Planet Of the Apes
İlk önce bu filmin 60larda çekilen orijinal ilk filmin 2001 yeniden çekimi olduğunu söylemekle başlayayım. Orijinal seri çok daha eski ve çok daha uzun. Açıkçası seri hakkında pek işe yarar bir bilgiye sahip değildim. Beklentisiz olarak filmi izledim diyebilirim. Filmin konusunun çok iyi olması nedeniyle orijinal filmin bir kült haline gelmesi de oldukça anlaşılabilir. Tabii orijinal seri ile yeniden yapım arasında farklar var. Film zevkini kaçırmak için burada pek bahsetmiyorum ancak bu değişiklikler uzunca bir seriyi tek filme uyarlamak için gerekli şeyler. Senaryodaki bazı açıklıklar ve saçmalıklar böylece kapatılmış. Aslında filmin oyuncu kadrosu oldukça iyi. Her ne kadar Mark Wahlberg’ü ne zaman görsem SNL skeci aklıma gelse de (“say hi to your mother for me”) filmde pek sırıtmamış. Maymunların makyajlarının yer yer çok kötü olduğunu söylemem de gerekiyor. Baş rollerden birinde olan maymun aynı Michael Jackson (ölünün arkasından konuşulmaz değil mi). Filmi Tim Burton’ın yönetmesi filmin başında beni biraz endişelendirdi. Daha gotik etkiler bekliyordum. Tim Burton etkisi müziklerde bir saçmalıkla ve filmde karısını oynatmasıyla sınırlı kalmış. Tim Burton iyi bir yönetmen ama saçmaladı mı iyi saçmalıyor. Kısacası başarılı bir serinin uyarlaması bence başarılı olmuş. Orijinalleri izlemediğim için (izlemeyi de düşünmüyorum açıkçası) karşılaştırmam imkansız ama yaklaşık bir fikrim var. Ben beğendim, iyi bir aksiyon etkili bilim kurgu olmuş. İzlenebilirliği yüksek. (Not. ama gerçekten o maymun MJ’e benziyor).
Fantastic Mr. Fox
Bu aralar ortalıkta çok fazla George Clooney filmi var. Neyse ki çoğu iyi filmler de boşu boşuna izlemiyoruz. Fantastic Mr. Fox 1970’de yayınlanmış bir çocuk kitabı. Bu film de o kitaptan uyarlama. Ancak sıkça görüldüğü gibi konuda bazı farklılıklar var(mış). Fantastic Mr. Fox stop-motion yöntemiyle çekilmiş bir animasyon filmi. Filmin seslendirmesini yapanlar oldukça ünlü kişiler: George Clooney, Meryl Streep, Bill Murray, Owen Wilson, Willem Dafoe… Film genel olarak animasyonlarda olduğu gibi sadece çocuklara hitap etmiyor. Oldukça keyifli bir film olmuş. Açıkçası filmi kötüleyecek herhangi bir nokta da bulamıyorum. Eğer animasyon seviyorsanız bu filmi kaçırmayın. Bu filmi sadece animasyon sevmiyorsanız izlemeyin derim. Oldukça keyifli bir film, zaman geçirmek için ideal. Açık açık tavsiye ediyorum.
The Informant!
Bazen Amerika’da olan olayları anlayamayabiliyoruz. Gündemlerini tam takip etmediğimiz için, yasalarını tam bilmediğimiz için hatta bazen dil sorunları yüzünden bu tür olaylar olabiliyor. The Informant! bir kara mizah filmi. 90’lı yıllarda Amerika’da yaşanmış gerçek bir dolandırıcılık hikayesini anlatıyor. Amerika’da eminim oldukça geniş bir kitlenin bildiği (ve hatta yakından takip ettiği) bu olay açıkçası beni hiç ilgilendirmiyor. Amerika’nın iç işleri pek umrumda değil. Senaryo olarak beğenmedim demek isterdim ama benim ilgi alanım dışında olduğu için birşey söylemek doğru olmayacaktır. 1990’lardan 2000’lere kadar olan dönem içerisinde geçişler güzel yapılmış. Kullanılan otomobiller, teknoloji üzerine gerçekten özenilmiş. Matt Damon’ın bu filmde oynamak için 10 kilodan fazla kilo almış. Filmde zaten belli oluyor. Ancak Matt Damon’ın sakalsız ve bıyıksız hali hala genç gözüktüğü için bu film için pek uygun olmadığını düşünüyorum. Filmden genel olarak memnun kalmadım ama bu benden kaynaklanıyor. Filmin konusuyla ilgili özel bir ilginiz yoksa uzak durmanızı tavsiye ederim.
