Onur Baykal Şahsi Blog

Quality Tennesee Sour Mash Blog

Cloudy With a Chance of Meatballs

Cloudy_with_a-_Chance_of_Meatballs Bu animasyon filmi aslında oldukça ünlü bir çocuk kitabından yola çıkılarak hazırlanmış. Ben sadece Saturday Night Live oyuncuları seslendirme yapmış diye izlemeye karar vermiştim. Hatta film çıktığında afişi yüzünden oldukça kötü bir film olduğunu düşünmüştüm. Tabii filmi izleyince fikirlerim değişti. Eğlenceli bir animasyon filmi olmuş. Hatta kahkahalarla güldüğüm sahneler bile oldu. Filmin konusu da insanı sıkmıyor. Akıcı bir film olmuş. Film hakkında aklıma gelen tek kötü şey bu filmi izlerken karnınızın acıkması. Gökyüzünden sürekli yiyecek yağınca karnınızın acıkması an meselesi. Filmi animasyon sevmeyenler dışında herkese tavsiye ediyorum. Eğlenceli ve geniş kitleli bir film olmuş. İzleyelim, izletelim. Karnımızı da doyuralım.

G.I. Joe: The Rise of Cobra

gijoe_9 Bu film hakkında birşeyler söylemeden önce sanırım G.I. Joe hakkında bilgi vermeliyim. G.I. Joe, Hasbro (Monopoly’i üreten firma) tarafından üretilen ve Amerika’da oldukça popüler olan bir askeri oyuncak markası. Türkiye’de popüler olan Action Man’in takımsal bir versiyonu denebilir. Zaman içerisinde bu oyuncaklar oldukça popüler olunca çizgi romanı ve çizgi filmi de yapılmış. Bu film de çizgi romandan uyarlanmış. Çizgi romandan uyarlandığı için olanaksız teknolojiler, keskin bir şekilde belirgin iyi ve kötü taraflar var. Bu tür şeyler yüzünden çizgi roman filmleri bana abartı geliyor ama senaryo açısından pek çok aksiyon filminden de daha ileride oluyorlar. Bu film tamamen aksiyon üzerine kurulu ama yanda gelişen bir senaryo da var. Özel efektler herhalde filmin her sahnesinde kullanılmış. O kadar çok ki takip etmekte zorlanabilirsiniz. Aksiyon severlerin kaçırmaması gereken bir film. Devamı da çekilecek gibi duruyor.

City Island

PC1_5283-1 City Island, Bronx’ta bulunan eski bir balıkçı adası. Bu bilginin ne önemi var? Hiçbir önemi yok sadece böyle giriş yapmak istedim. Bir festival filmi. Festival filmlerinden genellikle pek bir şey beklemem ama bu filmi Andy Garcia var diye izlemeye karar verdim. Beklediğimden çok daha iyi bir filmle karşılaştım. Yer yer eğlenceli bir drama filmi. Karakterler gerçekçi, senaryo güzel, çekim insanların izleyebileceği kalitede. Filmin vermeye çalıştığı bir mesaj da var sanırım ama filmi eğlenerek izlediğim için satır aralarına dikkat etmedim. Filmde Andy Garcia’nın ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu gördüm, Ocean serisinden pek bir şey anlaşılmıyor. Yandaki resimdeki duruş filmin en beğendiğim sahnesi. Karısının sigara içtiğini bilmemesi için banyonun camına çıkıp orada sigara içerken kitap okuyor. Oğlu da alt katın balkonuna çıkıp sigara içiyor. Karısı evde kimse olmadığı zaman ortalıkta sigara içiyor, kızı da sigara içiyor. Tüm aile sigara içiyor ve hepsi birbirinden gizliyor. Aslında film tamamen ailenin sakladığı sırlar üzerine kurulmuş. Serim düğüm çözüm hoş. Tavsiye edebileceğim nadir filmlerden. Gelinim sana söylüyorum Onur sen izle.

