Stan Helsing, Bram Stoker's Dracula

Stan Helsing

stan helsing 300x199 Stan Helsing, Bram Stoker's DraculaStan Helsing’i tek bir cümlede anlatabilirim ancak konsept gereği filmi yaklaşık olarak bir paragraf anlatıyorum. Bu yazının yazılmasının bir ay sürmesi de oldukça ilginç bir durum. Bu aralar pek film izlemediğim için bu yazının oluşması bu kadar zaman aldı. Tek cümle ile anlatışım Scary Movie ve American Pie birleşimi diyebilirim. Komedi korku filmi ile gençlik filmi arasında. Van Helsing’le dalga geçen bir komedi filmi. Kalitesi doğal olarak çok yüksek değil. Komedi korku ögelerinden çok gençlik filmi ögeleri daha öne çıkmış. Açıkçası çok izlemeye değer bir film değil. İzlememeniz daha büyük fayda sağlayacaktır. Komik sahneleri yok değil. Ancak bu filmi bulmak için de çok çabalamanıza gerek yok.

Bram Stoker’s Dracula

dracula 300x221 Stan Helsing, Bram Stoker's DraculaBram Stoker’s Dracula’dan bir arkadaş sayesinde haberdar oldum (Onur sen söyledin sanki?). Açıkçası filmden beklentilerim vardı. Bu beklentilerimin kaynağı Facebook’ta bu filme hayran olanların sayısı, imdb’de gördüğüm oyuncular ve filmdeki karakter isimleriydi. Tabii beklentim biraz yüksek çıktı. Film beklentimin oldukça altında çıktı. 1992 yapımı olmasının da bunda büyük bir etkisi var. Film dönem olarak 1800lerin sonunda geçiyor. Açıkçası beni sıkan bir dönem. Ayrıca oyuncuların kötülüğü, senaryonun fazla alakasız olması gibi nedenlerden dolayı filmden oldukça sıkıldım. 2 saatlik süreyi zor bitirdim diyebilirim. Filmin sonlarına doğru hafif bir Supernatural tadı almadım değil. Fakat bu filmi beğenmemi etkilemedi. Çekildiği dönemden kaynaklı olarak görsel efektlerde de oldukça büyük zayıflıklar var. Filmi bu konuda yargılamak haksızlık olabilir ancak ben kendi dönemime göre düşünüyorum. Sanırım kült haline gelmiş filmlerden biri. Bana sorarsanız izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz. İçinde anlamsızlıklar bulunan filmlerden hoşlanıyorsanız izleyebilirsiniz tabii.

District 9

district 9 movie 300x200 Stan Helsing, Bram Stoker's DraculaDistrict 9 bugüne kadar izlediğim en gerçekçi uzaylı filmi. Belirli bir zaman dilimi belirtilmemiş ancak film yakın gelecekte geçiyor. Dünyaya gelen uzaylılar için District 9 adı altında bir mülteci kampı açılıyor, bu kampta gemiyle gelen uzaylılar toplanıyor. 20 yıl boyunca uzaylılar bu kampta kalıyor. Uzaylılar normal dünyaya ayak uyduramadıkları için bu bölgede sınırlı tutuluyorlar. Tabii zaman içerisinde uzaylıların teknolojisi ele geçirilmeye çalışılıyor ancak sadece uzaylıların kanını taşıyanların kullanabildiği araçlar olduğu için sadece süs olarak kalıyorlar. District 9 uzay gemisinin asılı durduğu Johannesburg, Güney Afrika’da bulunuyor. Bu kampta yaşayan insanlar da var. Uzaylılarla belirli bir seviyede iletişim kurmayı başarmışlar. Onlar uzaylılara kedi maması veriyor, uzaylılar da onlara silah veriyor. Filmin konusunu böyle uzun uzun anlattıktan sonra filmden de bahsedeyim. Film bir belgesel gibi çekilmiş. Belki bu yüzden izlemesi kolay. Gerçekten de bir uzaylı ırkı dünyaya gelse olabilecek şeyler bu filmdeki gibi olurdu diye düşünüyorum. Bu açıdan filmi çok beğendim. Ayrıca filmdeki özel efektler o kadar iyi kullanılmış ki herhangi bir sırıtma yok. Sanki o uzaylılar gerçekten oradalar. Peter Jackson’da prodüktörlüğünü yapmış. Bence ilginç bir film. Tavsiye ederim.

