Behzat Ç.:Seni Kalbime Gömdüm

Puan: star Behzat Ç.:Seni Kalbime Gömdümstar Behzat Ç.:Seni Kalbime Gömdümstar Behzat Ç.:Seni Kalbime Gömdümblankstar Behzat Ç.:Seni Kalbime Gömdümblankstar Behzat Ç.:Seni Kalbime Gömdüm
Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm 2.fragman 300x174 Behzat Ç.:Seni Kalbime GömdümBlog’a uzun süredir yazı yazmamamı Behzat Ç. ile bozmaktan daha iyi bir şey olamazdı sanırım. Bunun da bir kıpkıpçılar etkinliğiyle birleşmesi de köri sosu gibi bir şey oldu. Kıpkıpçıları, Radyo Odtü’de Modern Sabahlar dinleyici grubu olarak özetleyebilirim ama bu fazla bir özetleştirme oluyor, o yüzden de tüm kıpkıp camiasından özür diliyorum.

Filme dönecek olursam. Behzat Ç.’yi televizyonda severek izledim, kitaplarını da severek okudum. Sanırım dizinin sezon finali yapmasından sonra arada geçen süre beni diziden bir nebze uzaklaştırmış. Film başlangıcında diziyi özlediğimi fark etsem de filmden aldığım tatmin bir noktayı aşamadı.

Film, Emrah Serbes’in “Son Hafriyat” kitabından uyarlanmış. Filmin ilk adı da Son Hafriyat’tı ancak sonradan ismi alakasız ve saçma bir şekilde Seni Kalbime Gömdüm’e çevirildi. Film yüksek oranda kitaba uygun olsa da kitaptan farklı olan kısımları da vardı. Senaryo açısından filmde katlanılamayacak bir durum yok. Bir Behzat Ç. sezon finali kadar olmasa da sezon içerisindeki pek çok bölümden daha iyi.

Dizi halinden filme uyarlamada bazı sorunlar oluşmuş gibi. Filmde sansür olmayacağından küfürlü bir Behzat Ç. heyecanı yaşıyordum ancak küfür edildiği için daha az küfür edilmiş gibi geldi. Behzat’ın ağzında sigarayla dolaşmasına da pek alışamadım. Fakat içkiyi öven kısımlar eğlenceliydi. Dizi bölümlerine göre Harun’a daha fazla komik olma olanağı tanınmıştı.

Açıkçası ben filmde beklediğimi bulamadım. Bunda benim beklentilerimin yüksek olması ve televizyon ekibinin ilk film denemesi olmasının da etkisi olabilir. Diziyi izleyenler filmi izleyecektir zaten. Diziyi izlemeyenler için ise hem diziyle tanışma olanağı hem de gerçek Türk polisiyesini görme şansı bekliyor. Ayrıca filmin ilk gün gelirlerinin Van’da yaşanan deprem için bağışlanacak olması da saygı değer bir davranış.

Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri

Efendim malum staj gibi nedenlerden dolayı şu aralar buraları ve diğer başka aktiviteleri biraz boşladım. Mazur görünüz, olur böyle şeyler. İnsanız (veya olduğumu sanıyorum) sonuçta. Bu yazı yazmadığım süreçte giriş yapmayı hala öğrenemediğimi görmek sevinidirici. Neyse konuma dönecek olursam, bu yazının iki aşaması olacak. Öncelikle belediye otobüsü felsefesini inceleyeceğim daha sonra da ayakta gitmek için öğütler vereceğim. Eryaman’dan Odtü’ye gide gele birkaç şey kaptım.

Not: Bu yazı Ankara tabanlıdır. İstanbul beni bağlamaz, bağlarsa 1 ay bağlar.