2012

Uzun zamandır doğal felaket filmi izlemiyorduk. İyi oldu, Disaster Movie’ye hak verdim. Film boyunca pek çok şey abartılmış. Nedense ortalamanın üzerinde bir film bekliyordum. Hatta iyi film değil denildiğini de duymuştum. 2.30 saat boyunca filmi takip ettim ama bir yerden sonra koptum. Sadece üç ders uçuş almış adamın işin bokunu çıkarması, nuhun gemisi falan gerçekten sıkıcı şeylerdi. Filmin özel efektleri konusunda pek bir şey diyemeyeceğim küçük bir ekranda seyrettim çünkü. Ancak güzele benziyorlar (çatlak efektleri hariç). Kevin Spacey’nin bu filme hiç uygun olmadığını da eklemek istiyorum. Aksiyon adamı değil bence o. Gerilim, drama falan oynasın. Mutlaka izlemeniz gereken bir film değil. Doğal felaket filmlerinden hoşlanıyorsanız 2012 yüksek kaliteli bir doğal felaket filmi.

Gamer

Gamer-movie-03 Bu film Death Race’e çok benziyor. Konsept oldukça yakın. İdam cezasına çarptırılmış mahkumlar cezadan kurtulmak için hayati tehlikesi bulunan bir televizyon programında yarışıyorlar ve inanılmaz seyirci sayıları var. Aynı temel. Fakat filmler buradan sonra ayrılıyor. Death Race kuru bir aksiyonken Gamer’da insanlığı sorguluyorsunuz. Evet Gamer temel olarak bir aksiyon fakat vermek istediği mesajlar var ve gerçekten derin mesajlar bunlar. Filmde insanlara yerleştirilen nano-çiplerle insanları başka insanların kontrol etmesi mümkün. Bu özellik ordu için geliştirilse de eğlence sektöründe hayat buluyor. Sims tarzında bir oyun düşünün. Karakteriniz gerçek bir insan. Bunun çok ciddi sonuçları olabilir. Tabii inanılmaz bir maddi getirisi de. Filmin aksiyon yönü yeterince tatmin edici. Çatışma sahneleri oldukça gerçekçi, özel efektler uygun kullanılmış. İsterseniz sadece bir aksiyon filmi seyreder gibi de seyredebilirsiniz. Ortalamanın üzerinde bir film. Ben beğendim. Mutlaka izleyin demiyorum yine de ama aksiyon açlığınız varsa izleyin. Fakat aksiyondan fazlası var bu filmde.

This Is It

michael-jackson-this-is-it-abf Michael Jackson iyi ki öldü. Ölmeseydi sanatına bugün gösterilen saygı gösterilmeyecekti. Vefatından önce pek çok kişi (buna ben de dahilim) Michael’a ön yargıyla yaklaşıyordu. Bu ön yargının kırılması çok iyi oldu. Evet, büyük bir yıldızı kaybettik belki ama genellikle Türkiye’de gördüğümüz birini kaybettikten sonra değerini anlama durumu bu sefer çok daha geniş bir etkide hissedildi. Vefatından çok kısa bir süre sonra This Is It isimli bir turneye çıkacaktı. Sahne sanatı açısından iyi bir örnek teşkil edecek bir programdı ancak gerçekleştirilemedi. Bu filmde bu konserlerin hazırlık aşamaları bir araya getirilerek bu konser hissi verilmeye çalışılmış. Ben daha belgesel kıvamında bir film bekliyordum ama bu film açık bir şekilde bir konser filmi. Sadece seyirci ve kostümler eksik. Michael’ın klasiklerinin çoğu çalınmış. Michael’la ve ekibiyle yapılan röportajlardan da kısa kesitler var. Ancak konser hissini azaltmıyor bu görüntüler. Fakat film Michael’ın iç dünyasına da götürmüyor sizi. Sadece sahnesine konuk oluyorsunuz. Ben bu açıdan beklediğimi bulamadım. Michael Jackson konseri izlemeyi de düşünmeyen biriydim, bu filmle konser performansını da görmüş oldum. Michael Jackson hayranıysanız kaçırmamanız gereken bir film.