LinkedList için Generic Kayıt ve Okuma Metotları

Bil 211 dersinin ödevlerinde sıkça dosya kaydetme ve dosya okuma işlemlerinin kullanılması gerekiyordu. 3 class için 3 farklı LinkedList olduğundan (koddaki LinkedListler ArrayList ile değiştirilirse de çalışır) 3 kere de ayrı ayrı kaydetme ve okuma metotları yazmıştım. İkinci ödevi yaparken aklımdan ortak bir kod yazmayı geçirdim ancak nasıl üstesinden geleceğim konusunda bir çözüm bulamamıştım. Enes ile proje için kod yazarken ortak bir dosya kayıt ve dosya okuma metodu fikrimi söyleyince generic olarak bir metot yazılabileceğini önerdi. O gün birlikte de buna benzer bir class yazdık, tabii o kodun üstüne farklı geliştirmeler yapıldı. O yüzden ben ayrı olarak hem ödevlerde hem de projede kullanılabilecek bir class örneği hazırladım. Sabahın köründe hazırladığım için kodumdan pek memnun değilim ancak yine de gerekli işlevi görecektir.

import java.io.FileInputStream;
import java.io.FileOutputStream;
import java.io.ObjectInputStream;
import java.io.ObjectOutputStream;
import java.util.LinkedList;

/**
 * @author Onur Baykal
 */
public class DosyaIslemleri {
    /**
     *
     * @param <E> LinkedList türü
     * @param liste Kaydedilmek istenen LinkedList list, türü önemli değil
     * @param dosyaAdi Kaydedilecek olan dosyanın adı
     */
    public <E> void listeKaydet(LinkedList<E> liste, String dosyaAdi){
        try{
            FileOutputStream fos = new FileOutputStream(dosyaAdi);
            ObjectOutputStream oos = new ObjectOutputStream(fos);
            oos.writeObject(liste);
            oos.close();
            fos.close();
        }catch(Exception e){

        }
    }
     /**
     * Bu method daha önce yaratılmış bir LinkedList'in içinin doldurulmasına
     * yarar. Yüklenecek olan listenin türünü belirlemek için parametre olarak
     * liste alır.
     * @param <E> LinkedList türü
     * @param liste Üzerine yükleme yapılacak olan liste,
     * @param dosyaAdi İçerisinden liste yüklecek olan dosyanın adı
     * @return Üzerine kayıtlı olan liste yüklenmiş olan liste geri döndürülür
     */
    public <E> LinkedList<E> listeYukle(LinkedList<E> liste,String dosyaAdi){
        try{
            FileInputStream fis = new FileInputStream(dosyaAdi);
            ObjectInputStream ois = new ObjectInputStream(fis);
            liste = (LinkedList<E>)ois.readObject();
            ois.close();
            fis.close();
        }catch(Exception e){

        }
        return liste;
    }
}

GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)

