Puan: 




Burada ara sıra SNL’den bahsetmiştim. Genellikle SNL ekibinden birileri olduğunda bahsediyorum ama bu sefer film tamamen SNL’de aynı isimle yayınlanan bir skeçten yola çıkıyor. Skeç kısaca MacGyver’ı tiye alıyordu. Film ise skeci biraz genişletmekten başka bir şey değil. Tabii ki bir film olduğundan dolayı görsel efektler, patlamalar ve Val Kilmer var ama yine de film kalite olarak skecin çok da ötesine geçebilmiş değil. Komik birkaç sahne dışında genel olarak vasat. Skeci bilmeyenler için film daha az komik hale de gelecektir. İzleyecek bir şey bulamayanlara ve MacGyver hayranlarına önerebileceğim bir film.
Bir üçlemenin ilk filmini izlediysem devam filmlerini de izlerim (genellikle). Millenium üçlemesinin ilk filminin etkileyiciliğinden yola çıkarak devam filmlerinden de benzer bir performans bekliyordum. İlk filmde başlayan hikaye bu filmde farklı bir yola sapıyor, Lisbeth’in geçmişiyle ilgili bilgiler ediniyoruz. Anlatım ilk filmde olduğu gibi yavaş fakat izlenebilir bir halde. İlk filmdeki gibi sert sahneler devam filmlerinde yok. Fakat devam filmlerinin sıradan polisiyeler olduğu söylenemez. Polisiyeden çok dram bile denebilir. İlk filmi beğenenler mutlaka bu filmi de izlemeli.
Millenium üçlemesinin son filmi. Bu filmde adalet yerini buluyor, bir kaç ufak konu dışında cevapsız soru kalmıyor (Lost mu sandın?). Lisbeth’in özüne dönüşü var bu filmde. Yine benzer bir şekilde İsveç’te işlerin nasıl işlediğini ufaktan görmüş oluyoruz. Üçlemenin belki de en durağan olanı. Yine de serinin devamı olarak çok da abes durmuyor. Filmde genel olarak büyük bir olay yok, bir önceki filmde olduğu gibi çoğunlukla Lisbeth üzerine yoğunlaşılmış. Filmde komplo teorisine benzer olaylar da var, bu açıdan biraz sıkıcı olduğu söylenebilir. Bu film çoğunlukla üçleme tamamlansın diye izlenecektir.
The Doors’un sonu (daha doğrusu Jim Morrision’ın ölümü) hala tartışılagelen bir olay. Grubun bundan 40 yıl önce aktif olmuş olması da bugün yeni dinleyicilerinin doğru bilgiye ulaşamamasına da neden oluyor. Tabii The Doors’un ikonik durumunu da unutmamamız gerekiyor. Sonuçta The Doors’u anlatan filmlerin başarılı olmama olasılığı düşük. Tabii bu tarz bir filmden milyonlarca seyirci, gişe başarısı beklenemez. Sonuçta bu film bir The Doors belgeseli. Hayatta olan grup elemanlarının çalışmasıyla yapılmış. Daha önce hiç yayınlanmamış görseller de filmde yer alıyor. Johnny Depp tarafından seslendirilmiş. Açıkçası belgesel Jim Morrison’ın şiirlerine çok benziyor (An American Prayer’dakilerden bahsediyorum). Anlatımı güzel, anti-Oliver Stone’cu bir film. The Doors seven izlesin, izlettirsin.
Normalde bu tarz filmleri pek izlemem. Bursa’dan İzmir’e giderken 5 saat boyunca uyuyamadığım için otobüsteki dandik filmleri izlemem gerekti. Filmler dublajlı olmasaydı belki de daha yüksek bir puan alabilirdi. Amerika’da cezaevine girmek denince tecavüz gündeme geliyor. Bu filmde de Stan hapishanede tecavüz edilmemek için hapse girmeden kendini eğitip dövüş sanatlarında uzman oluyor. Vakit geçirmek için izlenebilecek ikinci sınıf bir film. Cinsel referanslar da var. Çocuklar için uygun bir film olmadığı kesin. Çok sıkılmadığınız sürece izleyip vakit kaybetmeyin.