Sinemanın ve Televizyonun Geleceği

Bu yazı nereden oluştu bilmiyorum. Gelecek teknolojileri konusunda da uzman değilim ancak sinema ve televizyon konusunda sıkı takipçi olduğum söylenebilir. Tabii bu da konuda bir fikir sahibi olmama yetiyor sanırım. Lafı uzatmadan fikirlerimi aktarayım yoksa unutabilirim. Zaten bir kere unuttum, hatırladığım an bu yazıya başladım.

SecretCinema460 300x180 Sinemanın ve Televizyonun GeleceğiSinema ve televizyon (burada televizyondan kastım diziler ve yarışma programları tarzındaki şeyler, haber bültenlerini de katabiliriz sanırım) ürünleri tüm topluma bir seferde hitap edemeyecek ürünler. Bu ürünler sanat eserleri olduklarından dolayı böyle oluyor olabilir. Tabii bunun altındaki asıl neden izleyici kitlesinin geniş olması. Benim beğendiğim bir filmi bir başka biri beğenmeyebilir. Benim sevdiğim diziden bir başkası nefret edebilir. Bunun altında kişiliklerimiz ve zevklerimiz var. Sinema ve televizyon endüstrisini için büyük başarılar geniş kitlelere hitap edebilen ürünlerdir. Birden çok izleyici kitlesini ekran karşısına toplayabiliyorsa bu standardın üstündedir. Onlar için tek tip bir izleyici kitlesine sahip olmak izleyicinin istediği türden ürünü sunmak açısından mükemmel bir olanak olabilirdi ancak bu mümkün değil. Bunun çözümü (bence) gelecekte teknoloji ile çözülebilir.

Bilgisayarların gelişmesiyle birlikte filmlerde bilgisayarlar (sadece efekt olarak değil) kesinlikle kullanılan bir teknoloji haline geldiler. Sadece bilgisayar üzerinde geliştirilen sinema ve televizyon yapımları da var. Tabii ki insan unsuru etkili olmaya devam ediyor ancak bunun nedeni yine teknolojik yetersizlikler. Gerçeğe yakın bir insan sesi üretilebilse seslendirme için insanların kullanılacağını zannetmem. İşte geleceğin sinema ve televizyon teknolojisi buradan doğuyor. İnsan katkılı ancak buradaki insan katkısı yapımcılar tarafından değil izleyiciler tarafından gerçekleştirilen bir katkı. Bunun için kronolojik olarak aşağıdaki gibi bir gelişim bekliyorum.

  • Hiç bir insan oyuncusu bulunmayan filmler (teknolojinin gelişimi hakkında bir fikrim yok ancak gelecek 10 yıl içerisinde kesinlikle gerçekleşecek).
  • Yapımında hiç insan olmayan filmler. Senaryo da dahil olmak üzere bütün parçaların bilgisayarlar tarafından gerçekleştirilmesi (bunun için yapay zeka konusunda atılımlar gerekli).
  • İzleyiciden aldığı girdilere göre izleyiciye özel üretilen filmler. Bunlar önce pahalı bir servis olarak başlayıp daha sonra toplumum yaygın bir kesimi tarafından kullanılabilecek bir seviye gelecekler.
  • Sinema salonlarının bitişi.
  • Çökmek üzere olan bir sinema ve televizyon endüstrisinin para kazanmak için geliştireceği çözümler. İzleyicinin ürettiği filmlere izleyiciye uygun reklamlar yerleştirilmesi. Sözleşmeli oyuncuları filmlerde oynatabilmek için ücret ödenmesi (örneğin filminizde Brad Pitt’i oynatmak için 10$ vereceksiniz). Ünlülerin seslerini kullanabilmek için ödenecek bir ücret (oynatmak için kullanılan ücretle aynı mantıkta). Müşteri tarafından üretilen başarılı filmlerin pazarlanması.