gdo 0 300x236 GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)Şu sıralar bir GDO muhabbetidir gidiyor. İnsanların bilgilenmesi güzel bir şey ancak GDO’ya hayır veya evet diyenlerin %99′u neyi desteklediklerinin farkında bile değiller. Zaten tartışmaların şu sıralar alevlenmesinin nedeni Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının yeni hazırladığı yönetmelik. Anlayacağınız işin sağlıksal tarafından daha büyük bir siyasi boyutu var. Doğal olarak bu fırsattan yararlanmak isteyenler de olacaktır. Ben şahsen GDO’yu destekliyorum. Fakat ben GDO’nun kötü yönlerini göstermeyeceğim demiyorum, tabii ki olayı iki taraftan da ele alacağım. Yazı içerisinde fikir değiştirecek bir cümle kurmamaya çalıştım. Artıları ve eksileri görüp ona göre karar vermeniz daha mantıklı olacaktır.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum GDO yeni bir şey değil. İlk örneği 1973′te bir bakteri ile başlamış¹. Zaten GDO’nun açılımından sadece bitkilerle sınırlı olmadığı da anlaşılıyor. Bugün yapılan tartışmalar daha çok genetiği değiştirilmiş besin maddeleri gdo 2 300x206 GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)üzerinde oluyor. Tabii bizim halkımızda yaygın görülen kulaktan dolma bilgilerle ahkam kesme huyu yüzünden tartışmalar çok alakasız yerlere de gidebiliyor.

Genetik mühendisliğinin gelişmesiyle birlikte maliyetler düşünce ve gerekli bilimsel zemin de oluşunca GDO’da büyük bir patlama yaşandı. Bugün pek çok sektörde çok büyük faydaları görülüyor. Hatta küresel ısınmanında GDO sayesinde durdurulacağını da öngörebilirim (CO2 tüketip O2 üreten yüksek verimli organizma çalışmaları halen sürmekte. Hatta son ürün olarak petrol veya kullanılabilir durumda olan yakıt üretebilen organizmalar üzerinde bile çalışılıyor). Gıda da GDO konusuna gelecek olursak, bundan kaçış yok. Zaten tarım başladığından itibaren GDO’da başlamıştır diyebiliriz. Bugün yiyebildiğimiz portakal, mandalina gibi meyveler turunç’un diğer türlerle aşılanmasından gelen türlerdir. İnsan müdahalesi olmasa bile doğal seçilim ile güçlü genleri olanın hayatını sürdürmesi de bir çeşit GDO sayılabilir – en azından ben sayarım.

Peki GDO’ya niye karşı çıkılıyor veya niye savunuluyor? Ne gibi zararları ve avantajları var?

Avantajlar

  • Tıbbi alanlarda oldukça büyük faydaları vardır. İnsülin, büyüme hormonu, kişiye özel ilaçlar vb. GDO ile hızlı, ucuz ve yüksek verimli olarak üretilmektedir. Bazı hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde GDO’lar kullanılmaktadır.
  • Yüksek enerji harcanarak damıtılan petrolü çok daha ucuza damıtabilen bir bakteri türü üretilmiştir ve bu bakteri türü patenti alınan ilk canlıdır.
  • Tarım alanında haşerelere dirençli bitkiler üretilebilmektedir. Böylece ilaçlama yapılmadan yüksek oranda korunma sağlanabilmektedir. Tarım ilaçlarının insanlarda kansere bile yol açan etkileri vardır ve hala kullanımları düzenlenmemiştir.
  • Genetiği değiştirilmiş bitkilerle daha az maliyetli ancak daha yüksek verimli tarımcılığın yolu açılmıştır. Bunun yanı sıra daha az suyla, daha az toprakla büyüyüp gelişebilen bitki türleri de geliştirilmiştir.
  • Ucuzlayan gıda ücretleriyle beraber düzgün bir çalışmayla dünyadaki açlık çok az daha az maliyetle yok edilebilir.

