Dün de üç film izlemiştim. Dün tüm filmleri izledikten sonra yazmaya başlamıştım. Şimdi ise daha ilk filmi izledim ama diğerleri de belli. Şimdi yazmaya başlayayım diğerlerini de izledikten sonra yorumlarım. Bu yazıyı öğleden önce yazıyorum oradan düşünün. Bugünkü filmlerin süreleri de dünkülere göre daha uzun. Hemen filmlere geçeyim.
He’s Just Not That Into You
Ben bu filmi “çıkma” üzerine kurulmuş ağırlıklı olarak komedi olan bir film olarak düşünüyordum. Facebook’ta ilk 2-3 dakikasının videosu dolaşıyor, izlediyseniz beni gibi düşünmüş olabilirsiniz. Fakat film hiç de beklediğim gibi değilmiş. Yıldızlar geçidi denebilecek halde olmasının yanısıra filmin romantik özelliği daha ağır basıyor. Film iki saat sürüyor. Klasik romantik-komedi (pek komik bir kısmı yok bu filmin) film süresini aşıyor. Fakat bu filmde birden çok ilişki işlendiği için daha hızlı ve geçişken bir anlatım söz konusu. Daha önce de belirttiğim gibi romantik içerikli filmleri az dozda almak bana daha çok yarıyor. Fakat bu filmin daha çok “happily ever after” yani evlilik konusuyla ilgilenmesi ilgimi çekti. Filmin son otuz dakikası benim film hakkındaki görüşümü değiştirdi. Hele en sonunda The Cure çalınca çok güzel oldu. İzlenmesi gerekmiyor, çok akıcı biz izlenişi yok. Ayrıca bu filmi tercihen kız/erkek arkadaşınız ile izlememenizi tavsiye ederim. İlişkinizi sorgularsınız falan, bir sorun çıkar sonra.
Knowing
Knowing’den bahsedildiğini duymuştum. Fakat konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Daha çok özel efektleri beğenilse de bence o kadar da müthiş değillerdi. Açıkçası film ile ilgili spoiler vermek istemiyorum. Fakat genel olarak ortalama bir film diyebilirim. Çok fazla aksiyon yok. Çok sıkıcı değil. Oyunculuk fena değil. İlginç kısımları var. Filmi izlemeyenler buradan sonrasını okumayabilirler. Okusalar da anlamayabilirler. Filmin sonundaki güneş ile ilgili olay gerçekten var. Filmde gösterildiği gibi olmayacak olsa da sonuçları aynı olacak. Bu tehlike daha önceden tespit edilemiyor. Korunmak için yapılabilecek bir şey yok. Dünya’nın manyetik alanı büyük ölçüde korusa da direkt olarak Dünya’yı hedef alan bir parlama durumunda kurtuluşumuz yok. Fakat bu oldukça düşük bir olasılık. Zaten elimizden de korunmak için bir şey gelmiyor.
Angels & Demons
Bolca kitap okuyan biri olarak Dan Brown okumamam imkansız gibi bir şeydi. Tüm kitaplarını okudum hatta o kadar hızlı okudum ki detaylarını hatırlamıyorum. Bu yüzden bu film bana iyi geldi. Tekrar kitabı okumama gerek kalmadı demiyeceğim tabii ki! Bir kitabı 2-3 kere okumak bana eğlenceli geliyor çünkü. Aynı şey bazı filmler için de geçerli. Star Wars serisi mesela. Fakat bu film için geçerli değil. Bir daha izlemeyeceğimi bildiğimden film biter bitmez sildim. Yanlış anlamayın film o kadar da kötü değil. Hatta biraz iyi bile denebilir. Da Vinci Code’u da izledim ama filmini de hatırlamıyorum. Açıkçası bu filmler beni çok açmıyor. Senaryonun kalitesi belli. Oyuncular iyi. Ewan McGregor var bir kere! Rolünü de iyi oynamış. Mekanlar çok iyi. Pek çok yer replika olsa da bu replikaları yapmak bile uzun zaman almıştır. Adam yolunu heykellerden buluyordu değil mi? Filmin ve kitabın adı oradan geliyormuş yeni farkettim. Ayrıca bu anti-matter mevzuu da yanlış gösteriliyor valla. LHC deneyi de bence yanlış gösterilmiş. Tamam çok bilgim yok ama arayüzün öyle olmadığını, terabaytlarca veri alınacağını ve bunun incelenmesinin yıllar alacağını biliyorum. Ayrıca maddeye kütlesini veren şeyin anti-madde değil Higgs parçacığı olduğunu da biliyorum (varlığı kanıtlanmamış olsa da). Fiziği bırakıp filme geri dönecek olursam bu filmi izlemeniz gerektiğini söyleyebilirim. Kalitesinden değil sadece çok bahsedileceğinden dolayı. En azından izlemesi kolay, çok sıkmıyor.
Bonus : Kitap Filmleri Neden Olmuyor?
Kitap filmleri kitleleri tatmin edemiyor. Daha çok kitabı okumayan kitleleri etkiliyor. Peki neden? Sizi bilmem ama ben kitap okurken okuduklarımı kafamda canlandırıyorum (hadi hadi biliyorum sen de yapıyorsun aynı şeyi). Tabii benim canlandırdıklarımla filmdekiler birbiriyle uyuşmuyor. Hatta filmde kitaptaki bazı kısımlar olmayabiliyor. Fanatizm haline getirilmiş kitaplarsa (örneğin Lord of the Rings) izleyici kolay kolay tatmin olmuyor. Ama dediğim gibi asıl neden hayal dünyalarının farklılıkları (biz ayrı dünyaların insanıyız).
Çizgi roman filmleri tutuyor ya diyeceksiniz. Evet, tutar. Çizgi roman kitap gibi değil. Hayal gücünüzle bir şey yaratmanız gerekmiyor zira her şey size sunulmuş. Bazıları konusundan çok resimli olduğu için seviyor bazıları ise konularını ilginç buluyor. Fakat şu bir gerçek ki çizgi romanlar kitaplar kadar kafanızı çalıştırmıyor (Clark doğru değil mi ama?). Fakat arkasında yatan konuların da ustaca yaratıldığını unutmamak gerekir. Bunun gibi sebeplerden dolayı çizgi roman filmleri pek çok okuyucuyu tatmin eder (istisnalar yok değil).