İthalat: Yok
Sonsuz bir alana herhangi bir şeyi ithal etmek olanaksızdır, çünkü ithal edilecek bir şeyin bulunup getirileceği bir dışarısı yoktur.
İhracat: Yok
Bakınız İthalat.
İthalat: Yok
Sonsuz bir alana herhangi bir şeyi ithal etmek olanaksızdır, çünkü ithal edilecek bir şeyin bulunup getirileceği bir dışarısı yoktur.
İhracat: Yok
Bakınız İthalat.
Yüzölçümü: Sonsuz
Otostopçunun Galaksi Rehberi “sonsuz” sözcüğü için şu tanımı vermektedir.
Sonsuz: En büyük şeyden daha büyük olup biraz daha fazlası olan. Aslında bundan da büyük, şaşırtıcı bir muazzamlıkta, tam anlamıyla şok edici bir boyutta, gerçekten “oo, çok büyükmüş” dedirtecek bir zaman süresi. Sonsuzluk o kadar büyüktür ki, karşılaştırıldığında onun yanında büyüklüğün kendisi gerçekten minicik kalır. Burada anlatmaya çalıştığımız kavram, dev gibi büyük çarpı dağ gibi muazzam çarpı şaşırtıcı derecede kocaman cinsinden bir şeydir.
Bu aralar biliyorum pek yazı yazmıyorum. Daha önce de böyle bir süre olmuştu. Tabii bu sefer yine nedenlerim var. Ankara’ya döndüm, 7 Eylül’de okul başlıyor ve Bilgisayarcının Yeri‘nde yazmaya başladım. Fırsat buldukça Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi’ni de yazıyorum. O yüzden aslında yazı yazmaya daha yoğun olarak devam ediyorum. Gelecek hafta içinde logo tamamlandıktan sonra Rock’n Roll Rehberi yayınlanmaya başlar da siz de rahat bir nefes alırsınız. Ankara’yı da özlemişim ha.
Uzun zamandır film yorumları yazmıyorum herhalde. Bir kontrol edeyim. 23 Ağustos’ta The Boat That Rocked’ı ayrı olarak yazmışım, 21′inde de toplu olarak yazmışım. Eh bayağı zaman geçmiş film yorumlamayalı. Bloga sadece film için girenler de varmış (örn. Clark) bu yüzden onların elleri boş dönmelerini de pek istemiyorum. Film temposunun düşmesinin tek nedeni benim dizi izlemem. Bilgisayar başındayım yani, merak etmeyin Dünya’nın sonu gelmiyor.
Beatles filmlerini sevmişimdir. Zaten 4 tane film var. İlk iki film bana daha güzel gelmişti. Bu filmde zaten Beatlelar oynamıyor. Yani ufak 1-2 sahnede varlar o yüzden ona oynama denemez sanırım. Fakat hepsi seslendirme yapıyor. Film, çizgi film (çok ilginç bir cümle oldu). Hatta öyle sıradan çizgi filmlerden de değil. Grup bu filmi yaparken ve filme de adını veren albümü kaydederken yoğun derecede uyuşturucu kullandığı için uyuşturucunun etkisi filme de yansımış. Bu türe “psychedelic” (Türkçe’si de psikedelikmiş) deniliyor. Karmaşa, mantıksızlık, rengarenk çevre ve saçma sapan (ayık bir kafa saçma gelmesini çok doğal buluyorum) gelebilecek daha pek çok şey içeriyor. Film aslında elimde vardı bir süredir ama izlemek istemiyordum pek sanırım. Robot Chicken’ın bir bölümünde bu film geçince biraz ilginç geldi ve izlemeye karar verdim. Bu filmin bir benzeri daha var mı bilmiyorum. Kendi alanında bir klasik. İlginizi çekiyorsa mutlaka izleyin, ilginizi çekmiyorsa film size çok saçma gelecektir.
Amerikalıların çok ilginç ritüelleri var. Groundhog da bir gelenek. Groundhog günü asıl olarak Punxsutawney, Pennsylvania’da kutlanıyor. 2 Şubat günü Punxsutawney Phil adı verilen bir tarla faresine kışın uzayıp uzamayacağı sembolik olarak sorulur. Teknolojinin gelişmesiyle artık bu farenin yanlış çıkması neredeyse imkansız olsa da geçmişte de oldukça başarılı tahminlerde bulunduğu söyleniyor. Filme gelecek olursam, filmde ana karakterimizin adı da Phil. Phil Punxsutawney’e isteksizce geliyor, fakat filmin sonunda buraya yerleşmek istiyor. Phil her gün 2 Şubat gününü yaşıyor. Bu döngüden çıkmak için pek çok yolu da deniyor. İlginç bir film. Uzun süren dizilerde genellikle işlenmiş bir konudur (Stargate, Supernatural…). Sanıyorum bu dalgayı başlatan da bu film. 93 çekimi. Film boyunca 90′lı yılları yeniden soluyabilirsiniz. Bariz bir biçimde hissettiriyor o kendini zaten. 90′lı yılların filmleri nedense teknolojik olarak daha önceki filmlerden daha kaliteli olsa da bu filmler arasında dönemsel olarak beni sinirlendiren çok fazla film var. Bu filmi mutlaka izleyin. Bir klasik. İzledikten sonra sorular soracağım.
State of Play, senaryosundan haberdar olmadığım; sadece oyuncuları için edindiğim filmlerden biri. Russell Crowe için izlediğimi itiraf etmem gerekiyor. Fakat film beni üzmedi ve beklentilerimin oldukça üzerinde çıktı. Crowe’un filmdeki uzun saçlı halini çok beğendim hatta beni tekrar saç uzatma konusunda fişeklediğini bile söyleyebilirim. Film Washington’da siyaset ve basın etrafında dönüyor. Devlete paralı asker hizmeti sunan bir şirketin sorgusu esnasında olayların sarpa sarması ve cinayetlere varması sonucunda bir gazetede çalışan Cal (Crowe) ağabeyimiz olayların peşinden gidiyor. Film genel olarak oldukça kolay izleniyor. Fakat uzunluğa oranla pek fazla aksiyon yok. Dram, gerilim karışımı bir kıvam tutturulmuş. Ben Affleck’in oyunculuğu beni film boyunca sinir etti. Ağzına bir tane patlatmak istedim. Fakat o saçların uğruna sakin sakin oturdum. Bu tarz filmleri seviyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.
World’s Greatest Dad
World’s Greatest Dad, Robin Williams’ın en son filmi. Kimilerine göre Williams’ın son dönemlerdeki en iyi filmi. Açıkçası Robin Williams’ı çok yakından takip ettiğimi söyleyemeyeceğim. Fakat son dönemde başarısının eskisi gibi olmadığı da bir gerçek. Açıkçası ben bundan sonra da çok fazla ileriye gideceğini düşünmüyorum. Yine de Williams ilginç filmlerde rol alıyor. Takip etmekten zarar çıkmaz. Bu film de açıkçası oldukça değişik. Tam tanımlama “trajikomik” olurdu. Gerçekten film bu tanımlamaya tam uyuyor bence. Filmden bahsetmek istemiyorum, beklentiniz olmadan izlemeniz bence daha mantıklı olur. Oh bir de filmde Williams’ı anadan doğma görüyoruz. En azından ben izlediğim versiyonda gördüm. Pek hoş olmayabilir. Ayrıca film dil olarak da oldukça bozuk. Ona göre birileriyle izleyecekseniz hazırlıklı olun. İzlenmesi pek bir şey kazandırmayacak. Sanıyorum bir sinema filmi olarak değil de televizyon filmi olarak yayınlanmış. Bu da doğal olarak belirli bir kalite sınırı çiziyor bence.