Bu filmi sinemada izleme planlarım vardı. Zaten bu hafta vizyona girdi. Fakat elime oldukça kaliteli bir sürümü ulaşınca dayanamayıp izledim. Açıkçası biraz beklentilerimin altında kaldığını ifade etmeliyim. Tabii bu benden kaynaklı bir şey. Sıradan bir izleyici gibi izleseydim daha çok beğenebilirdim ama benim sıkılmadan arka arkaya CSI bölümleri izlemem, kriminal gizemlere karşı olan şaşkınlığımı azalttı. Filmde olaylar klasik bir katil kim, onu bunu kim öldürdü tarzında gelişmiyor. Beklenmeyecek derecede fazla aksiyon sahnesi var. Filmin en beğendiğim yanı karakterlerin ele alınışıydı. Sherlock Holmes klasik çizgisinden çıkarılmış, Watson yardımcılıktan öte bir noktaya alınmış ve daha akıllı hale getirilmiş. Bu ögeler filmi biraz izlenebilir kılıyor. Film doğal olarak İngiltere’de geçiyor ancak ya ben de bir sorun var ya da film boyunca İngiliz İngilizcesini bir türlü beceremediler. Zaten Amerikalılar bu işte hiç iyi değiller. Kısacası izlenebilecek bir film. Sinemaya gidecekseniz diğer alternatiflerin önüne geçecektir. Polisiye ve aksiyon türlerini seviyorsanız bir göz atın derim.
Arada bir klasik film izlemeye de devam ediyorum. Aslında klasik filmler ile klasik romanlar birbirlerine çok benziyorlar. Şahsen klasik romanları sevmediğim için klasik filmlerden de pek haz etmemem lazım. Zaten (sanırım) kolay beğenen bir insan olmadığımdan çoğu filmi de beğenmiyorum. Platoon’a dönecek olursam, bu yazıyı filmi izledikten bir hafta sonra yazıyorum o yüzden film hakkındaki görüşlerim izledikten hemen sonra olduğu kadar net değil. Ancak yine de izlenmeye değer bir film olduğunu söyleyebilirim. Oliver Stone filmlerini pek beğenmiyorum sanırım (The Doors’u sevmiştim ama onu da tekrar izlemek lazım). Oliver Stone kesinlikle uyuşturucu kullanıyor bu filmle birlikte bunu anladım. Adamın her filminde uyuşturucu referansı var çünkü. Tabii bu filmde olması biraz da doğal çünkü geçtiği zaman dilimi itibariyle toplum tarafından normal karşılanılan hareketler bunlar. Vietnam savaşına psikoloji ağırlıklı yaklaşan bir film. Tabii Full Metal Jacket kadar başarılı olması imkansız. Filmdeki aksiyon sahneleri de oldukça başarısız. Nerede neyin olup bittiği anlaşılmıyor. Belki bu amaçlanmış olabilir. Oyunculuklar oldukça iyi. Zaten filmde pek çok tanıdık yüzü görmek mümkün. Charlie Sheen’i masumane olarak görmeye alışkın değilmişim. Filmin soundtracki de ayrı bir klasik. Müziği duyunca çok fazla kişi tanıyacaktır. Kısacası izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Çok fazla başarılı değil ama yine de izlemiş olmakta fayda var.
Geriden gelmeye devam ediyorum. Bu film neredeyse 2 yıldır elimin altında ancak izlemem o kadar uzun zaman sürdü ki (buradan bana ödünç dvd vermemeniz gerektiğini çıkartabilirsiniz). Javier Bardem’in bu filmdeki haline bir antipati duyduğumdan da kaynaklanıyor olabilir. Film bir çöl filmi. Hatta filmin soundtracki yok. Çöl etkisi gibi bir sonuç çıkartabiliriz bu durumdan. Bu filme en iyi film oscarı vermek çok saçma bir hareket olmuş. Ayrıca Javier Bardem’dense Tommy Lee Jones oscarı daha çok haketmiş. Filmin satır aralarında bir şeyler olabilir ancak ben pek göremedim. Belki de yaşla ilgili bir şeydir (boşuna No Country For Old Men dememişler). Kısacası bu filmi izlememeniz size bir şey kaybettirmez belki 2 saat bile kazandırabilir. Ben beğenmedim ve beğenilmesini de şimdilik hoş karşılamıyorum. Bal 1 sene önce falan o gaz basınçlı silahı sormuştu. Adam filmde hava basıncıyla ucundan sivri bir şey çıktığını söylüyor, mezbahalarda hayvanları hızlıca öldürmek için kullanılıyormuş.