Yukarıdaki gelişmelerin sinema ve televizyon endüstrisi tarafından yapılmayacağı belli. Bindikleri dalı kesecek halleri yok. Ancak bilgisayar oyunlarında olduğu gibi oyuncular ve sesleri için (ufak eklentiler, genişletme paketleri gibi) ücret ödeyerek daha başarılı prodüksiyonların yapılması mümkün. Bunun için yüksek işlem kapasitesi olan bilgisayarlara ihtiyaç var. Zaten bilgisayar hızlarının arttığı ve bir ücretle alınabilecek hızın arttığı düşünülürse mantıklı gözüküyor. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte yazılımcıların yukarıda saydıklarımı gerçekleştirmeleri o kadar da zor değil. Sadece sinema ve televizyon için değil video oyunları için de benzer bir teknoloji gelişecek. Kullanıcı “2005 yılında Amerika’da geçen bir FPS oynamak istiyorum” demesiyle oynamak istediği oyun kendisine sunulacak. Ben bunu hayal ediyorum. Ben hayal ediyorsam başkaları da hayal ediyordur. Bu da demektir ki gerçekleşmesi o kadar da zor görünmüyor.

Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler

supernatural boys 225x300 Yeni Sezon Dizileri ve EmmylerOkulların açılmasıyla birlikte (daha pek çok okul açılmadı ama benim ki açıldığı için genel olarak okullar açılmış gibi davranacağım) ilginç bir şekilde dizi ve futbol sezonu başlar. Formula 1 sezonu da biter. Bu ilginçliğin sebebini çözebilmek için dünyayı gezmem gerekiyor, en azından Yeni Zelanda’ya gitmem gerekiyor. Bunu başka bir yazıda anlatayım, oraya belediye başkanı olmayı planlıyorum.

Tabii bu yazı benim zeka parıltımı içeren bir yazı olmayacak daha çok içerik odaklı olacak. Fakat yazıda sadece takip ettiğim dizilerden bahsedeceğim için belki bir kişilik yansıması yakalayabilirsiniz.

Yeni Sezonda Diziler

10 Eylül Perşembe
Supernatural (The CW

10 Eylül Perşembe: Supernatural (The CW)

Başladı bile hatta 2 bölüm izledik. Çok iyi olacak bu sezon dayanamıyorum artık icon biggrin Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler . Lost falan Supernatural’ın yanında dandik kalıyor.

14 Eylül Pazartesi: Gossip Girl (The CW)

Utanmadan söyleyebilirim ki ben Gossip Girl izliyorum. Öyle yapış yapış duygularla izlemiyorum hatta dizideki karakterlerin çoğu beni sinir ediyor ama “upper class”i tanımak da eğlenceli oluyor açıkçası.

17 Eylül Perşembe: Fringe (Fox) ve The Office (NBC)

Fringe geçen sezon müthişti. Sezona da hızlı bir giriş yapmışlar. The Office zaten kalitesi belli bir dizi. Yeni sezon bölümü bana yeterinde kaliteli geldi ama Barış benim gibi düşünmemiş.

21 Eylül Pazartesi: The Big Bang Theory (CBS), CSI: Miami (CBS), Heroes (NBC), House (Fox), How I Met Your Mother (CBS) ve Two and a Half Men (CBS)

Bugün diziler arasında en iyilerinin de başlayacağı gün. Tek tek anlatamayacağım kadar çok dizi başlıyor bugün icon biggrin Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler . Tabii yarın dizilere ulaşabileceğim için pek bir anlamı yok aslında bugünün benim için ama yine de o mutluluk hissini veriyor.

stargate cast 300x225 Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler23 Eylül Çarşamba: CSI: NY (CBS)

Tüm CSI’ları izliyorum. Hatta ilk sezonlarını bulup baştan izlemeye karar verdim. CSI NY’ın ilk sezonlarını bulmak diğerlerine göre çok daha kolaydı o yüzden ilk olarak CSI NY’ı tam olarak izleyeceğim.

24 Eylül Perşembe: CSI (CBS) ve Grey’s Anatomy (ABC)

Favori CSI’m bugün yeni sezona başlıyor. Eskisi gibi olmasa da yine de CSI tadını en iyi Las Vegas veriyor. Greys Anatomy’i izlemeyi bırakabilirim bana fazla dramatik gelmeye başladı ve bu canımı sıkıyor.

