Onur Baykal Şahsi Blog

Quality Tennesee Sour Mash Blog

interrail_logoAvrupa’yı gezip görmek isteyen insanlardan (çoğunlukla gençlerden) Interrail lafını çok duyarsınız. Interrail doğası gereği öğrencileri ve gençleri hedef alan Avrupa’yı kapsayan bir bilet. Aslında sadece bilet değil belki de burada yanlış bir kullanım yapıyorum. Wikipedia şöyle tanımlamış:

Inter Rail (veya Inter-Rail) belirli bir süre için, kapsadığı ülke(ler)de, 2. sınıf tüm trenlere ücret ödemeden ve yer ayırtmadan binebilme imkânı sağlayan özel bir tren biletidir.

Peki ben bu yazıyı neden yazıyorum? An itibari ile yurtdışına çıkmamış birisiyim. Çevremdeki pek çok kişi gibi ben de iş hayatına atılmadan hala vaktim varken Avrupa’yı gezmek istiyorum. Bunun için de bütçeme en yakın olan çözüm Interrail. Tabii bir de plan yapmadan gezme şansı var. Benim gibi 11 ay ders gören birisi için yapılabilecek en özgürce tatil şekli bu olsa gerek.

Tabii bu Interrail yapmak istememin nedeni değil. Asıl neden tatil yapmaktan çok Avrupa kültürlerini canlı olarak yerinde yaşamak. Bu sene gidemesem bile gelecekte mutlaka gitmeliyim ve bu yazı aslında bana da hedeflerimi hatırlatıcı bir amaç taşıyor. Görmeden ölmemem gerektiğini düşündüğüm bazı yerler var. Hatta yolculuk sırası bile buna göre yapılabilir. Sirkeci’den çıkarsak yola Sofya, Belgrad, Budapeşte, Viyana, Almanya üzerinden Amsterdam, Brüksel, Paris, Bordeaux, Madrid ve buradan dönüşe Barselona ile başlayıp Marsilya, Nice, Milano, Roma üzerinden trenle devam ettikten sonra deniz yoluyla Yunanistan’a geçip Atina ve Selanik’e uğrayıp tekrar ülkeye girmek herhalde yapılabilecek en mantıklı ve kapsamlı gezilerden biri olacaktır. İngiltere ve İrlanda’yı ayrı tutup bir başka ve daha kısa bir gezide gezmek benim fikrim. İngiltere’nin sahil şeridi tamamen o amaçla gidilip gezilmesi gerekiyor.

Size bir de Genç Gezginler Seyahat Bursu‘ndan bahsedeceğim. Özlem Yücel’in kişisel çabasıyla başlayıp büyüyen bir proje. Şimdilik 5 kişinin Avrupa’ya gitmesine yardımcı olmayı planlıyor. Bursa başvurmak içinse 5 Ocak 2010′a kadar fotoğraflı cv’nizi ve neden Interrail’a çıkmak istediğinizi yazarak seyahatbursu@gmail.com adresine mail atıyorsunuz. Gördüğünüz gibi ben burada şansımı deniyorum. Siz de mutlaka başvurun, bu fırsatı kaçırmayın.

Daha fazla içerik için aşağıdaki adreslere de bir göz atabilirsiniz:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Inter_Rail

http://www.interrailnet.com/

http://www.tcdd.gov.tr/yolcu/interrail.htm

http://interrail.genctur.com/

http://www.interflyeurope.com/

TDK'ya Açık Mektup

Yorum yok

Sevgili TDK,

Hacı naber? Fazla mı samimi oldu? Dilin canlı olduğunu varsayarak yaygın kullanılan dile uymaya çalıştım ancak fazla başarılı olamadım sanırım. Geçen gün (daha doğrusu bugün) Onur‘la konuşurken dilin ne kadar sıkıcı hale gelmeye başladığını fark ettik. Bu yüzden dile devrim niteliği taşıyan yeni kurallar getirmeye karar verdik. Aşağıdaki kuralları doğru/yanlış tarzında di/mi şeklinde işaretleyip geri gönderirsen hem sana hem de bana kolaylık olur. Bkz:

