Onur Baykal Şahsi Blog

Quality Tennesee Sour Mash Blog

supernatural-boysOkulların açılmasıyla birlikte (daha pek çok okul açılmadı ama benim ki açıldığı için genel olarak okullar açılmış gibi davranacağım) ilginç bir şekilde dizi ve futbol sezonu başlar. Formula 1 sezonu da biter. Bu ilginçliğin sebebini çözebilmek için dünyayı gezmem gerekiyor, en azından Yeni Zelanda’ya gitmem gerekiyor. Bunu başka bir yazıda anlatayım, oraya belediye başkanı olmayı planlıyorum.

Tabii bu yazı benim zeka parıltımı içeren bir yazı olmayacak daha çok içerik odaklı olacak. Fakat yazıda sadece takip ettiğim dizilerden bahsedeceğim için belki bir kişilik yansıması yakalayabilirsiniz.

Yeni Sezonda Diziler

10 Eylül Perşembe
Supernatural (The CW

10 Eylül Perşembe: Supernatural (The CW)

Başladı bile hatta 2 bölüm izledik. Çok iyi olacak bu sezon dayanamıyorum artık :D . Lost falan Supernatural’ın yanında dandik kalıyor.

14 Eylül Pazartesi: Gossip Girl (The CW)

Utanmadan söyleyebilirim ki ben Gossip Girl izliyorum. Öyle yapış yapış duygularla izlemiyorum hatta dizideki karakterlerin çoğu beni sinir ediyor ama “upper class”i tanımak da eğlenceli oluyor açıkçası.

17 Eylül Perşembe: Fringe (Fox) ve The Office (NBC)

Fringe geçen sezon müthişti. Sezona da hızlı bir giriş yapmışlar. The Office zaten kalitesi belli bir dizi. Yeni sezon bölümü bana yeterinde kaliteli geldi ama Barış benim gibi düşünmemiş.

21 Eylül Pazartesi: The Big Bang Theory (CBS), CSI: Miami (CBS), Heroes (NBC), House (Fox), How I Met Your Mother (CBS) ve Two and a Half Men (CBS)

Bugün diziler arasında en iyilerinin de başlayacağı gün. Tek tek anlatamayacağım kadar çok dizi başlıyor bugün :D . Tabii yarın dizilere ulaşabileceğim için pek bir anlamı yok aslında bugünün benim için ama yine de o mutluluk hissini veriyor.

stargate_cast23 Eylül Çarşamba: CSI: NY (CBS)

Tüm CSI’ları izliyorum. Hatta ilk sezonlarını bulup baştan izlemeye karar verdim. CSI NY’ın ilk sezonlarını bulmak diğerlerine göre çok daha kolaydı o yüzden ilk olarak CSI NY’ı tam olarak izleyeceğim.

24 Eylül Perşembe: CSI (CBS) ve Grey’s Anatomy (ABC)

Favori CSI’m bugün yeni sezona başlıyor. Eskisi gibi olmasa da yine de CSI tadını en iyi Las Vegas veriyor. Greys Anatomy’i izlemeyi bırakabilirim bana fazla dramatik gelmeye başladı ve bu canımı sıkıyor.

27 Eylül Pazar: American Dad (Fox), Californication (Showtime), The Cleveland Show (Fox), Dexter (Showtime), Family Guy (Fox) ve The Simpsons(Fox)

Bugün de oldukça önemli bir gün. Animasyon dizileri başlıyor. The Cleveland Show, Family Guy spinoffu ama izleyeceğimi garanti ediyorum. Dexter’ın ilk bölümü ile Californication’ın ilk iki bölümü ortalıkta geziyor. Showtime’ın dizilerini saklayamama gibi bir problemi var anlaşılan. Dexter’ı henüz izlemedim ama Californication çok iyi bir başlangıç yapmış.

2 Ekim Cuma: Stargate Universe (Sci-fi)

Önemli günlerden biri daha. Artık bir Stargate’e ihtiyacım var. Atlantis’in iptalinden sonra SG-1′ı tekrar izlemeyi düşündüm uzunca bir süre ama kendime engel oldum ve Universe’ü beklemeye başladım. Oldukça umutluyum bu diziden. Adında Stargate varsa tutacağı da garanti gibi bir şey.