27 Eylül Pazar: American Dad (Fox), Californication (Showtime), The Cleveland Show (Fox), Dexter (Showtime), Family Guy (Fox) ve The Simpsons(Fox)

Bugün de oldukça önemli bir gün. Animasyon dizileri başlıyor. The Cleveland Show, Family Guy spinoffu ama izleyeceğimi garanti ediyorum. Dexter’ın ilk bölümü ile Californication’ın ilk iki bölümü ortalıkta geziyor. Showtime’ın dizilerini saklayamama gibi bir problemi var anlaşılan. Dexter’ı henüz izlemedim ama Californication çok iyi bir başlangıç yapmış.

2 Ekim Cuma: Stargate Universe (Sci-fi)

Önemli günlerden biri daha. Artık bir Stargate’e ihtiyacım var. Atlantis’in iptalinden sonra SG-1′ı tekrar izlemeyi düşündüm uzunca bir süre ama kendime engel oldum ve Universe’ü beklemeye başladım. Oldukça umutluyum bu diziden. Adında Stargate varsa tutacağı da garanti gibi bir şey.

15 Ekim Perşembe: 30 Rock (NBC)

30 Rock’ı bu yaz izledim. Açıkçası keşke daha önce izleseymişim de dedim. Oldukça eğlenceli geldi bana. Yeni sezonu sabırsızlıkla beklemiyorum ama geldi mi de mutlu olacağım.

emmy statue 797829 241x300 Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler61. Emmy Ödülleri

En İyi Drama – Mad Men

Mad Men’i bu 3. ödülü olsa gerek. Herhalde gezegendeki herkese Mad Men izletmek istiyorlar. Açıkçası oldukça kaliteli bir dizi ve kabul görmesi çok doğal. Tabii Amerikan aile yapısını göstermesi, Emmy kazanmasında oldukça etkili.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama) – Michael Emerson (Ben Linus – LOST)

Lost yavaş yavaş ödüllerini topluyor. Lost’un sonunun LoTR Return of the King gibi olmasını bekliyorum. Ödülleri süpürmeleri çok normal olacak.

En İyi Komedi – 30 Rock

Mad Men’de olduğu gibi 30 Rock da benzer bir şekilde sanırım 3. kez kazanıyor bu ödülü. Büyük başarılardan söz ediyorum dikkatinizi çekerim.

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi) – Alec Baldwin (Jack Donaghy – 30 Rock)

Alec Baldwin de yine bu ödülü daha önce 30 Rock’tan kazanmıştı (ben öyle hatırlıyorum açıp bakıp kontrol etmeye vaktim yok şu an). NBC ödüllere hile karıştırıyor olabilir icon biggrin Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler .

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi) - Jon Cryer (Alan Harper –  Two and a Half Men)

Two and a Half Men de ödülleri yayarak veriyor ama açıkçası Jon Cryer bu ödülü tamamen hak ediyor.

Son bir nokta olarak 22Dakika ödüllü Emmy yarışmasını bu sene kazanamadım icon biggrin Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler . Daha önce kazanmış ve 6 sezon Stargate SG-1 DVDsi kazanmıştım. Açıkçası bu sene kazansaydım ödüllerin pek işime yarayacağını zannetmiyordum (Blu-ray oynatıcı veriyorlardı). Satardım sadece. 2 doğru tahminde bulunmuşum. Açıkçası saçma işler yaparlar diye kafamdaki kişileri işaretlemedim o yüzden de başarısız oldum diyebilirim. Bu sene de Emmy’lerin haklı yerlere gittiğini düşünüyorum. Gelecek sene bu yazıya bağlantı vererek tekrar tartışırız icon biggrin Yeni Sezon Dizileri ve Emmyler .

Onur Baykal'ın Bürokrasiyle İmtihanı (Bürokrasinin Çarkları Altında Ezilmek)

Uzun bir süredir kişisel içerikli yazı yazmadığımın farkındayım. Daha önce yazacak bir şey olmaması etken iken şimdilerde ise boş zaman bulamamam en önemli etken. Neyse ben özetimsi yazıma geçeyim. Yazı içinde yazı olsun bu.