Belediye Otobüsü Felsefesi

ego otobus 25311 Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Belediye otobüsleri önce halka hizmet amaçlı yaratılmış, sonradan bir ticarethane haline gelip ulaşım sıkıntısı çekilen büyük şehirlerde insanları hayattan bezdirmeyi görev edinmiş bir ulaşım türü aracıdır. Zamanla zorunluluk haline geldiğinden dolayı halk arasında çeşitli şehir efsanelerine yol açmıştır. Bunun yanısıra birçok geleneğin gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bunlardan birkaçı şudur: yolda müzik/radyo dinlemek, yaşlılara yer vermemek, para/kart uzatmak, ineceğin durağa gelmeden düğmeye basmak… Bizden sonraki nesillerin geliştirmeye devam edeceği bu geleneklerin eşi benzeri başka bir durum altında oluşamazdı. Şimdi gelelim belediye otobüslerinden çıkarılabilecek fikirlere:

  • Burada bir hat örneğinden gideceğim. Eryaman’dan Kızılay’a Eskişehir Yolu üzerinden giden 541 diye bir hat var. Bu hattın asıl amacı Eryaman’daki insanları taşımak. Ancak bu hattı yol üzerindeki duraklara gitmek için kullanan insanlar var. Tabii kasttettiğim bu değil. Otobüse Eryaman’dan binen adam istediği durakta insin. Ama otobüse Kızılay’dan binen adam bir zahmet yolda inmesin. Hava Lojmanları’nda ineceksin diyelim, e sadece oraya giden otobüsler de var. Sincan otobüsleri de boş. İnatla niye sürekli dolu olan bir hattı meşgul ediyorsun anlamıyorum. İşte otobüs felsefesi budur. Diğer yolcuları takmamak, kendi işine bakmaktır. Yapan haklı mı, haklı. Şöfer bey durmasa bak ne güzel morarıyor.
  • Otobüsler çok dolu olduğu zaman şöfer beyefendiler bazen orta veya arka kapıdan yolcu alırlar. Bu binen yolcu diğer yolcuların kendi kartını/parasını uzatma ve geri “dönderme” zorunluluğu olduğunu düşünür. Niye dokunayım ki senin pis parana? Belki iç çamaşırında sakladın o parayı? Nerden bileyim ben? Tabii sen de haklısın, paranı istediğin gibi saklayabilirsin. O otobüse binmek de hakkın. Şöfer bey arkadan almak isterse sonraki otobüsü beklemeyeceksen arkadan bineceksin demektir. Buradan çıkaracağımız sonuç paralarımızı ve otobüs kartlarımızı iç çamaşırlarımızda ve çoraplarımızda saklamamamız gerektiğidir.
  • Öğrenci isen paso alacaksın arkadaş! Paso senin öğrenci olduğunu göstermiyor ki! Paso sadece haklarından yararlanmak için para vermeye razı olduğunu gösteriyor. Sen bu kuralları koyan adamları seçersen o da kafasına göre takılır tabii. Ben olsam ben de pasosu olmayanlardan tam para alırım. O da haklı tabii.
  • Otobüslerde klima var, camları açmayalım. O kış soğunda otobüse binersin üstünde kat kat giysi vardır. Şöfer bey kısa kollu gömlekle takılmak istediği için klimayı en sıcağa kökler. Ayaktasındır, cam açmak istersin. Uzanıp camı açtıktan 5 sn. sonra camın yanında veya arkasında oturan amca gelir camı kapatır. Üşümüştür çünkü. Yine herkes haklıdır. Buradan çıkaracağımız sonuç papaz hergün pilaz yemez. Ama ben yerim. Tabii sadece olmayacak. Buraya bir-iki şey de yazıp buranın okunup okunmadığını kontrol edesim geldi. Okuyan el kaldırsın, sonra yorum yazsın. Bileyim adam gibi okuduğunuzu.
  • Otobüs felsefesinin en sevdiğim kısımları otobüs kesişmeleridir. Jönümüz ve temiz aile kızımız otobüste giderken kaçamak bakışlarla birbirlerini süzerler. Bu kısmı abartanlar da olur. Bindiğiniz hatta göre durum değişebilir. Ağzı açık bir şekilde salya akıtan insanlara da rastlayabilirsiniz. Konuya dönecek olursam, bildiğim kadarıyla erkekler kızları, kızlar da yine kızları kesiyorlar. Bu durumda otobüsteki jönümüz kendini kızımıza belli etmek için çeşitli şebekliklere girişiyor. İnme butonuna yanlışlıkla basıp şöfer beyi kızdırmak, duruma göre kızımıza yer vermek, yine duruma göre kızımızı biraz rahatsız edip özür dilemek, inadına yolcu alan şöfer beye söylenmek bunların örnekleri arasında. Jönümüzle kızımızın ilişkisi kim önce inerse biter. O ilişki çok nadiren otobüsün dışına taşınır. Otobüsün dışında, otobüsteyken elde edilen sıcaklık elde edilemez. Aynı durakta inseniz bile indikten sonra keşişme durumu biter tek taraflı kesmeye döner.

