Uzun zamandır film yorumları yazmıyorum herhalde. Bir kontrol edeyim. 23 Ağustos’ta The Boat That Rocked’ı ayrı olarak yazmışım, 21′inde de toplu olarak yazmışım. Eh bayağı zaman geçmiş film yorumlamayalı. Bloga sadece film için girenler de varmış (örn. Clark) bu yüzden onların elleri boş dönmelerini de pek istemiyorum. Film temposunun düşmesinin tek nedeni benim dizi izlemem. Bilgisayar başındayım yani, merak etmeyin Dünya’nın sonu gelmiyor.
The Beatles – Yellow Submarine
Beatles filmlerini sevmişimdir. Zaten 4 tane film var. İlk iki film bana daha güzel gelmişti. Bu filmde zaten Beatlelar oynamıyor. Yani ufak 1-2 sahnede varlar o yüzden ona oynama denemez sanırım. Fakat hepsi seslendirme yapıyor. Film, çizgi film (çok ilginç bir cümle oldu). Hatta öyle sıradan çizgi filmlerden de değil. Grup bu filmi yaparken ve filme de adını veren albümü kaydederken yoğun derecede uyuşturucu kullandığı için uyuşturucunun etkisi filme de yansımış. Bu türe “psychedelic” (Türkçe’si de psikedelikmiş) deniliyor. Karmaşa, mantıksızlık, rengarenk çevre ve saçma sapan (ayık bir kafa saçma gelmesini çok doğal buluyorum) gelebilecek daha pek çok şey içeriyor. Film aslında elimde vardı bir süredir ama izlemek istemiyordum pek sanırım. Robot Chicken’ın bir bölümünde bu film geçince biraz ilginç geldi ve izlemeye karar verdim. Bu filmin bir benzeri daha var mı bilmiyorum. Kendi alanında bir klasik. İlginizi çekiyorsa mutlaka izleyin, ilginizi çekmiyorsa film size çok saçma gelecektir.
Groundhog Day
Amerikalıların çok ilginç ritüelleri var. Groundhog da bir gelenek. Groundhog günü asıl olarak Punxsutawney, Pennsylvania’da kutlanıyor. 2 Şubat günü Punxsutawney Phil adı verilen bir tarla faresine kışın uzayıp uzamayacağı sembolik olarak sorulur. Teknolojinin gelişmesiyle artık bu farenin yanlış çıkması neredeyse imkansız olsa da geçmişte de oldukça başarılı tahminlerde bulunduğu söyleniyor. Filme gelecek olursam, filmde ana karakterimizin adı da Phil. Phil Punxsutawney’e isteksizce geliyor, fakat filmin sonunda buraya yerleşmek istiyor. Phil her gün 2 Şubat gününü yaşıyor. Bu döngüden çıkmak için pek çok yolu da deniyor. İlginç bir film. Uzun süren dizilerde genellikle işlenmiş bir konudur (Stargate, Supernatural…). Sanıyorum bu dalgayı başlatan da bu film. 93 çekimi. Film boyunca 90′lı yılları yeniden soluyabilirsiniz. Bariz bir biçimde hissettiriyor o kendini zaten. 90′lı yılların filmleri nedense teknolojik olarak daha önceki filmlerden daha kaliteli olsa da bu filmler arasında dönemsel olarak beni sinirlendiren çok fazla film var. Bu filmi mutlaka izleyin. Bir klasik. İzledikten sonra sorular soracağım.
State of Play
State of Play, senaryosundan haberdar olmadığım; sadece oyuncuları için edindiğim filmlerden biri. Russell Crowe için izlediğimi itiraf etmem gerekiyor. Fakat film beni üzmedi ve beklentilerimin oldukça üzerinde çıktı. Crowe’un filmdeki uzun saçlı halini çok beğendim hatta beni tekrar saç uzatma konusunda fişeklediğini bile söyleyebilirim. Film Washington’da siyaset ve basın etrafında dönüyor. Devlete paralı asker hizmeti sunan bir şirketin sorgusu esnasında olayların sarpa sarması ve cinayetlere varması sonucunda bir gazetede çalışan Cal (Crowe) ağabeyimiz olayların peşinden gidiyor. Film genel olarak oldukça kolay izleniyor. Fakat uzunluğa oranla pek fazla aksiyon yok. Dram, gerilim karışımı bir kıvam tutturulmuş. Ben Affleck’in oyunculuğu beni film boyunca sinir etti. Ağzına bir tane patlatmak istedim. Fakat o saçların uğruna sakin sakin oturdum. Bu tarz filmleri seviyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.
World’s Greatest Dad
World’s Greatest Dad, Robin Williams’ın en son filmi. Kimilerine göre Williams’ın son dönemlerdeki en iyi filmi. Açıkçası Robin Williams’ı çok yakından takip ettiğimi söyleyemeyeceğim. Fakat son dönemde başarısının eskisi gibi olmadığı da bir gerçek. Açıkçası ben bundan sonra da çok fazla ileriye gideceğini düşünmüyorum. Yine de Williams ilginç filmlerde rol alıyor. Takip etmekten zarar çıkmaz. Bu film de açıkçası oldukça değişik. Tam tanımlama “trajikomik” olurdu. Gerçekten film bu tanımlamaya tam uyuyor bence. Filmden bahsetmek istemiyorum, beklentiniz olmadan izlemeniz bence daha mantıklı olur. Oh bir de filmde Williams’ı anadan doğma görüyoruz. En azından ben izlediğim versiyonda gördüm. Pek hoş olmayabilir. Ayrıca film dil olarak da oldukça bozuk. Ona göre birileriyle izleyecekseniz hazırlıklı olun. İzlenmesi pek bir şey kazandırmayacak. Sanıyorum bir sinema filmi olarak değil de televizyon filmi olarak yayınlanmış. Bu da doğal olarak belirli bir kalite sınırı çiziyor bence.