  • Öncelikle başlıktaki olaydan bahsetmek istiyorum. Bu Pazartesi hazır dersim yokken ehliyetimi almaya gideyim dedim. Bu senenin başlarında sınavlardan geçmiştim zaten. Sadece uygun bir zaman bekliyordum diyebilirim. Sürücü kursuna Sincan’da gittim. Normalde tüm arkadaşlarım ehliyetlerini Ankara Emniyet Genel Müdürlüğünden aldılar. Ben ise Sincan İlçe Emniyet Müdürlüğüne gittim. Sürücü kursu oraya gitmemi söyledi çünkü. Kurstan aldığım dosya ile yola çıktım. Öncelikle 1.5 liraya dosya aldım. Daha sonra 223 lira harç yatırdım. Daha sonra emniyete gittim. Dosyayı aldığımda verdikleri belgeyi doldurdum ve parmak izi verdim. Suç hayatım başlamadan bitti. Parmak izi vermek eğlenceli olsa da bir miktar fişlenmiş hissettim kendimi. Kursa kaydolurken aldığım sağlık raporunda sorun çıktı. “B tipi ehliyet alabilir” benzeri bir cümle bulunmadığı için sağlık raporunu kabul etmediler. Özel hastaneden aldığım bu raporu imzalayan doktora iyi küfürler ettim. Doktorlara saygımı daha da azalttı bu adam. Sincan 7 Numaralı Sağlık Ocağına gidip oradan tekrar bir rapor çıkarttırdım. Sağolsunlar orada biraz daha yardımcı oldular. Daha sonra emniyete döndüm. Dosyalarımı tamamlamamın gururuyla ehliyetimi beklerken beni ehliyet kağıdı almaya gönderdiler. 60 lirada o ufak kağıt parçasına bayıldım. Sonra ehliyeti de verdim. Ertesi gün gidip almamı istediler. Herhalde ben yakın bir zamanda gidip ehliyetimi alırım. Oldukça sancılı bir deneyim oldu. Ülkemizde bürokrasinin işleyişine birebir tanık oldum. Binaların çoğu yakındı ama tek bir yerden halletmek çok daha kolay olabilirdi. Bu işlemin daha kolaylaşacağını zannetmiyorum.
  • Okulum başladı. İki haftadır Ankara’dayım ders görüyorum. İlginç bir durum pek yok. Zorunlu ikinci yabancı dil olarak İspanyolca görüyorum. Üstten de “Girişimcilik ve Liderlik” dersi almaya başladım. Ders kayıt dönemi yine her zaman olduğu gibi sancılı geçti. Neyse ki kazasız belasız atlattım. Derslerime devam ediyorum ve yapmam gereken ödevler, çalışmam gereken dersler var. Bense yazı yazıyorum.
  • Bilgisayarcının Yeri’nden sonra The Next Web Türkiye’de de yazarlığa başladım. Kendim bir teknoloji blogu açmak yerine var olan bir blogda yazarlık yapmak daha kolay geldi. Her ne kadar yetki olarak daha düşük olsa da yazı yazmaya odaklanmak daha kolay oluyor. Tabii benim çok fazla zamanım olmadığı için çok fazla yazı yazamıyorum.
  • Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi’ni bir süredir yazmıyorum. Yazmaya başlamıştım ama öncelikle Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni bitirmeye kadar verdim. O yüzden bir süreliğine onu yazmıyorum. Arda ile oturup logoyu da ayarlayamadık hala. Ramazan’dan sonra demiştim ama biraz daha gecikebilir.
  • Trivial Pursiut güzel bir oyunmuş. Zaten oldum olası böyle bilgi yarışması tarzında olan şeyleri severim. Üç gün arka arkaya oynayınca daha da bir pekişti. Zaten bu hafta sonu sokaklardaydım hep. Maillerimi bile kontrol edemediğim zamanlar oldu. Sosyalleşmenin böyle etkileri olduğunu fark ettim. Olsun eğlenceli günlerdi. Zaman zaman böyle şeyler yapmak lazım.
  • Senelerin ev sinemacısı ben sinemaya gittim. Hem de bir haftada iki kere. Benden beklenmedik bir performans. Zaten dizi de izleyemiyorum. Supernatural’ın yeni sezonu başladı ben ancak 3-4 gün sonra izleyebildim. Gerçekten daha çok zamana ihtiyacım var.
  • Ankara’yı özlemişim ama. Ocak’ta da staja gideceğim için okul çok fazla sıkıcı gelmiyor. Şimdilik eğlenceli ama dersler giderek zorlaşacağını gösteriyor.
  • Likemind’ı da kaçırdım iyi mi! Java tekrarı yaptığımız bir derse girebilmek için Likemind’a gitmedim. Tabii Likemind’a gitmeyerek yeni insanlarla tanıştım. Kazandıklarım kaybettiklerimi geçiyor olabilir bu yüzden.
  • Hayatımdaki gelişmelerden haber vermeye devam edeceğim. Tabii zamanım oldukça.