Planet 51

planet-51Sanırım izlediğim her animasyon filmini tavsiye ediyorum. Tam emin değilim bundan ama olasılığı yüksek gibi duruyor. Genel olarak animasyon filmlerini eğlenmek için izlerim, belirli bir beklentim yoktur. Fakat bu filmin fragmanını görmüştüm ve açıkçası izlemek için sabırsızlanıyordum çünkü konusu çok ilginç gelmişti. Eğlenceli bir film olmuş. Kolay izlenebilecek bir seviyede. Ancak mükemmel değil. Daha iyi animasyonlar var. Fakat bu da bence başarılı bir çalışma. Sürekli Dünya’ya uzaylı gelmesini düşünürüz fakat hiç bizim başka bir gezegene uzaylı olarak gidebileceğimizi düşünmeyiz. Bu filmde temel konu bu. Seslendirmede çok ünlü oyuncular olmasa da (ünsüz demiyorum ama daha ünlü oyuncular da olabilirdi) izlenebilir seviyede. Konu ilginizi çektiyse seyredin derim. Onun dışında açıkçası kendisine çekebileceği bir noktası yok.

Imagine: John Lennon

lennon_imagine_416x300Müzik filmlerine devam ediyorum. Elimin altında başka bir müzik grubu belgeseli var mı bilmiyorum fakat oldukça izliyorum gördüğünüz gibi. Bu tür filmler genelde konu içermese de müziksel açıdan oldukça doyurucu oluyorlar. Bu film de John Lennon’ın arşiv görüntülerinin birleştirilmesinden elde edilmiş. Lennon’ın ses kayıtlarından da faydalanılarak kendisi sunucu haline getirilmiş. Bana pek etik gelmese de, para kazanma amaçlı bir prodüksiyon gibi dursa da sanırım altında kendi ellerinden geldiği kadar bir saygı gösterme amacı var. Lennon’ın Beatles günlerinden başlayıp, hayatının son dönemlerine kadar hayatına yakından bir bakış bu film. Zaten Yoko ile birlikte olduğu sıralarda etraflarında bir kamera dolaştırarak görüntülü bir günlük tutma tarzında bir alışkanlıkları da varmış (ilk video bloggerlar :D ). John Lennon’ın ilk eşinin ve hatta oğullarının da röportajlarının bulunduğu bu film izlenmeli. Tabii Beatles hayranı değilseniz veya John Lennon ile ilgilenmiyorsanız bu yazıyı niye okuyorsunuz anlayabilmiş değilim.

9

9_movie_image__1_Birbirlerine yakın dönemlerde vizyona giren filmler genellikle karıştırılır. Örneğin The Illusionist ve The Prestige örneğinde olduğu gibi. Bu filmler hem aynı dönemde vizyona girdiler hem de konuları aynıydı. 9 ile District 9 da birbirlerine yakın dönemlerde vizyona girdiler. İsim benzerliklerinin dışında açıkçası pek bir benzerlikleri yok, bu yüzden pek karıştırılacağını zannetmiyorum. Bu filmi ilginç kılan kısım Tim Burton ve Timur Bekmambetov etkisi. Sadece bu isimler olduğu için bu filmi izleyenler olacak. Bu film klasik animasyon filmlerine benzemiyor. Karanlık bir atmosferi, karanlık bir senaryosu var. Daha çok Tim Burton işlerini sevenlere hitap eden bir film gibi hazırlanmış. Doğruyu söylemek gerekirse ben çok memnun olmadım bu filmden. Filmin ruhu eksik (filmi izlemiş olanlar için bu cümle manidar olabilir). Tim Burton hayranı falan değilseniz (Timur Bekmambetov’u hiç sevmem) bu filmi izlemeyin.

American Pie Presens: The Book of Love

Amerikan-Pastasi-7ask-Kitabi-9İlginç bir şekilde bu buraya yazdığım ilk Amerikan Pastası filmi. Bir önceki film 2007′de çıktığından burada bir yorumu yok. Bu filme gelecek olursak kalite olarak neredeyse ilk üç filmin kalitesine yetişmiş. Orijinal olarak ilk 3 film çekiliyor daha sonraki devam filmleri değil de ev sineması için çekilen daha kötü versiyonları. Amerikan Pastası serisinin aslında gençleri cinsellikle çekmesinin yanı sıra aşk ve ilişkiler konusunda da verdiği mesajlar var. Gerizekalı Amerikan çocuklarına kadınlara saygı göstermeyi öğretmeye çalışıyorlar ki bu büyük bir hareket. Aslında dikkatli bakınca birkaç DVD versiyonu filmi hariç diğer filmlerde verilmek istenen bir mesaj da var. Cinsellik ögesinin öne çıkması hedef kitleyi etkiliyor olabilir ama sadece erkeklere yönelik bir film değil. Nedense bana çoğunlukla erkekler seyredecekmiş gibi geliyor ama.