  • Ulamanın yeni tanımı: Ulama insanın kendine yakışanı giymesidir. (Örneğin kot-gömlek-blazer üçlüsü uyumludur, o halde burada ulama vardır)
  • Türkçe’de Artikel Projesi: Hayatımızda emin olamadığımız o kadar şey var ki. Buna çözüm olarak Türkçe’ye cinsiyet ayrımı yapan (dikkatini çekerim ayrımcılık değil!) artikeller eklenmesini öneriyorum. Böylece kafamızda karışık olan bazı şeyleri çözümleyebiliriz. (Örneğin Bülent Ersoy, masa, sandalye, çimen)
  • Türkçe’nin okunduğu gibi yazılması projesi: İnan bana bu işleri oldukça kolaylaştıracak, yeni ağızların türemesine neden olacak ve dilin hareketliliğini hızlandıracaktır. (Örneğin ağabey gibi banal bir kelime yerine abi kullanımı)
  • Kaynaşma ünlülerinin dilden kaldırılması: Dilimiz o kadar kolay ki herkes konuşuyor. Biraz bizi zorlasın. Konuşurken ağzımız çemçürsün. (Örneğin kollaa, koğalaa, yavuku…)
  • Dil öğretilirken sözlük formatı kullanımı projesi: Öğretmenlerimizin sık sık (bkz. küçük ünlü uyumu) gibi cümleler kurması çocuklarımızın eğitiminin %42.45 hızlanmasını sağlayacaktır (rakamı salladım).
  • Ünlü düşmesi: Tanım olarak ya ajdar olsun ya da sahnede/n düşen ünlüleri tanımlamak için kullanılsın.
  • Zarflar dilden kaldırılsın. Kağıt israfına gerek yok, e-posta atarız (ehe).
  • Son olarak ugg!

En kısa zaman da yanıtını bekliyorum. Öptüm, kib bay.

Taken

takenBu yazıdaki filmleri izlememi Clark tetikledi. Always Rock’ta konuya nereden geldik bilmiyorum ama Liam Neeson’dan konuşuyorduk. Liam Neeson’ın genelde oynadığı filmlerde başta öldüğünden bahsettik (bkz. Batman Begins, Gans of New York, Phantom Menace…). Bu arada bana Taken’ı ve Mel Gibson’ın Pay Back’ini tavsiye etti. Önce Taken’ı izledim. Baştan Liam Neeson’ın sakalsız veya bıyıksız çok tipsiz olduğunu söyleyeyim. Nerede o Qui-Gon Jinn’i oynayan adam. Film ilk 30 dakikasında bir drama gibi başlıyor. Açıkçası bu kısım hikayeyi yerine oturtuyor. Geriye kalan bir saatte ise hızlı bir aksiyon var. O kadar hızlı ki 2 saatlik şeyi bir saate sığdırmışlar gibi. Altın makasın değdiği belli oluyor. Film bize tekrar dünyanın güvenilmez bir yer olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca bir babanın çocuğu için manyaklaşabileceğini de gösteriyor. İlginç bir film olmuş. Kolay izleniyor. Aksiyon sahneleri keyifli. Aksiyon severlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Payback