En Yavan Klişeler

Yazıyı yazmadan önce içine ekleyebileceğim klişeleri düşünürken nedense hep filmlerden ve dizilerden gittiğimi fark ettim. İşin içine insan ilişkilerini de katmaya karar verdim. Hatta düşündüm de ramazandan sonra “Otostoçunun Rock’n Roll Rehberi”ne başlayayım.

Amerika’nın Her Zaman Kurtulması

Aksiyon filmlerinde genellikle çok yüksek sayıda kişiyi ilgilendiren bir problem engellenmeye çalışılır. Bu terörist saldırı olabilir, meteor olabilir hatta doğal afetler bile olabilir (depremi falan durduruyorlar ya). Aksiyon filmlerinin büyük bütçeleri olduğu için genellikle Hollywood dışında aksiyon filmi çeken olmaz. Artık kimilerine göre propaganda kimilerine göre saçmalık bilemeyeceğim ama bu filmlerde metropolitan şehirler tehdit altında olur ve başrol oyuncumuz şehri mutlaka kurtarır. Elbette bazı şeylerden vazgeçer hatta kendini bile feda edebilir ama verilen bütün hasara rağmen şehir kurtulur. Film abartmak istiyorsa kahramanın arkasına bilumum yerlere büyük boylarda bayraklar da yerleştirebilir. 24′te gördüğümüz üzere Amerika ufak kayıplar verebilir ancak hiçbir zaman tam olarak kaybetmez. Kötü olan tüm olayların sonuçları da beklenenden iyi çıkar sonra.

Sorun Sende Değil Bende

Bir sevgili bu lafı ayrılırken söylüyorsa yazık ona. Karşısındakine değil kendine hakaret ediyor bence. Artık bu lafı kullanan kaldı mı bilmiyorum ama mümkünse azalarak bitsin. İki gün sonra uzaylılarla karşılaşsak bize böyle deseler çok çirkin şeyler yaparız onlara çünkü.

Durun! Siz Kardeşsiniz!

Bir zamanların kaçınılmaz klişesi. Sinema klişelerinden bahsedeceğim deyince yabancı sinemayı düşündünüz tabii, değil mi? Oysa Türk sinemasının klişeler konusunda yabancılardan aşağı kalır yanı yok(tu). Yeşilçam’ın altın günlerinin bitmesiyle bu klişe de azalarak bitmiştir. Halen Yeşilçam Tv’de görebilirsiniz.

Almanlar Yenilince Biz De Yenilmiş Sayıldık

Bu cümleyi duymamış olamazsınız. İlkokulda yavrucaklar eziklik duygusu yaşamasın, milliyetçiliklerine zarar gelmesin diye böyle denir. Biz Avusturya-Macaristan İmp. gibi birleşmedik ki onlar yenilince biz de yenik sayılalım.