15 Ekim Perşembe: 30 Rock (NBC)

30 Rock’ı bu yaz izledim. Açıkçası keşke daha önce izleseymişim de dedim. Oldukça eğlenceli geldi bana. Yeni sezonu sabırsızlıkla beklemiyorum ama geldi mi de mutlu olacağım.

emmy_statue-79782961. Emmy Ödülleri

En İyi Drama – Mad Men

Mad Men’i bu 3. ödülü olsa gerek. Herhalde gezegendeki herkese Mad Men izletmek istiyorlar. Açıkçası oldukça kaliteli bir dizi ve kabul görmesi çok doğal. Tabii Amerikan aile yapısını göstermesi, Emmy kazanmasında oldukça etkili.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama) – Michael Emerson (Ben Linus – LOST)

Lost yavaş yavaş ödüllerini topluyor. Lost’un sonunun LoTR Return of the King gibi olmasını bekliyorum. Ödülleri süpürmeleri çok normal olacak.

En İyi Komedi – 30 Rock

Mad Men’de olduğu gibi 30 Rock da benzer bir şekilde sanırım 3. kez kazanıyor bu ödülü. Büyük başarılardan söz ediyorum dikkatinizi çekerim.

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi) – Alec Baldwin (Jack Donaghy – 30 Rock)

Alec Baldwin de yine bu ödülü daha önce 30 Rock’tan kazanmıştı (ben öyle hatırlıyorum açıp bakıp kontrol etmeye vaktim yok şu an). NBC ödüllere hile karıştırıyor olabilir :D .

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi) - Jon Cryer (Alan Harper –  Two and a Half Men)

Two and a Half Men de ödülleri yayarak veriyor ama açıkçası Jon Cryer bu ödülü tamamen hak ediyor.

Son bir nokta olarak 22Dakika ödüllü Emmy yarışmasını bu sene kazanamadım :D . Daha önce kazanmış ve 6 sezon Stargate SG-1 DVDsi kazanmıştım. Açıkçası bu sene kazansaydım ödüllerin pek işime yarayacağını zannetmiyordum (Blu-ray oynatıcı veriyorlardı). Satardım sadece. 2 doğru tahminde bulunmuşum. Açıkçası saçma işler yaparlar diye kafamdaki kişileri işaretlemedim o yüzden de başarısız oldum diyebilirim. Bu sene de Emmy’lerin haklı yerlere gittiğini düşünüyorum. Gelecek sene bu yazıya bağlantı vererek tekrar tartışırız :D .

Police-Academy-4-01Police Academy 4: Citizens on Patrol

İlk üç filmin ardından seriyi izlemeye devam ettim. Filmlerin eski kalitesinin kalmamasının yanı sıra oyuncu kadrosu da tam olarak sabit tutulabilmiş değil. Artık buradan sonrasını seriyi tamamlamak için seyrediyorum.

Police Academy 5: Assignment: Miami Beach

Mekanı değiştirerek farklı bir sinerji yaratmaya çalışmışlar ancak yine de kötü senaryo ve artık sıkıcı hale gelme başlayan blue-oysterklişelerden kurtulamamışlar. Oyuncu takımının sabit olmaması yüzünden yeni oyuncular ile bütçe biraz olsa düşürülmeye çalışılmış.

Police Academy 6: City Under Siege

Türk televizyonlarında en çok yayınlanan polis akademisi filmlerinden biri. İzlerken pek çok sahnesini hatırladığımı fark ettim. İlginç olan durum televizyonda izlediğim filmleri genellikle hatırlayamam. Bu filmde de ilk filmlerdeki grup tam olarak toplanmamış, senaryo yine kötü ve artık filmin eğlendirici özelliği giderek azalmaya başlıyor.

Police Academy: Mission to Moscow

Serinin son filmi. Oldukça da sıkıcı. Yine bütçeyi düşürmek adına yeni oyuncular var. Seriyi tamamlamak için izlenebilir onun dışında pek izlenebilirliği yok.

Herhalde bu kadar çok filmi bu kadar kısa olarak yorumlamak pek hoş gözükmüyor ama açıkçası polis akademisi filmleri hakkında söylenebilecek çok fazla bir şey de yok. Seneler boyunca izledik sonuçta. İlk 4 filmi tavsiye ediyorum diğerlerini seriyi tamamlamak için izleyebilirsiniz.