paybackBu da Clark’ın söylediği ikinci film. Mel Gibson’ın oynadığını söylemese herhalde bu kadar özen göstermezdim. Neden bilmiyorum filmin ismine bir antipati duydum. Fakat film ismiyle ne kadar alakalı olsa da isiminden oldukça farklı bir film. 10 yıl öncesinin teknolojisiyle bugünün teknolojisi arasındaki uçurum beni büyülemeye devam ediyor. 1999 yapımı olan bu filmde telefonlar ankesörlü, otomobiller amerikan kası. Film kitaptan esinlenerek yapıldığı için karakterler tam olarak yaratılmış. Her karakter adeta canlı. Film milenyumdan önceki New York’ta geçiyor. Atmosfer karanlık olmasa da sabah uyandığınızda havanın kapalı olması gibi. İzlenmesi gereken şiddet dolu bir film. Ayrıca bu filmin Director’s Cut versiyonun farklı olduğunu öğrendim. Daha karanlık bir versiyon. Filmin atmosferinin değişmesinin yanı sıra filmin sonu da farklıymış. Hatta bu versiyonun son bir saatlik kısmının orijinal filmde olmayan sahnelerle dolu olduğu söyleniyor. Filmin bu versiyonunu da seyretmeyi planlıyorum. Tabii orijinalinden oldukça farklı olduğundan ayrı bir film gibi yorumlayabilirim.

(500) Days of Summer

500-days-of-summerAksiyondan sonra romantik film ne alaka diyeceksiniz. Ben de filmin başında bana söyleneni söyleyeceğim. Bu bir aşk filmi değil. Uzunca bir süre bir aşk filmiymiş gibi hissedebilirsiniz. Tam olarak tanımlayamasam da sanırım bu bir gerçeklik filmi. Size dünyada mucize, kader gibi şeylerin olmadığını göstermeye çalışıyor. Savını da iyi savunuyor. Genellikle Vince Vaughn tarzı filmlerde rastlanan bir aşka ve evliliğe inanan bir de inanmayan ilişkisi var. Fakat yaklaşım tamamen farklı. Komedi filmi değil ama eğlenceli anları var. Romantik değil ama romantik anları var. Açıkçası ilginç bir film. Tabii ki bazı insanlar bu filme bok atacaktır. Nedense bu filmi korumam altına almak istiyorum. Belki de benim de hayat düşüncelerimi yansıttığından veya filmin beni etkilemesinden kaynaklı. Demokrasinin yaşaması açısından size filmi izlemenizi (şiddetle) öneriyorum ve yorumlarınızı saygıyla karşılıyorum. Ama yorumlarınız negatif ise kin besliyorum. Anlaştık mı?

Rüya Ekip

2 yorum

Rüya Film Kadrosu

Andy Samberg, Morgan Freeman, Will Farrell, Ewan McGregor, Samuel Jackson, Michael Caine, Bruce Willis, Mike Myers.

Andy Samberg, Mike Myers’ın oğlu; Will Farrell, Michael Caine’in oğlu, Samuel Jackson, Morgan Freeman’ın oğlu ve kötü adamlar olarak Ewan McGregor, Bruce Willis’in oğlu. Ayrıca Edward Norton, Johnny Depp ve Brad Pitt de yan rollerde yer alabilir. Oyunculara havyan gibi para yatırıldığından ancak 2-3 büyük şirketin ortak yapımı olabilir herhalde. Yalan olur.

Rüya Rock Grubu

Led Zeppelin, Pink Floyd, The Doors, The Beatles? Karar veremiyorum.

Rüya Aşk

Ted Mosby’nin eşini bulmasını çocuklarına anlatması gibi bir şey

Rüya Proje

Rüya projem 1960ların sonlarında gerçekleşti ama o yıllarda yaşayıp aya gidebilmiş olmayı isterdim. Belki gelecekte gitme imkanım olabilir ama ilk giden olmak tamamen farklı bir ayrıcalık.

Alternatif Rüya Kariyeri

Büyük bir Amerikan viski firmasında yönetici olmak, Astronot

Rüya Tatil

Dharma için hatch’te çalışmak. Ekstra olarak internet, bilgisayar ve bir insan. (Alternatif rüya kariyeri gibi oldu bu)

Rüya Ev

İngiltere’nin Dover Kayalıklarının üzerinde tarlası olan büyük bir çiftlik evi. Arka balkonumdan Fransa’yı görmek istiyorum.

Rüya Mutfak

Bol etli bir Osmanlı mutfağı.

Rüya Kaçamak

Star Wars Sixology maratonu. Her zaman, her yerde.