Herkes Kapısının Önünü Süpürse Sokaklar Tertemiz Olur

Eski klişelerden biridir. Bunu söyleyen yurt dışına çıkmışsa mutlaka “Bilmem nerede geceleri sokakları deterjanla temizliyorlar” da diyecektir. Bu kişi sigara içiyorsa izmaritini de sokağa atmayı ihmal etmez. Sokağa atmak demişken bir de “Bilmem nerede sigara içtikten sonra izmaritlerini ceplerine koyuyorlar” ve “Bilmem nerede herkes sokaklarda işiyor” klişeleri de kaçınılmaz olabilir.

Gizemli Karakterin Önünden Otobüs Geçtikten Sonra Kaybolması

Dizilerde ve filmlerde mutlaka görmüşsünüzdür (hayatınızda sadece bir film izlemediğinizi varsayıyorum). Gizemli karakter bizim ana karaktere uzaktan bakıyordur. Bizim ana karakter ne olduğunu çözemeden ya önünden otobüs geçer ya da kamera bizim karaktere döner ve eski haline döndüğünde karakter kaybolur. Hayatta kim böyle kaybolabiliyor ki? Süper kahraman değiliz ki biz! Sevgili yapımcılar kaçma efekti falan bir şeyler bulun adamı sinir etmeyin.

Tek Maçtan Yatmak

İddaa, spor toto gibi oyunlar döneminden gelen bir klişedir. Genellikle doğru olmakla birlikte eğer bahsi oynayan şahıs futbol bilgisine güveniyorsa 10 yanlış yapsa bile bilet tek maçtan yatar. Zaten futbol bilgisine güvenen bu adam biletlerini de gizlilik içinde hazırlar, kimse görmeden bayiiye verir. Geleceği parlak değildir.

Üniversitede Kızlar Teklif Ediyormuş

Tarihin en yavan klişesi olmaya adaydır. Cümle zaten tam olarak net olmadığı için içerisinde bir gizem taşır. Ne teklif ediyorlarmış? Lisedeki ergen doğal olarak hala kendi pembe unicornlu dünyasında dolaştığı için böyle laflar duyar. Bu gibi lafları diyen hocalar da olabilir. Maksat çocukları daha çok çalıştırmaktır. Bu hoca “üniversiteye kapağı at gerisi kolay” gibi oldukça yanlış bir klişeye de imza atar. Gençleri zehirleyen bu klişeler külliyen yalan ve topluma zararlıdır. İlk kullanan adam bulunursa falakaya yatırılsa bile azdır Iron Maiden’ı denemek için uygun bir aday olabilir.