Ayakta Gitme Yöntemleri

bus riding indian style Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Ayakta gitmenin pek çok nedeni vardır. İş çıkış saatinde otobüsün kalktığı duraktan sonra otobüse binmek sık görülen bir nedendir. Aynı şekilde sabah saatlerinde merkezi yerlere gitmeye çalışmak da ayakta kalmaya neden olabilir. Yine benzer bir şekilde siz kartı basarken arkanızdan geçen teyzeler sizin yerinize oturup sizin ayakta kalmanıza neden olabilir. Ancak bu kısımda ayakta kalmaya nelerin neden olduğunu değil, bu durumu nasıl en az acılı hale getirebileceğimizi inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım.

Küçnot: Ağzına kadar dolu belediye otobüsü resmi bulamadım, o yüzden Hindistan’dan bir kareden faydalandım. Adamlar ayakta gitme sorununu çözmüşler.

Sonbinot: Burada verilen yöntemler sadece benim bindiğim otobüslerde denenmiştir. Genellikle 541 ve 527 ile ayakta gittiğim için burada verdiğim örnekler diğer hatlar için benzerlik göstermeyebilir.

Vallasonnot: Based on a true story yane.

  • Ayakta giden yolcunun tek hedefi vardır. Varacağı yere gelmeden oturmak. Şöfer beyler bunu engellemek için arada arkaya ilerleme mesajları verirler. Bu kısım önemlidir. Arkaya ilerlememeyi sağlayacak bir sote nokta bulunmalı ve açığa çıkacak olan boş koltuklar beklenmelidir. Belediye otobüslerinin orta kısımlarında bulunan boşluklarda beklemek ayakta kalmayı garantiler. En arka kısımda ayakta yolculuk yapmak oturma olasılığınızı yükseltecektir.
  • Ayakta giden yolcunun ayakta kitap okumaya çalışması yer kazanma olasılığını arttırır. Ayakta kitap okumak zordur. Ancak inmek üzere olan insanlar kendi kitap okumamalarının verdiği kötü hissi biraz azaltmak için kitap okuyanlara yer vermeyi teklif ederler. Ancak bu yöntem genellikle yolculukların sonlarında işe yarar.
  • Ayakta giden yolcu aracın iç dinamiğini çözümlemelidir. Şöfer beyin sürüş tarzını anlamalı, amortisörlerle kardeş olmalıdır. Bu durumda ayakta giden yolcu düşme tehlikesi yaşamaz, yolculuk boşunca şaşırmaz, hayatını tehlikeye atmaz.
  • Ayakta gidilen araca bindiğinizde diğer yolcuları tahlil etmek hayati önem taşımaktadır. Zira bu tahlil ile kimin nerede ineceğini tahmin etmek önceden belli olur. Liselilerin nerede ineceğini zaten az buçuk tahmin edebilirsiniz. Örneğin modern bir orta yaşlı bayan Eryaman otobüsünde Hava Lojmanları’nda inebilir. Aynı şekilde iş hayatına yeni adım atmış kişiler genellikle son duraklara yakın yerlerde inerler. Burada anlaşılması en zor grup bıyıklılardır. Bıyıklıların
    genellikle nerede ineceği belli olmaz. Bu konuda daha geniş bir araştırma yapmak gerekiyor.
  • Ayakta gidecek yolcu hazırlıklı olmalıdır. Rahat ayakkabılar, terletmeyecek kıyafetler, bir miktar su, para ve mendil olmazsa olmazlardandır. Planlarınızı sanki varacağınız yere kadar hiç oturamayacakmışsınız gibi yapmanız zor durumlarla karşılaştığınızda işinize yarayacaktır.
  • Ayakta giden yolcu kibar olmamalıdır. Zira otobüs insan hayvanının içgüdülerinin konuştuğu bir ortamdır. Hızlı davranan kazanır.
  • Ayakta giden yolcu hava durumundan, gündemden ve trafik durumundan haberdar olmalıdır. Biri eksik kalırsa ayakta giden yolcu daha uzun süre ayakta kalır. Hava kötüyse, kar varsa rota ona göre çizilmelidir. Bir yerde eylem varsa, yemin töreni varsa (bkz. zırhlı birlikler) ayakta kalan yolcu daha uzun süre ayakta kalabilir.

