Taken
Bu yazıdaki filmleri izlememi Clark tetikledi. Always Rock’ta konuya nereden geldik bilmiyorum ama Liam Neeson’dan konuşuyorduk. Liam Neeson’ın genelde oynadığı filmlerde başta öldüğünden bahsettik (bkz. Batman Begins, Gans of New York, Phantom Menace…). Bu arada bana Taken’ı ve Mel Gibson’ın Pay Back’ini tavsiye etti. Önce Taken’ı izledim. Baştan Liam Neeson’ın sakalsız veya bıyıksız çok tipsiz olduğunu söyleyeyim. Nerede o Qui-Gon Jinn’i oynayan adam. Film ilk 30 dakikasında bir drama gibi başlıyor. Açıkçası bu kısım hikayeyi yerine oturtuyor. Geriye kalan bir saatte ise hızlı bir aksiyon var. O kadar hızlı ki 2 saatlik şeyi bir saate sığdırmışlar gibi. Altın makasın değdiği belli oluyor. Film bize tekrar dünyanın güvenilmez bir yer olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca bir babanın çocuğu için manyaklaşabileceğini de gösteriyor. İlginç bir film olmuş. Kolay izleniyor. Aksiyon sahneleri keyifli. Aksiyon severlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Payback
Bu da Clark’ın söylediği ikinci film. Mel Gibson’ın oynadığını söylemese herhalde bu kadar özen göstermezdim. Neden bilmiyorum filmin ismine bir antipati duydum. Fakat film ismiyle ne kadar alakalı olsa da isiminden oldukça farklı bir film. 10 yıl öncesinin teknolojisiyle bugünün teknolojisi arasındaki uçurum beni büyülemeye devam ediyor. 1999 yapımı olan bu filmde telefonlar ankesörlü, otomobiller amerikan kası. Film kitaptan esinlenerek yapıldığı için karakterler tam olarak yaratılmış. Her karakter adeta canlı. Film milenyumdan önceki New York’ta geçiyor. Atmosfer karanlık olmasa da sabah uyandığınızda havanın kapalı olması gibi. İzlenmesi gereken şiddet dolu bir film. Ayrıca bu filmin Director’s Cut versiyonun farklı olduğunu öğrendim. Daha karanlık bir versiyon. Filmin atmosferinin değişmesinin yanı sıra filmin sonu da farklıymış. Hatta bu versiyonun son bir saatlik kısmının orijinal filmde olmayan sahnelerle dolu olduğu söyleniyor. Filmin bu versiyonunu da seyretmeyi planlıyorum. Tabii orijinalinden oldukça farklı olduğundan ayrı bir film gibi yorumlayabilirim.
(500) Days of Summer
Aksiyondan sonra romantik film ne alaka diyeceksiniz. Ben de filmin başında bana söyleneni söyleyeceğim. Bu bir aşk filmi değil. Uzunca bir süre bir aşk filmiymiş gibi hissedebilirsiniz. Tam olarak tanımlayamasam da sanırım bu bir gerçeklik filmi. Size dünyada mucize, kader gibi şeylerin olmadığını göstermeye çalışıyor. Savını da iyi savunuyor. Genellikle Vince Vaughn tarzı filmlerde rastlanan bir aşka ve evliliğe inanan bir de inanmayan ilişkisi var. Fakat yaklaşım tamamen farklı. Komedi filmi değil ama eğlenceli anları var. Romantik değil ama romantik anları var. Açıkçası ilginç bir film. Tabii ki bazı insanlar bu filme bok atacaktır. Nedense bu filmi korumam altına almak istiyorum. Belki de benim de hayat düşüncelerimi yansıttığından veya filmin beni etkilemesinden kaynaklı. Demokrasinin yaşaması açısından size filmi izlemenizi (şiddetle) öneriyorum ve yorumlarınızı saygıyla karşılıyorum. Ama yorumlarınız negatif ise kin besliyorum. Anlaştık mı?