Senelerdir blog yazıyorum ama blogosferin içine pek girmemiştim. Bunu nedeni de başka blogları pek takip etmemem ve diğer bloggerlar ile iletişime girmememdi. Friendfeed sağolsun blogosfere hızlı bir giriş yapmamı sağladı. Tabii öyle olunca okunmaya, beğenilmeye başlandım. İşte ilk mimimle de karşınızdayım. Beni aynı okul hatta aynı bölümde okuduğum Seval Ünver mimledi. Hatta haber de verdi (normalde veriliyor herhalde) ben de boş vakit buldum ve yazımı yazıyorum.
Konu bence ekonomik krizin bloggerlara etkisi. Ekonomik krizi aşmak için yastık altı yapılan sermayenin ortaya çıkması için devlet insanları para harcamaya teşvik edici reklamlar ve kampanyalar düzenliyor. Bu reklamların sloganı “Alın verin, ekonomiye can verin”. Tabii buradaki ekonomi kelimesini blogger yaparsak bize yazı yazma olanağı sağlayan bir konuya gelmiş oluyoruz.
Bloggerlar çoğunlukla iş hayatında bir yere gelmiş kişiler veya öğrencilerden oluşuyor. Tabii ki arada diğer sınıflardan da insanlar var ama demin belirttiklerim daha yoğun olarak ortadalar. İş hayatında bir yere gelmiş blogger deneyim de paylaştığı için oldukça özgün bir içerik üretebiliyor. Blogunu öğrenmek için değil öğretmek için kullanıyor diyebiliriz. Öğrenciler ise daha çok kendi öğrendiklerini paylaşmak, yani hem öğrenmek hem de öğretmek amacıyla bu işe girişiyorlar. Tabii durum böyle olunca rekabeti arttıracak pek çok blog da oluyor. Öğrenci bloglarını özelleştiren o kişinin çevresi başta olmak üzere diğerlerinden anlattığı farklı şeylerdir.
Asıl konuya dönecek olursak, konumu ve kariyeri belli olan bloggerın mali durumu düzgündür. Geliri, gideri belirlidir. Fakat öğrenci için durum oldukça farklı. Pek çok öğrenci asgari ücretin altındaki miktarlarla geçiniyor. Üstüne üstlük pek çoğu da bunun üzerinde para harcıyor. Doğal olarak bütçelerinde açık oluşuyor. Tabii seneler önce çıkan AdSense ile geçinmek rüyasına kapılan gençler bloglarına reklamı da basmayı unutmuyor. Bunun yerine bağış sisteminin de kullanıldığı oluyor. Yazıyı veya blogu beğenen biri ufak miktarlarda bağış yaparak bloggerı motive ediyor. Yani aslında bir nevi bloggerı canlandırmış oluyor. Ben de reklam koymayı düşünmüyor değilim hatta bir aralar koydum da. Fakat buraya gelenleri biraz rahatsız edebileceğini düşünüyorum.
Tabii bloggerda değilseniz (bkz. ben) blogunuz masrafsız olmuyor. Alan adı ücretleri çok fazla olmasa da hosting ücretlerini sabit geliri olmayan bir öğrencinin karşılaması pek kolay olmayabiliyor. Reklamlarını ve bağış kısımlarını bunun için koyanlar var. Çoğunluk elde edecekleri parayı yemek için bekliyor tabii hatta bunu açık açık söyleyenler, bana bir bira ısmarlayın dedikten sonra bağış isteyenler bile olabiliyor. Fakat ben sadece bir mühendis olarak yaklaşabilirim. O yüzden bu konudaki bakış açımı açıklayıp bir sonuç kısmı yapmadan yazıyı bırakıyorum. İsteyen de bu konuda yazsın kimseyi parmakla gösterecek halim yok.
Dün hayatımda bir ilk oldu. Tanımadığım, internetten bildiğim biriyle tanıştım. Benim için ilginç bir deneyim oldu diyebilirim. Bu başlangıcın çığ gibi büyüyüp kontrolden çıkacağına ve sonradan bazı kötü şeylere yol açacağını da şimdiden hissediyorum. Fakat pek çok kazanç için bazı fedakarlıklarda bulunmak çok tuzlu bir ücret gibi gelmiyor. Kendim gibi aktif bir şeyler üreten, teknolojiyi takip eden kısacası kafa insanlarla tanışmak, muhabbet etmek her zaman iyidir (hatta candır, kandır ve cankandır (bu espriyi herkes anlamıyor)).
Daha önce de ilginç konuşmalarımızın olduğu, Eskişehir yolunda tanışmamız gerekn fakat teknik aksaklıklar yüzünden tanışamadığım
5 Temmuz’da yine bu konuda Her Gün Biri’nde yazacağım. Hatta yazıyı yazdım o günü bekliyor. Marro.ws’ta bekletiyorum. Orada yazdığım içerik daha genelken burada yine aynı konuyu farklı bir açıdan ele alacağım. Biraz daha kişisel, biraz daha eleştirel belki biraz daha yapıcı. Bilemiyorum. Yazıyı okuduktan sonra (eğer okursanız tabii) buna siz karar verebilirsiniz, vereceksinizdir de.
(bunu görmedim) var. Kendileri içerik üretmeyip hazıra konanlar da var. Örneğin adam buradaki yazıları otomatik olarak kendi bloguna koyuyor. İçerik hırsızlığı, konumuz bu değil. Bu kadar içerik üretiliyor, bunun doğal olarak bir tüketicisi var.
Yazının başında da dediğim gibi 5 Temmuz’da yayınlanacak olan yazımda yazı yazma tekniklerimden bahsedeceğim. Burada da kısaca bahsedeceğim. Hatta ilham kaynaklarımı da açıklayacağım, evet. Öncelikle bu yazıların yaratılış aşamasını düzgün olarak vereyim. Yazacağım bir yazının içeriği konusunda bir fikrim olur. “Bu konuda yazı yazabilirim”, “Daha önce yazmadım” diye düşünürüm. Buradan yola çıkaran yazacağım yazının başlığını bulurum. Tüm yazılarımı önce başlık atarak yazarım. Başlığa göre yazıyı yazmaya başlar, gerekirse başlığı değiştiririm. Bu yazı ve başlık fikirleri nedense ben duştayken aklıma geliyor. En iyi materyalleri orada çıkarıyorum. Mesela yazacağım 4-5 konu başlığını belirledim. Çok yakında onları da yazmaya başlayacağım.