Dezavantajları

  • GDO araştırmalarının yüksek bütçe gerektirmesi nedeniyle araştırmalar büyük şirketlerin tekeline girmiş durumda. Ülkeler de herhangi bir sınırlama yapmayarak binlerce biyoteknoloji şirketinin doğmasına neden oluyorlar. Tabii böyle olunca iş tamamen ticari bir hal alıyor ve dünyada açlığın bitmesi de hayal haline geliyor.
  • GDO ile her zaman başarılı sonuçlar elde edilecek diye bir sonuç yok. Tüm insan ırkını yok edebilecek bir canlı türü yanlışlıkla (belki de özellikle) üretilebilir. Halen araştırmaları regüle eden bir şey yok.
  • GDO ile üretilmiş gıdalarda insan ölümüne neden olabilecek sorunlar oluşabilir. Nadir bulunan bir böceğin DNA’sı bir bitkiyle birleştirildikten sonra o böceğe karşı alerjisi olanlar farkında olmadan zehirlenebilirler. Hatta bunun sonuçları ölüme kadar gidebilir.
  • Böceklere karşı dayanıklı bitkilerin olması böcek popülasyonu büyük zararlar görebilir. Bu da büyük ölçekli bir ekosistem faciasına dönüşebilir.
  • GDO ile üretilmiş bitki tohumları normal tohumlardan daha pahalı olup her sene yenilenme zorunluluğu taşımaktadır. Bu da uzun vadede ticari hale gelmiş bir sektör olarak düşünülürse fiyatlarda petrole benzer bir durum oluşmasına neden olabilir.
  • Etik olarak Müslümanlar ve Museviler domuz genleri kullanılmış organizmaları tüketmek istemeyebilirler. Bu konuda daha önceden uyarı yapılması veya ambargoların konulmasını gerektirebilir.

Kaynakça:

1 – http://tr.wikipedia.org/wiki/GDO

2 – http://www.gdoyahayir.org/

3 – http://www.ntvmsnbc.com/id/25018394/

4 – http://www.gidaraporu.com/genetik-yapisi-degistirilmis-urunler-gdo_g.htm

Benim hayatım bir roman olabilirdi… Güneşin ilk ışıklarının hafif aralık pencereden sızarak gazetemin sağ üst köşesini aydınlattığı sıradan bir sabahtı. Çayımı hızlıca yudumlarken tonlama konusunda sorunlar yaşayan karşı komşumun sesiyle irkildim. Bu ses benim için bir süredir uyarıcı olmuştu; “ayakkabılarını giy ve evden çık” komutuna sorgusuzca uymamı hatırlatıyordu. Çantamı sırtlamış otobüs durağına doğru olanca hızımla koşturuyor, şoförün beni fark etmesi için elimi, kolumu kontrolsüzce sallıyordum. Evet; çabam boşa çıkmamıştı neyse ki. Muavinle bir paso gösterme krizi yaşadıktan sonra her zamanki gibi en arka sıranın sol köşesindeki yerime kuruldum. Bu ana kadar her şey mükemmel denecek kadar sorunsuzdu.Ta ki bir anda koskoca otobüste şoförle ben yalnız kalana dek. Üstelik bu şoför her sabah beni okula götüren tonton amcaya hiç mi hiç benzemiyordu; gözleri kan çanağına dönmüş, bakışları yırtıcı bir hayvanın avını öldürmeden önceki keskinliğiyle ve bu durumdan aldığı hazzı ifade eden dehşet verici gülümsemesiyle bana bakıyordu. Korkudan elim ayağım titriyordu. Neler oluyordu böyle, insanlar nereye kaybolmuştu bir anda? Bu adam da nereden çıkmıştı şimdi? Aklım bu esrarengizliğe uygun yanıtlar bulmakta oldukça zorlanıyordu. Bir anda boğuk sesli motorun susmasıyla ve etrafı saran bu ölüm sessizliğinin ürpertisiyle kendime geldim. Aman tanrım buraya doğru geliyordu, elinde henüz netleştiremediğim parlak bir cisimle bana doğru kahkahalar atarak yürüyordu. Bense yukarıdan bir yerlerden havalanmış ikimizi de içine alan bu kareyi izliyordum. Bu, sanki bir filmin çok beğendiğiniz bir sahnesini en ağır çekimde izlemeniz gibiydi. Olamaz elindeki de ne öyle! Bir anda nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde kendimi can havliyle kaçarken buldum. Neler oluyordu böyle? Deliriyor muydum yoksa? Arkama bakmaya korkuyor, göz ucuyla bir gölgenin beni takip edip etmediğini kontrol ediyordum. O kadar hızlanmıştım ki koşmakla uçmak arasında gidip geliyordum sanki. Oysaki uçmanın ne demek olduğunu hiç tecrübe etmemiş biri için yapılabilecek çok belirsiz bir benzetmeydi bu. Artık bütün cesaretimi toplamaya yetecek kadar uzaklaştığımı hissediyordum. İşte o anda duraksamadan kafamı çevirmemle soluk soluğa çıkan nefesimin zar zor attığı çığlıklarımın yankılanması bir oldu. Neredeyse bir apartman kadar uzaklık vardı aramızda! Bir an olanların mantıksızlığı beni durdurup adama derdinin ne olduğunu sormaya itecek oldu ama içimden bir ses bu sorguya engel oluyordu. O sırada karşıma eski bir binanın çıkmasıyla sokaktaki kovalamacayı daha küçük bir alana hapsetmiş olduk. Ayaklarımın fikrime ihtiyaç duymadan beni soktuğu bu bina bir okuldu, benim ilkokulum, seneler önce yıkılan okulum! Görünürlerde kimse yoktu, izimi kaybettirmiş olduğumu düşünüyordum ki; tahta merdivenlerin gıcırtısı içime dolan bir anlık son umudumu da katletti. Alt kata inip kapana kısıldığım bu karanlık, kasvetli, terk edilmiş binadan çıkmak için kararlı, temkinli, sessiz adımlarla ilerliyordum. Aniden bir ışık huzmesinin gözümü almasıyla duraksadım. Işığın bir bıçağın parlak yüzeyinden yansımasıydı bu. Tam karşımda upuzun, bomboş koridorda birbirimizin silüetlerine bakakaldığımız o anda adamın elinde tuttuğu bıçağın yansıması. Artık sessizliğin hiçbir anlamı kalmamıştı; çığlık çığlığa koşturuyordum. Sağ bacağım uyuşmaya başlamış, nefes almakta güçlük çekiyordum. Plansızca sanki hızlı bir dönüşün sadece onu yavaşlatacağını düşündüğüm bir yanılsamayla sağdaki kapıdan içeri girdim. Tam o anda sırtımda vücudumun derinliklerine doğru ilerleyen bir davetsiz misafirin varlığıyla tekleyerek birkaç adım daha attım ve yavaş yavaş yayılan sıcak bir hissin etkisiyle dizlerimin üstüne çöktüm. Terk edilmiş okulun zili de sanki başıma gelenlerin mantıksızlığı ve nedensizliğini vurgulamak istercesine bangır bangır çalıyordu. Gittikçe daha da netleşen bu ses huzurla ölmeme engel mi olacaktı yani öyle mi? Derken omzumda bir dürtü hissettim ve gözlerimi açmamla yorganı başıma kadar çekmiş olduğumu fark ettim. Annem saatimin çalması, okula geç kalmam konusunda belli belirsiz algıladığım şeyler söylüyordu hiç kuşkusuz. Kalkmaya çalışırken sağ tarafıma yattığım için ayağımın uyuştuğunu, sırılsıklam ter içinde kaldığımı hissettim. Uyku stilimin hayal gücüme kattığı yaratıcılığı düşünerek kısa bir süreyi yatağın içinde gülerek geçirdim. Evet; işte eğer sadece bir rüya olmasaydı hayatım bir roman olabilirdi hem de kendi ölümümle sonlandıracağım bir roman.

Özgü Küçük

Bu Sezonun İzlenebilecek Yeni Dizileri

Daha önceden takip ettiğim dizilerin başlangıç tarihlerini bu yazıda yazmıştım. O yazıdaki dizilerin pek çoğu zaten devam etmekte olan dizilerdi. Bu sezon ize takip etmeye değer birkaç dizi daha yayına başladı. İyilik mi yapıyorum bilmiyorum ama burada güzel dizileri tanıtarak daha fazla zaman ayırmanıza neden olabilirim. Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.