Lunapark Macerası (İşkencesi?)

  • 16 Eylül Çarşamba gününde Gençlik Parkı’na gitmeyi planladık. Gittik de. Plandan biraz saparak iki kere gittik ama sonuçta başlangıçtaki gitme kısmını gerçekleştirdik.
  • Ben Lunaparka gitme sözü verdim. Sözümü de tuttum. Ama arkadaşlarımın iddia ettiğine göre her şeye binecekmişim. Şimdi buradan onları ifşa etmek istemiyorum, isim verip falan ama onlar kim olduklarını biliyorlar. Hatta buraya bu konu hakkında yazı yazacağımı, onlara giydireceğimi de icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?)
  • Ankara Gençlik Parkı Lunaparkı yenilenmiş. Biz de bir gidelim görelim dedik. Ben çok fazla atraksiyonlu aletlere binmediğim için, uzun bir süre de lunaparka gitmediğim için konseptten uzak kalmışım. Hatırladığım kadarıyla en son 2007 yılında Tübitak olimpiyatları için Ankara’ya geldiğimizde grupça gitmiştik. O zaman da aletlere binmemiştim.
  • Öğleden sonra 4 gibi gittik. Hafif olsun diye önce ufak bir rollercoastera bindik. Rollercoasterın sert dönüşleri ve alçalış ve yükselişleri dışında pek rahatsız edici bir olayı yoktu. Fakat o yokuş aşağı gidişlerde aletin verdiği yerçekimsizlik hissi pek hoşuma gitmedi. Dananın kuyruğunun koptuğu an sanırım bu aletten indikten sonra oldu. Çünkü bu aletten indikten sonra bu hissi sevmediğimi fark ettim. Herhalde ilk olarak çekiç midir nedir ona binseymişim çekinmezmişim pek.
  • Modern Sabahlarda yeni dönme dolabın şanını duymuştum. Lunapark, Ankara Radyosunun tam karşısı olunca Modern Sabahlar ekibinin görmemesi imkansız. Eski dönme dolaptan en az 2 kat daha büyük olduklarını söylüyorlardı. Ben de tabii merak ettim. Rollercoasterdan sonra daha sakin bir şeye binmek iyiydi. Fakat bu sakin araç benim yükseklik korkusu sahibi olduğumu farkettirdi. İlginç bir şekilde aşağıya bakınca değil de yukarımızda aletin diğer kısımlarına bakınca bir rahatsızlık duygusu uyandı. Bu alet 50 metreydi ve kabin kendi etrafında dönebiliyordu. Biraz manzara gördük ama akıllı birinin dediği gibi Ankara’da manzara olarak görülecek pek bir şey yok.
  • Dönme dolaptan sonra biraz oturduk sonra da Gondola bindik. Gondol da yine yerçekimsizlik hissi veren bir alet. 90 derece dik durarak düşecekmişsiniz gibi hissetmenizi sağlıyor. Bu his otomobilde veya herhangi bir araçta tümsekten geçerken hissettiğiniz aşağılardan gelen o değişik his. Gondolun beni biraz rahatsız ettiğini itiraf etmem gerek icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) . Gerilmiş olabilirim biraz. Gondoldan sonra iyice aletler gözümde büyümeye başladı.
  • İlk turda gittiğimiz beraber arkadaşlar (onlar kendilerini biliyorlar icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) ) çekiç (o aletin adı çekiç olmayabilir ama ben çekiç diyeceğim. karışıklık olması normal o yüzden) denen o kocaman şeye binmeye kalkıştılar. Büyük dönme dolap kadar yüksek olan bir aletti. Yerçekimsizlik hissi ve mide bulantısı değilde daha çok yere çakılma duygusunu iyi işleyen bir alete benziyordu. Tabii ki ben buna binmedim. Yerden mutlu bir şekilde izledim.
  • Arkadaşlar yorulunca tabii dinlenme ihtiyacı hissettiler biraz. Dinlendikten sonra kamikazeye bindik. Çekiçte olduğu gibi iyi korumaları olan bir alet. Ben o kadar rahatsız olmama rağmen buna nasıl bindim hala anlayabilmiş değilim. Alet sıkça 180 derece, arada bir 360 derece dönüyor. Yukarı çıkarken yerçekiminin etkisi katlandığından dolayı yanaklarda bir baskı hissediyorsunuz. Tam tepedeyken ise omuzlarınız acıyor çünkü destek olarak sadece güvenlikler var. Ankara’yı tersten az da olsa görebiliyorsunuz. Bir miktar mide bulandırıcı bile olabilir ama bu alet benim canımı yaktı sadece, onun dışında pek bir olayı yoktu. Yaklaşık 8-10 tur attı.
  • Kamikaze canımızı yakınca ve bir arkadaş (o da kendini biliyor icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) burayı okuyorsan ne mutlu bana icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) ) eve gideceğinden Kızılay’a döndük ve diğer arkadaşlarla buluştuk. Son zamanlarda yaptığımız üzere Trivial Pursuit oynadıktan sonra biri yüzünden (o ve diğerleri onu biliyor icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) ) tekrar lunaparka döndük. Sadece gondola binme adı altında tabii.
  • Tabii ilk defa binmediğim için ilk sefere göre oldukça rahat bir şekilde atlattım hatta rahatsız olanları da izleyip güldüm. Fakat ben bu alete zorla bindirildim! Hem de kendi öz arkadaşım yüzünden! Sorarım size bu işkence değildir de nedir? En azından ayıptır yahu. Cepa’daki daha büyük gondola binmediğim sürece herhangi bir sorun olacağını zannetmiyorum.
  • Gençlik Parkı güzel olmuş. Hala gelen kitlenin damıtılması gerek belki ama yine de eski halinden çok daha iyi bir yerlere gelmiş. Tabii bu sürecin çok uzun olacağını zannetmiyorum.