Keçilere bakan adamlar da bir kitap filmi. Aynı isimli kitaptan esinlenerek çekilmiş. Film temel olarak komedi. Askeri bir film gibi durabilir ancak gerçekten komedi. Film hakkında görüşlerimi bildirip biraz konusunu anlatayım. Filmi çok kaliteli bir kaynaktan izlemedim bu yüzden biraz keyfim baltalandı diyebilirim. Ancak film bu halde bile oldukça izlenebilir durumdaydı. Filmi Ewan McGregor anlatıyor, film boyunca anlatıcılık görevini devam ettiriyor. Filmin oyuncu kadrosu da oldukça iyi. Parayı oyunculara yatırmışlar. Kısaca bu film tavsiye edilebilir çizgisinin biraz altında kalıyor. Film boyunca Star Wars referansları olduğu için Star Wars bilmeyen (sevmeyen olamaz zaten) filmden çok fazla zevk alamayabilir. Filmin konusuna gelecek olursam, 80’lerde ordu içerisinde zihin gücüyle barışmayı (savaşmayı öğrenmiyorlar çünkü) öğrenen New World Army isimli bir bölük kuruluyor ve bu bölüğün başına eski asker, hippi geçiriliyor. Bu bölüğün askerleri zihin gücüyle çeşitli şeyler yapabiliyor. Bu askerlere de Jedi deniyor. Filmin buraya kadar olan kısmı ilginizi çektiyse filmi izleyin. Oh, bir de film Irak savaşı döneminde geçiyor. Flashbackler Vietnam savaşından başlıyor.
Kadrosu iyi olan başka bir film daha. Yanılmıyorsam bu film Alec Baldwin’i gördüğüm ilk film, televizyon dışında pek takip etmiyorum kendisini. İyi oyuncu ama hakkını vermek lazım. It’s Complicated, şu sıralar yaygınlaşmakta olan orta yaş ve üzeri romantik komedilerinden. Oyuncular ve senaryo buna uygun olarak ayarlanmış. 2 saat süren bir film. Sanki biraz uzun olmuş. İzlerken sıkılmak olası. Komik kısımlar oldukça fazla. Sıradan aşka bulanmış filmlerden değil. Fakat konu itibariyle beni pek açmadığını söylemeliyim. Boşanmış çift tekrar ilişki yaşamaya başlıyor falan filan. Filmde Steve Martin de oynuyor ancak filme komedi açısından herhangi bir katkısı yok. Kendinizi yaşlı hissediyorsanız, romantizme ihtiyacınız varsa bu film size göre olabilir. Fakat gençseniz, ne bileyim biraz açıkta kalmış hissedebilirsiniz. Film genel olarak fena değil ama.
İlk fimi de saçma olan saçma bir devam filmi. Bu filmde Vinnie Jones’tan başka tanıdığım oyuncu da yok. Film saçma bir suikast filmi. Filmin en başında filmin sonunu tahmin ettim, senaryonun kalitesi buradan anlaşılabilir. Suikastçiler saçma, yöntemler saçma, çekim saçma, film saçma… İzlenmemesi gereken bir film olduğu belli. İlk filmi de o kadar iyi değildi zaten. Redneck ailesi gibi saçma bir suikastçi ekibi daha görmedim. Amerikan derin devletiymiş falan. Yahu saçma işte. Bırakın izlemeyi bu filmi gördüğünüz yerde köşe bucak kaçın. Öyle kötü bir film yani. Fışkıran kan sahnesi geldi de aklıma o bile saçmaydı. Ürperdim birden.
Belediye otobüsleri önce halka hizmet amaçlı yaratılmış, sonradan bir ticarethane haline gelip ulaşım sıkıntısı çekilen büyük şehirlerde insanları hayattan bezdirmeyi görev edinmiş bir ulaşım türü aracıdır. Zamanla zorunluluk haline geldiğinden dolayı halk arasında çeşitli şehir efsanelerine yol açmıştır. Bunun yanısıra birçok geleneğin gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bunlardan birkaçı şudur: yolda müzik/radyo dinlemek, yaşlılara yer vermemek, para/kart uzatmak, ineceğin durağa gelmeden düğmeye basmak… Bizden sonraki nesillerin geliştirmeye devam edeceği bu geleneklerin eşi benzeri başka bir durum altında oluşamazdı. Şimdi gelelim belediye otobüslerinden çıkarılabilecek fikirlere:
Ayakta gitmenin pek çok nedeni vardır. İş çıkış saatinde otobüsün kalktığı duraktan sonra otobüse binmek sık görülen bir nedendir. Aynı şekilde sabah saatlerinde merkezi yerlere gitmeye çalışmak da ayakta kalmaya neden olabilir. Yine benzer bir şekilde siz kartı basarken arkanızdan geçen teyzeler sizin yerinize oturup sizin ayakta kalmanıza neden olabilir. Ancak bu kısımda ayakta kalmaya nelerin neden olduğunu değil, bu durumu nasıl en az acılı hale getirebileceğimizi inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım.
Avatar’a senaryosu yaratıcı değil diyerek bok atmak haksızlık olur. Tamam ben de kabul ediyorum aşırı yenilikçi bir hikayesi yok ama izlenebilirliği, film ile senaryonun uyumunu ancak böyle bir öyküyle sağlayabilirlerdi. Bu en iyi grafikli video oyunlarının FPS’ler olması gibi bir şey, sonuçta FPS’lerin de senaryoları pek iyi değildir (haşa Call of Duty Modern Warfare 2 var) ama en iyi görüntü kalitesi onlardadır.