Flashforward

flashforward logo 300x84 Bu Sezonun İzlenebilecek Yeni DizileriFlashforward kelime anlamı olarak zamanda ileriye kırılma anlamına geliyor. Zamanda geriye kırılma olan flashback kavramını zaten biliyoruz. Bu dizi ise zamanda ileriye kırılma üzerine. Dünyadaki herkes 2 dakika 17 saniye boyunca 6 ay sonrasını görüyorlar. Bu esnada insanlar bilinçlerini kaybedip bayılıyorlar. Bu geleceğe bakış sıradan bir rüyadan öte sanki o anı yaşıyormuş gibi canlı bir biçimde görülüyor. Dizi hakkında spoiler vermemek için bazı detaylara girmiyorum. Konu olarak oldukça ilginç olmakla beraber oldukça da sürükleyici bir dizi. Arada sırada Lost’a göndermeler de görebilirsiniz.

The Cleveland Show

9qhhsh 300x192 Bu Sezonun İzlenebilecek Yeni DizileriFamily Guy spin-off’u olacağı bir senedir bilinen bir şey. Fakat The Cleveland Show ancak bu sezon başlayabildi. Family Guy’daki Cleveland, Quahog’daki evinden ayrılarak doğduğu şehre geri dönüyor ve klasik Family Guy anlatımıyla konular gelişiyor. Cleveland’ın zenci olması hikaye akışını etkiliyor. Fakat yine de Amerikan vatandaşı olmadan da yapılan esprilerin çoğu anlaşılabiliyor. Family Guy’a ek olarak dizi 4:3 boyutlarında değil 16:9 yani geniş ekran olarak yayınlanıyor. Büyük kanallarda yayınlanan çizgi dizilerden geniş ekrana geçişin yakın olduğunu belli eden bir gelişme bu. Family Guy ve The Cleveland Show’a ek olarak bu dizilerin yaratıcısı, oyuncusu ve senaristi olan Seth MacFarlane’in bir de American Dad isimli bir dizisi daha var. Bu dizide yoğun olarak siyasi görüşlerin bahsi geçiyor. Diğer dizilerdeki gibi kısımları da var ancak siyasi ağırlığı daha yoğun ve daha eğlenceli. Eğer Family Guy’ı seviyorsanız yazıda bahsettiğim diğer iki diziyi de takip edebilirsiniz.

Stargate: Universe

SGUTVlogo 300x103 Bu Sezonun İzlenebilecek Yeni DizileriBir senedir düzenli olarak yayınlanan bir Stargate dizisi yoktu. Universe’ün bu sezon yayınlanacağını da uzun bir süredir biliyorduk. Stargate Universe, Atlantis veritabanından alınan 9 kodlu bir adrese gidilmesiyle başlıyor. Dünya dışındaki Icarus üssünde 9 kodlu adrese gitmek için gerekli çalışmalar yapılırken, üs saldırıya uğrayınca bu adresi denerler ve üs bu adrese taşınır. Dizide bizim galaksimizden yola çıkmış olan Destiny adlı Ancient gemisine açılan bu adres, ekibin bu gemide yaşama, gemiden kurtulma çabalarını anlatıyor. Önceki Stargate’lerden sonra Universe daha az aksiyon daha çok drama ağırlıklı çekilmiş. Oyuncular da Atlantis’e göre çok daha iyiler (Richard Dean Anderson’ın yeri asla doldurulamaz). Stargate evrenini takip edenlerin kaçırmaması gereken bir dizi.

Yukarıdakilere ek olarak bu sezon başlayan NCIS: LA’i henüz izlemediğim için hakkında bir yazı yazamıyorum. Ayrıca Kasım’da başlayacak olan V dizisini de muhtemelen ayrı bir yazıda anlatacağım. İlginç bir dizi olacağa benziyor.