik) beni tekrar nemli sıcak ile karşı karşıya getirdi. Gerçekten bunaltan bir hava. İstanbul’da yaşamak benim için çok kolay olmayabilir (2 günde alışırım siz bakmayın bana). Buradan bu interneti sağlayan “aslancimbom”a teşekkür ederim. Kotalı olup olmadığını bilmediğimden torrentleri çalıştırmayacağım. Bu da minnet göstergem.

Sivrisineklerle uğraşmaya gidiyorum okuyucu. Sıcak buralar…