Apollo 12 Ay Modülü
Dün Amsterdam Müzesindeki ay taşının sahte olması haberinden sonra böyle bir yazı yazma ihtiyacı duydum. Burada Ay’a inilmedi dedikten sonra kullandıkları kanıtları cevaplarıyla birlikte sunacağım. Biraz da gelecekte Ay’a gönderilmesi planlanan uydulardan bahsedeceğim.

Apollo 15'in Ay yüzüne bıraktığı retroreflektör
Ay’a gidildiğinin kesin kanıtı ayda bulunan retroreflektörlerdir. Apollo 11, 14 ve 15 ile ay yüzeyine bu mekanizmalardan üç adet bırakılmıştır. Bu mekanizma aslında basitçe iç içe aynalardan oluşan bir aynadır. Dünya’dan gönderilen lazer ışınlarıyla Dünya ile Ay arasındaki mesafeyi milimetrik bir hata payıyla ölçülebilmektedir. Bu uzun vadeli deney sonucu Ay’ın her sene 38 mm uzaklaştığı, Ay’ın çekirdeğinin tüm uydunun %20′si boyutlarında ve sıvı olduğu gibi bilgiler de edinilmiştir (bkz. Lunar Laser Ranging Experiment). Resimde görünen mekanizma insan eli olmadan kurulamayan bir mekanizmadır. SSCB’nin de iki tane retroreflektör çalışması vardır. Amerikan insanlı görevlerinden farklı olarak gezici bir robot üzerine ufak bir retroreflektör yerleştirilmiştir. Ay’daki konumunun belirsizliği yüzünden bu retroreflektörden 1971′den beri sonuç alınmamıştır.


Apollo Programı Arması
NASA’nın Ay çalışmaları Kennedy’nin ünlü 25 Mayıs 1961 kongre konuşmasıyla başlamıştır diyebiliriz. Bu ünlü konuşmada başkan Amerikan halkına ve bu başarıyı sağlayacak olanlara meydan okumuş ve 1970′lere kadar zaman tanımıştır (Bugün ülkemizde ufak bir metro çalışmasının sonlanması için bile bundan daha uzun süreler söylenmesi de işin ciddiye alınmadığını gösteriyor). Kennedy’nin suikastiyle birlikte başkanın bu konuşması bir vasiyet olarak da görülmüş ve Ay çalışmalarına hız verilmiştir. Öyle ki NASA’nın uzay çalışmalarındaki göreve bağlı ilk can kaybı Apollo 1′in denemelerinde gerçekleşmiş ve Gus Grissom, Ed White ve Roger Chaffee kapsülde yanarak can vermişlerdir. Bu kaza soruşturmalara neden olmuş ve NASA’nın Ay görevini gerçekleştirebilmesi için yeni bir tasarım kullanmasına neden olmuştur.