Pokémon'lu Yıllar

13508035 400x400 300x226 Pokémon'lu Yıllar90′larda büyüyen nesillerin aklına gelecek şeylerin pek çok bugün o kadar dandik gözüküyor ki! O günlerrde dinlenen pop müzik bahsettiğimin en iyi örneği. Gerek saç modelleri gerekse müziksel açılımlar gerçekten çok kötü. O yıllar modaymış demek ki (modadan anlasaydım eşcinsel olurdum!). Burak Kut diyorum başka bir şey demiyorum. Fakat o yıllardan mutluluk ve memnuniyetle hatırladığım şeyler de var. Çocukluğumu 90′larda yaşadığımdan dolayı aklımda kalan şeyler hep bizden önceki nesillere ait. Şirinler, Tom&Jerry, Bugs Bunny… Fakat bizim nesile ait olan bir efsane var. Pokémon! Pokémon’a o çocuk yıllarımda ayırabildiğim tüm kaynakları sarfetmiştim. Oyun kartları, oyunlar, filmler, diziler… O yıllarda diziyi televizyonda izliyorduk. Oyunlar da gameboy için ve siyah-beyaz (ve 150 Pokémon var. Bu konuda oldukça fanatiğim. Yenilerine alışamadım. Şufolderde1fs5 274x300 Pokémon'lu Yıllarsıralar renkli Gameboy oyununu oynadığımdan yeni iblisleri görüyorum. Sanırım yavaş yavaş alışıyorum da. Fakat bu benim fanatizmimi zerre azaltmıyor. Yeni Pokémonları beğenmeme nedenlerim ise belli. İsimlerinin dandik olması, çizimlerinin bana itici gelmesi. Bu iki neden yüzünden alışamadım. Fakat güçleri daha iyi dağıtılmış). Hatırladığım kadarıyla bilgisayarım için bir Gameboy emülatörü bulmuştum. Pokémon Red ve Blue vardı. Tüm gün o siyah-beyaz oyunu oynuyordum. Oldukça ilerlemişim fakat yeterli İngilizcem olmadığından bir yerde takılmışım. O yaz Alanya’da Erol diye bir çocuk vardı. Elinde Gameboy vardı, Pokémon oyununu oynuyordu. Sanırım annesi Türk babası İngilizdi. Çocuk İngilizce konuşuyordu. O sınırlı İngilizcem ile derdimi anlatmaya çalışmıştım. Hatta büyüklerden yardım da almıştım fakat istediğim cevabı alamamıştım. Sanırım bu anım benim İngilizcemin bu hallere gelişmesinde katkısı var. Şimdi olsa çatır çatır sorarım yani icon biggrin Pokémon'lu Yıllar . Sonra öğrendim ki o takıldığım yerdeki adama bir tane eşya verilecek. O takılmadan sonra tekrar böyle oynadım mı hatırlamıyorum. Arkadaşlarla evlerde toplanıp oynuyorduk o derece. Pokémon dizisi sanırım iki yıl 1 300x181 Pokémon'lu Yıllaryayınlandı. Hala Digiturk’te yayınlanıyor da eskiden atv veriyordu yanlış hatırlamıyorsam. Onlar da 1 veya 2 sene yayınladılar. Kaç sene yayınlandığını tam bilemediğim için net bir şey diyemeyeceğim ama bir yıl sabahçı bir yıl öğlenci oluyorduk sanırım o yıllarda. Kadri Suyabakan yeni yapılıyordu. Öğlenciyken eve hemen varmak gerek yoksa izlenemiyor. Çok bölüm kaçırdım o yüzden. Yolda oyalanırken çok zaman kaybederdik. Daha sonra da ne oldu hatırlamıyorum ama bir şekilde bıraktım veya bitirildi. Dediğim gibi tam net hatırlamıyorum.

O yıllarda pek çok çocuk gibi ben de Pokémon’u takıntı haline getirmiştim. Aramızda konuşuyormuyduk bilmiyorum ama okul dışındaki zamanımın çoğunu Pokémona harcıyordum. Benim gibi pek çok çocuk da varmış (şimdi öğreniyoruz). Tabii ben sakin sakin izleyen, eğlenen tiptim. Fakat manyakça izleyen çocuklar da vardı. Kendilerini Pokémon sanıp camdan atlayan bir velet olduğunu hatırlıyorum(bugünlerde de sihirli dizileri izleyip sinir krizi geçiren ve geçirten (ailesine) çocuklar varmış. çok da farklı değil. diziyle değil de çocukla alakası var daha çok). Dizi içinde bir miktar şiddet de olması, Pokémon’un başarısının yok edilmek istenildiği her durumda kullanıyordu. Aileler uyarılıyor, okullarda Pokémon ürünleri yasaklanıyor (bundan tam emin değilim)… Ne oldu hatırlamıyorum ama o akıntı duruldu.

Geçenlerde tekrar Pokémon oyununu buldum. Zaten lisedeyken bir ara oyunu tekrar bitirmeye kalkışmıştım. Şimdi de tam renkli versiyonları oynuyorum. Bir tanesini bitirdim. O eski oyunların renkli yeniden yapımıydı. Şimdi ise tamamen yeni bir oyunu oynuyorum. Yeni Pokémonlar, yeni karakterler, yeni bir harita vs. gibi özellikler var. Bu oyunlar bana Pokémon’un eğlenceli olduğunu tekrar hatırlattı (Pokémon’un Gameboy oyunu çok tuttuktan sonra dizisi çekilmişti). Pokémon’u arızalı bir dönemde kullandığımız terapi gibi değil de eğlenceli bir şey gibi hatırlayalım, hatırlatalım. Güzel günlerdi onlar…