Peki bu yazı niye?

Bu sorular Kuşkucu Somon’da Douglas Adams’a sorulmuş sorular. İlginç geldi ve ben de cevaplayayım dedim. Mim haline getirmek isterdim ama parmakla göstermekten hoşlanmıyorum. Bunu mim olarak algılayıp cevaplayanlar bana haber verebilir. Vermeye de bilir.

Online hayatımızın genişlemesiyle birlikte pek çok e-posta adresine de sahip olmaya başladık. Geçmişten gelen e-posta adresleri, okul veya iş yerinin sağladığı e-posta adresleri derken takip etmesi zorlaşan bir karmaşa içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Aslında hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz. Bazı mail hesaplarınızı Gmail’e bağlayıp maillerinizi oradan alıp oradan yanıtlayabilirsiniz. Bu resimli yazıda bunu nasıl gerçekleştireceğinizi anlatacağım. Ben temel örnek olarak bizim okulun mail adresini alıyorum. Pek çok iş yeri ve okul bu işlemi gerçekleştirebilmeniz için gerekli şeyleri sağlıyor. Kısaca Outlook ile kontrol edebildiğiniz hesapları Gmail ile de kontrol edebiliyorsunuz. Hotmail ve Yahoo maillerinizi ekleyebiliyor musunuz bilmiyorum.

1GMail’in ana ekranından Ayarlar kısmını seçiyoruz. Ben İngilizce kullanıyorum o yüzden menü isimleri arasında farklar olabilir.

2Gelen pencereden hesaplar ve içeri aktarma sekmesine geçiyoruz. Bu sekmede diğer mail hesaplarından arkadaşlarınızın e-posta adreslerini aktarabilir, diğer e-posta hesaplarınızı ekleyebilir ve kontrol edebilirsiniz.

3Yandaki resim yukarıda seçtiğiniz sekme. Check mail using POP3 yani POP3 kullanarak maillerinizi kontrol edin kısmının altında bulunan Add POP3 email account butonuna basıyorsunuz. Tabii yukarıda teknik olarak belirtmedim ama Gmail’e başka hesap eklemek için o servisin size POP3 hizmeti veriyor olması lazım. Bu hizmet ile maillerinizi alabiliyorsunuz. SMTP hizmeti veriyorlar ise o adresten mail de atabilirsiniz. Açıkçası buna çok gerek yok. Gmail’in üzerinden de gönderebilirsiniz. Fazla ayarlarla uğraşmadan halledilebiliyor.

4Ekleyeceğiniz hesabın mail adresini girip bir sonraki adıma geçmeniz gerekiyor.

5Hesabınıza giriş yaptığınız kullanıcı adınızı ve şifrenizi girmeniz gerekiyor. Kullanıcı adınızın sonuna mail adresinizi @ ile girmeniz de gerekebilir. Tobb Etü mailleri için gerekli. POP Server kısmı başta gelen olarak seçin işe yaramazsa diğer olasılıkları da denersiniz. Eğer başarılı olamadıysanız mail servisini aldığınız yerden yardım alabilirsiniz. Pek çok servisin yardım sayfalarında gerekli bilgileri bulabilirsiniz.

Hesabı ekle dediğinizde bu mail adresinize gelen mailler Gmail gelen kutunuza düşecektir. Bu maillerin otomatik olarak etiketlenmesini de sağlayabilirsiniz.

Bir sonraki adım da bu adresten mail gönderebilmeniz ayarlanıyor ancak bu biraz daha karışık bir adım olduğundan anlatmıyorum. Gmail üzerinden gönderme seçeneğini seçerseniz yeterli olacaktır. Sadece sunucu olarak mail servisiniz değil de Gmail kullanılacaktır. İleri seviye kullanıcılar dışında pek fazla kişinin fark edeceğini de zannetmiyorum.

Powered by WordPress Web Design by SRS Solutions © 2010 Onur Baykal Şahsi Blog Design by SRS Solutions