Onur Baykal'ın Bürokrasiyle İmtihanı (Bürokrasinin Çarkları Altında Ezilmek)

Uzun bir süredir kişisel içerikli yazı yazmadığımın farkındayım. Daha önce yazacak bir şey olmaması etken iken şimdilerde ise boş zaman bulamamam en önemli etken. Neyse ben özetimsi yazıma geçeyim. Yazı içinde yazı olsun bu.

  • Öncelikle başlıktaki olaydan bahsetmek istiyorum. Bu Pazartesi hazır dersim yokken ehliyetimi almaya gideyim dedim. Bu senenin başlarında sınavlardan geçmiştim zaten. Sadece uygun bir zaman bekliyordum diyebilirim. Sürücü kursuna Sincan’da gittim. Normalde tüm arkadaşlarım ehliyetlerini Ankara Emniyet Genel Müdürlüğünden aldılar. Ben ise Sincan İlçe Emniyet Müdürlüğüne gittim. Sürücü kursu oraya gitmemi söyledi çünkü. Kurstan aldığım dosya ile yola çıktım. Öncelikle 1.5 liraya dosya aldım. Daha sonra 223 lira harç yatırdım. Daha sonra emniyete gittim. Dosyayı aldığımda verdikleri belgeyi doldurdum ve parmak izi verdim. Suç hayatım başlamadan bitti. Parmak izi vermek eğlenceli olsa da bir miktar fişlenmiş hissettim kendimi. Kursa kaydolurken aldığım sağlık raporunda sorun çıktı. “B tipi ehliyet alabilir” benzeri bir cümle bulunmadığı için sağlık raporunu kabul etmediler. Özel hastaneden aldığım bu raporu imzalayan doktora iyi küfürler ettim. Doktorlara saygımı daha da azalttı bu adam. Sincan 7 Numaralı Sağlık Ocağına gidip oradan tekrar bir rapor çıkarttırdım. Sağolsunlar orada biraz daha yardımcı oldular. Daha sonra emniyete döndüm. Dosyalarımı tamamlamamın gururuyla ehliyetimi beklerken beni ehliyet kağıdı almaya gönderdiler. 60 lirada o ufak kağıt parçasına bayıldım. Sonra ehliyeti de verdim. Ertesi gün gidip almamı istediler. Herhalde ben yakın bir zamanda gidip ehliyetimi alırım. Oldukça sancılı bir deneyim oldu. Ülkemizde bürokrasinin işleyişine birebir tanık oldum. Binaların çoğu yakındı ama tek bir yerden halletmek çok daha kolay olabilirdi. Bu işlemin daha kolaylaşacağını zannetmiyorum.
  • Okulum başladı. İki haftadır Ankara’dayım ders görüyorum. İlginç bir durum pek yok. Zorunlu ikinci yabancı dil olarak İspanyolca görüyorum. Üstten de “Girişimcilik ve Liderlik” dersi almaya başladım. Ders kayıt dönemi yine her zaman olduğu gibi sancılı geçti. Neyse ki kazasız belasız atlattım. Derslerime devam ediyorum ve yapmam gereken ödevler, çalışmam gereken dersler var. Bense yazı yazıyorum.