Monsters, Inc.

rozz8 yıl geç kalarak izlediğim bir film (daha beter durumlar da var tabii de bu filmi izleyebilme olasılığım da vardı). Denizden babam çıksa yerim diye salak bir laf vardır ya bu lafı Pixar ne çekse izlerim haline getirin. Animasyon filmi işini en iyi kotaran şirket Pixar. Burada Pixar’dan bahsetmek istedim ama filmden bahsetmek daha yerinde olacak sanırım. Aslında filmle ilgili bahsedilecek pek bir şey de yok. Genel ortalamanın üzerinde bir animasyon filmi. Senaryosu ilginç. İzlenebilirliği yüksek. Genel olarak animasyon filmlerinde görülen geniş bir yaş kitlesine hitap etme özelliği de var. Bunun dışında Wall-E gibi diğerlerinden öne çıkacak herhangi bir tarafı yok. Tabii mutlaka izlenmesi gereken animasyonlardan mı, tartışılır. Pixar’ın diğer çalışmalarını beğendiyseniz bu filmden de zevk alacaksınız tabii ki. Biraz eski bir film olduğundan DVD’sinin alınması daha iyi olur. Tabii bu tavsiye çocuklu aileler için daha mantıklı. Sanırım ben hitap ettiğim kesimden uzaklaşıyorum o yüzden diğer filme geçelim.

Iron Maiden Flight 666

flight-666-1Müzik gruplarının belgesellerine film gözüyle yaklaşıyorum. Daha önce de Anvil’in filmini yorumlamıştım. O belgeselde başarısız bir grup anlatılıyordu. Bu filmde ise oldukça başarılı bir grup anlatılıyor. Grubun tarihçesine değinilmiyor belki ama daha önce görmediğimiz samimiyette görüntüler var. Bu turun birkaç özelliği var. İlki ve en bariz olanı Iron Maiden’ın turneyi kendi uçaklarıyla yapması. Ed Force One’ın pilotu da Iron Maiden’ın vokali Bruce Dickinson’dan başkası değil. Turnenin bir diğer özelliği de daha önce gidilmemiş olan yerlere gidilmesi. Açıkçası Güney Amerika’da Iron Maiden’a resmen taptıklarını görmek şaşırtıcıydı. O kadar fazla ilgiden elbet bir noktadan sonra sıkılıyorlardır. Uzun zamandır çalınmayan parçalar bu turnede çalınmış. Amaç yeni Iron Maiden dinleyicilerine eski dinleyicilerin yaşadıklarını yaşatabilmek. Keşke Türkiye’ye de gelselermiş. Bu film Türkiye’de sadece birkaç sinemada özel olarak gösterildi. Çift diskli versiyonunda Sam Dunn’ın (Metal: A Headbangers Journey) çektiği belgesel kısmı ilk diskte, ikinci diskte ise farklı konserlerden alınma parçalar var. Son olarak bitabii ki de Up The IRONS!

Bu yazı nereden oluştu bilmiyorum. Gelecek teknolojileri konusunda da uzman değilim ancak sinema ve televizyon konusunda sıkı takipçi olduğum söylenebilir. Tabii bu da konuda bir fikir sahibi olmama yetiyor sanırım. Lafı uzatmadan fikirlerimi aktarayım yoksa unutabilirim. Zaten bir kere unuttum, hatırladığım an bu yazıya başladım.