ASTP (Apollo-Soyuz Test Project) Arması
Apollo görevlerinden ve araçtan da biraz bahsettikten sonra komplo teorilerine döneceğim, unutmadım. Apollo görevleri uzay çağında hem bir çağı başlatmış hem de bir çağı kapatmıştır. Basit yörünge görevlerinden, karışık işlemler yapılan hatta tamir amaçlı uzay yürüyüşlerini de başlatan; mekikten önce de ABD’nin uzaya gönderdiği son araç da Apollo görevlerinde kullanılan Kumanda Modülüydü. Son
görev için Apollo 18 adı da kullanılmaktadır. ASTP (Apollo-Soyuz Test Project) görevi 1981 yılında soğuk savaş devam ederken uzayda Rus Soyuz aracı ile Apollo Komuta Modülü’nün birbirine kenetlenmesi görevidir. 3 kişilik Amerikan, 2 kişilik Rus ekibi yaklaşık olarak 2 gün boyunca kenetli halde kalmış, bu görev esnasında bir cüce gezegen de keşfedilmiştir. Bu görevden planlanırken mekiğin denemeleri de devam etmekte, bu görevden sonra da bir sonraki insanlı görev mekikle olmuştur.

Apollo Komuta Modülü, Ay Yörüngesinde

Apollo 16 Ay Modülü
Apollo 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 insansız deneme uçuşları; Apollo 7, 8, 9 ve 10 Ay’a gitmeden önce Dünya ve Ay yörüngesinde çeşitli insanlı denemeler; Apollo 11, 12, 14, 15, 16 ve 17 Ay’a başarıyla gidip gelen insanlı görevlerdir. Apollo 13 ise başarılı başarısız görevdir. Başarısızlık Ay’a varılamaması, başarı ise mürettebatın Dünya’ya geri döndürülebilmesidir. ASTP görevini Apollo 18 saymazsak; Apollo 18, 19, 20 ve 21 görevleri maddi yetersizliklerden dolayı iptal edilmiş ve uzaya gönderilmeye hazır olan araçlar laboratuvarlara çevrilip uzaya gönderilmiştir. Toplamda sadece 12 insan Ay yüzeyinde yürüyebilmiştir. Genellikle bilinmeyen bir konu ise Ay Modülünün, Komuta Modülünden önce yörüngede beklemesidir. İnsanoğlu tarafından yapılmış olan en güçlü icat olan Saturn IV roketi sadece Komuta Modülünü taşır. Ay Modülü ile yörüngede kenetlendikten sonra Ay yolculuğu başlar. 3 Astronottan biri Komuta Modülünde Ay’ın yörüngesinde kalırken iki astronot Ay Modülü ile iniş gerçekleştirir.
Aslında pek çok teori olmasına rağmen ben sadece birkaçına burada yer vereceğim. Burada yer vermediğim komplo teorilerinin bir kısmına buradan ulaşabilirsiniz.
Ay’ın atmosferi olmadığı için bayrak dikildikten sonra bayrağın dalgalanmaması gerekir. Burada görüldüğü gibi bayrak dikildikten sonra bir dalgalanma yoktur. Ayrıca bayrak dikildiği sırada oluşan dalgalanma da burada açıklanmış.
Uzayda Güneş’in etkisi Dünya’da olduğundan çok daha fazladır. Bu etkiyi astronotları rahatsız etmeyecek hale getirmek için camlar filtrelidir. Ay’ın yüzey yapısı yüzünden de Ay Güneş ışığını yansıtmaktadır. Bu yansıtma fotoğrafların fazla aydınlık olmasına neden olduğundan fotoğraf makineleri daha karanlık fotoğraflar çekmektedir. Ay üzerinde yürüyen astronotlar bile (örn. Buzz Aldrin) tüm görev boyunca hiç yıldız görmediklerini bile söylemişlerdir.
En saçma teorilerdendir. Ay görevi zamanında NASA 30 milyar dolar bütçe ayırmıştır. Tabii bu milyar dolar o zamanın parasına göre 7 kat daha değerlidir. NASA’nın tekrar Ay’a insanlı görev projesi vardır. İlk görevler Ay’ın keşfi için yapılmış olarak kabul edilse de gelecekte yapılacak olan görevlerin asıl amacı Ay’ın kolonileştirilmesidir.
Ay’a gidilmeden önce Dünya yörüngesinde sadece Apollo programında 10 test yapılmıştır. Daha önceki programlarda da Ay görevlerinde kullanılacak olan teknolojiler test edilmiştir. Ay’a gidip gelmek problem değildir. İnsanlı ve insansız olarak defalarca gerçekleştirilmiştir. Fakat Ay görevleri kusursuz değildir. Apollo 11 görevi kolaylıkla başarısızlıkla sonuçlanabilirdi.