  • Bilgisayarcının Yeri’nden sonra The Next Web Türkiye’de de yazarlığa başladım. Kendim bir teknoloji blogu açmak yerine var olan bir blogda yazarlık yapmak daha kolay geldi. Her ne kadar yetki olarak daha düşük olsa da yazı yazmaya odaklanmak daha kolay oluyor. Tabii benim çok fazla zamanım olmadığı için çok fazla yazı yazamıyorum.
  • Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi’ni bir süredir yazmıyorum. Yazmaya başlamıştım ama öncelikle Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni bitirmeye kadar verdim. O yüzden bir süreliğine onu yazmıyorum. Arda ile oturup logoyu da ayarlayamadık hala. Ramazan’dan sonra demiştim ama biraz daha gecikebilir.
  • Trivial Pursiut güzel bir oyunmuş. Zaten oldum olası böyle bilgi yarışması tarzında olan şeyleri severim. Üç gün arka arkaya oynayınca daha da bir pekişti. Zaten bu hafta sonu sokaklardaydım hep. Maillerimi bile kontrol edemediğim zamanlar oldu. Sosyalleşmenin böyle etkileri olduğunu fark ettim. Olsun eğlenceli günlerdi. Zaman zaman böyle şeyler yapmak lazım.
  • Senelerin ev sinemacısı ben sinemaya gittim. Hem de bir haftada iki kere. Benden beklenmedik bir performans. Zaten dizi de izleyemiyorum. Supernatural’ın yeni sezonu başladı ben ancak 3-4 gün sonra izleyebildim. Gerçekten daha çok zamana ihtiyacım var.
  • Ankara’yı özlemişim ama. Ocak’ta da staja gideceğim için okul çok fazla sıkıcı gelmiyor. Şimdilik eğlenceli ama dersler giderek zorlaşacağını gösteriyor.
  • Likemind’ı da kaçırdım iyi mi! Java tekrarı yaptığımız bir derse girebilmek için Likemind’a gitmedim. Tabii Likemind’a gitmeyerek yeni insanlarla tanıştım. Kazandıklarım kaybettiklerimi geçiyor olabilir bu yüzden.
  • Hayatımdaki gelişmelerden haber vermeye devam edeceğim. Tabii zamanım oldukça.

Gene Blogu Salladım Mı?

Bu aralar biliyorum pek yazı yazmıyorum. Daha önce de böyle bir süre olmuştu. Tabii bu sefer yine nedenlerim var. Ankara’ya döndüm, 7 Eylül’de okul başlıyor ve Bilgisayarcının Yeri‘nde yazmaya başladım. Fırsat buldukça Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi’ni de yazıyorum. O yüzden aslında yazı yazmaya daha yoğun olarak devam ediyorum. Gelecek hafta içinde logo tamamlandıktan sonra Rock’n Roll Rehberi yayınlanmaya başlar da siz de rahat bir nefes alırsınız. Ankara’yı da özlemişim ha.