SecretCinema460Sinema ve televizyon (burada televizyondan kastım diziler ve yarışma programları tarzındaki şeyler, haber bültenlerini de katabiliriz sanırım) ürünleri tüm topluma bir seferde hitap edemeyecek ürünler. Bu ürünler sanat eserleri olduklarından dolayı böyle oluyor olabilir. Tabii bunun altındaki asıl neden izleyici kitlesinin geniş olması. Benim beğendiğim bir filmi bir başka biri beğenmeyebilir. Benim sevdiğim diziden bir başkası nefret edebilir. Bunun altında kişiliklerimiz ve zevklerimiz var. Sinema ve televizyon endüstrisini için büyük başarılar geniş kitlelere hitap edebilen ürünlerdir. Birden çok izleyici kitlesini ekran karşısına toplayabiliyorsa bu standardın üstündedir. Onlar için tek tip bir izleyici kitlesine sahip olmak izleyicinin istediği türden ürünü sunmak açısından mükemmel bir olanak olabilirdi ancak bu mümkün değil. Bunun çözümü (bence) gelecekte teknoloji ile çözülebilir.

Bilgisayarların gelişmesiyle birlikte filmlerde bilgisayarlar (sadece efekt olarak değil) kesinlikle kullanılan bir teknoloji haline geldiler. Sadece bilgisayar üzerinde geliştirilen sinema ve televizyon yapımları da var. Tabii ki insan unsuru etkili olmaya devam ediyor ancak bunun nedeni yine teknolojik yetersizlikler. Gerçeğe yakın bir insan sesi üretilebilse seslendirme için insanların kullanılacağını zannetmem. İşte geleceğin sinema ve televizyon teknolojisi buradan doğuyor. İnsan katkılı ancak buradaki insan katkısı yapımcılar tarafından değil izleyiciler tarafından gerçekleştirilen bir katkı. Bunun için kronolojik olarak aşağıdaki gibi bir gelişim bekliyorum.

  • Hiç bir insan oyuncusu bulunmayan filmler (teknolojinin gelişimi hakkında bir fikrim yok ancak gelecek 10 yıl içerisinde kesinlikle gerçekleşecek).
  • Yapımında hiç insan olmayan filmler. Senaryo da dahil olmak üzere bütün parçaların bilgisayarlar tarafından gerçekleştirilmesi (bunun için yapay zeka konusunda atılımlar gerekli).
  • İzleyiciden aldığı girdilere göre izleyiciye özel üretilen filmler. Bunlar önce pahalı bir servis olarak başlayıp daha sonra toplumum yaygın bir kesimi tarafından kullanılabilecek bir seviye gelecekler.
  • Sinema salonlarının bitişi.
  • Çökmek üzere olan bir sinema ve televizyon endüstrisinin para kazanmak için geliştireceği çözümler. İzleyicinin ürettiği filmlere izleyiciye uygun reklamlar yerleştirilmesi. Sözleşmeli oyuncuları filmlerde oynatabilmek için ücret ödenmesi (örneğin filminizde Brad Pitt’i oynatmak için 10$ vereceksiniz). Ünlülerin seslerini kullanabilmek için ödenecek bir ücret (oynatmak için kullanılan ücretle aynı mantıkta). Müşteri tarafından üretilen başarılı filmlerin pazarlanması.

Yukarıdaki gelişmelerin sinema ve televizyon endüstrisi tarafından yapılmayacağı belli. Bindikleri dalı kesecek halleri yok. Ancak bilgisayar oyunlarında olduğu gibi oyuncular ve sesleri için (ufak eklentiler, genişletme paketleri gibi) ücret ödeyerek daha başarılı prodüksiyonların yapılması mümkün. Bunun için yüksek işlem kapasitesi olan bilgisayarlara ihtiyaç var. Zaten bilgisayar hızlarının arttığı ve bir ücretle alınabilecek hızın arttığı düşünülürse mantıklı gözüküyor. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte yazılımcıların yukarıda saydıklarımı gerçekleştirmeleri o kadar da zor değil. Sadece sinema ve televizyon için değil video oyunları için de benzer bir teknoloji gelişecek. Kullanıcı “2005 yılında Amerika’da geçen bir FPS oynamak istiyorum” demesiyle oynamak istediği oyun kendisine sunulacak. Ben bunu hayal ediyorum. Ben hayal ediyorsam başkaları da hayal ediyordur. Bu da demektir ki gerçekleşmesi o kadar da zor görünmüyor.

Powered by WordPress Web Design by SRS Solutions © 2010 Onur Baykal Şahsi Blog Design by SRS Solutions