Sonunda o gün geldi ve geçti. Açıp izlemedim ama bu hafta içerisinde töreni izleyeceğim çünkü bu senenin sunucuları Steve Martin ve Alec Baldwin. İkisi de SNL tarihinin en önemli insanlarından. Bu yüzden törenin oldukça eğlenceli geçeceğine eminim. Doğruyu söylemek gerekirse bu seneki filmlerin de tamamını izlemediğimden dolayı beklentilerimle sonuçlar pek uyuşmadı ama yine de sonuçları dikkate almak lazım. Bu sene daha da ilginç olan bir olay ise Avatar’ın yönetmeni James Cameron ile The Hurt Locker’ın yönetmesi Kathryn Bigelow’un arasındaki çekişmeydi. Daha önce evli olmaları da çekişmeyi oldukça ilgi çekici hale getirdi. Filmleri konularına girmeden finansal olarak karşılaştırırsak, eğer en iyi film ödülünü Avatar alsaydı Oscar alan en pahalı film olacaktı, The Hurt Locker ise en ucuz film. Neyse lagalugayı kesip sonuçları vereyim de merakınız kesilsin.
En İyi Film
The Hurt Locker
(Kathryn Bigelow, Mark Boal, Nicolas Chartier ve Greg Shapiro)
En İyi Yönetmen
Kathryn Bigelow
(The Hurt Locker)
En İyi Kadın Oyuncu
Sandra Bullock
(The Blind Side)
En İyi Erkek Oyuncu
Jeff Bridges
(Crazy Heart)
En İyi Görsel Efektler
Avatar
(Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham ve Andrew R Jones)
En İyi Müzik
Up
(Michael Giacchino)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Christoph Waltz
(Inglourious Basterds)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Mo’Nique
(Precious)
Önemli ödüller böyle. Tam liste için buraya tıklayabilirsiniz. Filmlere göre olan liste ise şu şekilde:
The Hurt Locker (6 Oscar)
En iyi film
En iyi yönetmen
En iyi ses kurgusu
En iyi ses miksajı
En iyi orijinal senaryo
En iyi kurgu
Avatar (3 Oscar)
En iyi görsel efekt
En iyi görüntü yönetmeni
En iyi sanat yönetmeni
Up (2 Oscar)
En iyi müzik
En iyi animasyon
Crazy Heart (2 Oscar)
En iyi aktör
En iyi şarkı
Precious (2 Oscar)
En iyi yardımcı aktris
En iyi uyarlama senaryo
Inglourious Basterds (1 Oscar)
En iyi yardımcı aktör
The Blind Side (1 Oscar)
En iyi aktris
The Cove (1 Oscar)
En iyi belgesel
The Young Victoria (1 Oscar)
En iyi kostüm tasarımı
Star Trek (1 Oscar)
En iyi makyaj
The Secret in Their Eyes (1 Oscar)
En iyi yabancı film
Logorama (1 Oscar)
En iyi kısa animasyon
Music By Prudence (1 Oscar)
En iyi kısa belgesel
The New Tenants (1 Oscar)
En iyi kısa film
Avatar’a senaryosu yaratıcı değil diyerek bok atmak haksızlık olur. Tamam ben de kabul ediyorum aşırı yenilikçi bir hikayesi yok ama izlenebilirliği, film ile senaryonun uyumunu ancak böyle bir öyküyle sağlayabilirlerdi. Bu en iyi grafikli video oyunlarının FPS’ler olması gibi bir şey, sonuçta FPS’lerin de senaryoları pek iyi değildir (haşa Call of Duty Modern Warfare 2 var) ama en iyi görüntü kalitesi onlardadır.
Şimdi ben bu filmi yorumladıktan sonra eminim klasiklere bok atarak göze çarpmaya çalıştığımı düşünenler olacaktır. Baştan söyleyeyim yok öyle bir şey. Daha önce de çok sevilen filmlere bok attım, bu sadece benim filmi beğenmememden (belki de anlayamamamdan) kaynaklanıyor; sonuçta bu benim görüşüm. Benim belirli bir film ayırma yöntemim yok, çok lafı geçen filmleri izliyorum. Natural Born Killers da öyle. Bir yerde bahsedildi, merak ettim, kadroyu beğendim, bir süre sonra da izledim. Senaryosunu Tarantino yazmış, Oliver Stone yönetmiş. Tarantino’nun tarzı beni pek açmıyor ama içten içe de seviyorum filmlerini. Stone’un çok az filmini izledim ama ben hala insanlar beğenmese de The Doors’u severim. Bu film için ise olmamış diyorum açık ve net. Filmin uyuşturucudan etkilendiği çok bariz. Pek çok psychedelic (psikedelik kelimesini yerleştirmeye çalışıyorum) sahne var. Bana pek anlam ifade etmiyor böyle sahneler hatta antipatik bile geliyor. Filmde aşırı şiddet ögeleri var, seyirciye çok yoğun olarak gösterilmiyor ama filmin içine işlemiş, hatta film bariz bir şekilde bunun üzerine kurulu. Bu tür filmleri Tarantino daha iyi çekiyor, ki kendi de öyle düşündüğü için kendisi yönetseymiş daha iyi olurmuş da demiş. Filmdeki aşkı da pek anlayabilmiş değilim, tabii ki bu da oldukça doğal. Kısacası ben pek eğlenmedim. Filmin tek beğendiğim kısmı yandaki resimde de görülen giriş sahnesi.
Avatar vizyona girdikten sonra iki hafta boyunca gidip izlemiyorum ama bu film vizyona girdikten sonra hemen izliyorum. Ayıp yahu. Ama şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekirse Cem Yılmaz’ın işlerini genel olarak beğeniyorum. Fakat bu filmin eksikleri var. Fragmanda film ilginç gelmişti ama film beklentilerimin altında kaldı. Genel olarak espri seviyesi ve kalitesi sabit değil. Sanırım bu bilerek yapılmış hem Recep İvedik seyircisine yönelik hem de daha ele gelir seyircileri mutlu etmeye çalışmış ama beni tatmin etmediğini düşünürsem diğer kitleyi de tatmin etmediğini düşünebiliriz. Senaryo yaratıcı ama tamamlanmamış gibi. Cem Yılmaz filmlerinin klasik kadrosu sabit, açıkçası bundan pek de şikayet etmiyorum. Demet Evgar’ı severim zaten. Filmdeki İngilizce espriler, göndermeler oldukça iyiydi. Gora göndermesi nedense bana Stephen King’in her kitabının birbirine bağlı olmasını anımsattı. Kısacası izlemek için acele edilmesine gerek olmayan bir film. Film arasına yapılan göndermeler de hoşuma gitti ama sinema salonunun kamera arkalarını kesmesi hiç hoş olmadı. Acele etmeyin 2-3 ay sonra DVD’si çıkar o zaman izlersiniz.