Aliens in the Attic
Police Academy 1: What An Instution
Police Academy 2: Their First Assignment

Aliens in the Attic

Aliens-in-the-AtticAliens in the Attic Türkiye’de Evimde Uzaylı Vat adıyla vizyona girdi. Açıkçası bariz bir çocuk filmi olarak tasarlandığı da belli. Fakat büyükleri de eğlendirme kapasitesi beklenilenden oldukça yüksek. Bu filme sadece seansı uygun diye gittik ama açıkçası demin de belirttiğim gibi beklentilerimin çok üstünde çıktı. Çocukların oynadığı filmlerde oyunculuk konusunda her zaman problem olur. Bu filmde de var ancak bu sorunu daha profesyonel oyuncularla kapatmaya çalışmışlar. Açıkçası çok da başarılı olmuşlar. Zaten filmi komik hale getiren de büyükleri canlandıran oyuncuların başarısı. Özel efektler tatmin edici değil. Artık çok daha az efor ile eskiden hayal bile edilemeyecek olan özel efektler yaratılabildiği için beğenmemem oldukça normal. Tabii bunun çocuklar için yapılmış bir film olduğunu düşünürsek, çocukların da bu tür detaylara pek takılmadığını da bildiğimize göre film hedef kitlesine net olarak hitap ediyor diyebiliriz. Ailenizle, çoluk çocukla rahatça izlenebilecek eğlenceli bir film.

Police Academy 1: What An Instution

police-academy-1Polis Akademisi televizyon tarihinin en klasik filmlerindendir. Türk televizyonunun gelişme sürecinde kitleleri televizyona bağlayan film olarak Polis Akademisi serisini gösterebiliriz. Hababam Sınıfı gibi halen izleyici çekmesi neredeyse garanti olan filmlerdendir. Tabii ben de seriyi televizyonda seyrettim ama orijinal dili ile ve daha gelişmiş bir beyin ile seyretmek tabii ki çok daha iyi oldu. Polis Akademisi serisinin ilk filmi kesinlikle akıllarda bir klasik olarak yer edinmiş. En azından benim için öyle çünkü ben bu filmlerle büyüdüm. Benim gibi 2-3 neslin de bu filmden etkilendiğine eminim. 80′li yıllar Amerika’sını oldukça iyi yansıtan, polis kuvvetleri içerisindeki bozulmayı da gerçekçi bir şekilde gösteren, iyilerin kazandığı bir film. Mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Karakterlerinin çok iyi geliştirilmiş olması bile pek çok açıdan örnek olacaktır. Eğlenceli bir film olduğunu da unutmamak gerekir. Dublajlı olarak izlenirse çok zevk vereceğini düşünmüyorum ama.

Police Academy 2: Their First Assignment

Police-Academy-2-07Polis Akademisi serisinin ilk filminden sonra bu filmi bir seri haline getirip para makinesi haline getirmeleri işten değildi. Orijinal kadronun karakterini tutup onları gerçek dünya koşulları ile yüzleştirdiler. Seriye yakıştığını düşünüyorum. Sevmeyenler de var tabii. Ancak serinin gerçekten de kar amacı için devam edeceğini belli ettiği kesin.

Police Academy 3: Back in Training

İkinci filmden karakterler de alarak yeni bir film daha yapmaları oldukça normal. Senaryo olarak daha kötü, işleniş olarak daha zayıf. Gittikçe daha çok seyirci çekmek için yapılmaya başladığı belli oluyor. Fakat yine de serinin eğlenceli filmlerinden.

paypalSenelerdir blog yazıyorum ama blogosferin içine pek girmemiştim. Bunu nedeni de başka blogları pek takip etmemem ve diğer bloggerlar ile iletişime girmememdi. Friendfeed sağolsun blogosfere hızlı bir giriş yapmamı sağladı. Tabii öyle olunca okunmaya, beğenilmeye başlandım. İşte ilk mimimle de karşınızdayım. Beni aynı okul hatta aynı bölümde okuduğum Seval Ünver mimledi. Hatta haber de verdi (normalde veriliyor herhalde) ben de boş vakit buldum ve yazımı yazıyorum.

Konu bence ekonomik krizin bloggerlara etkisi. Ekonomik krizi aşmak için yastık altı yapılan sermayenin ortaya çıkması için devlet insanları para harcamaya teşvik edici reklamlar ve kampanyalar düzenliyor. Bu reklamların sloganı “Alın verin, ekonomiye can verin”. Tabii buradaki ekonomi kelimesini blogger yaparsak bize yazı yazma olanağı sağlayan bir konuya gelmiş oluyoruz.

dollar and Donation BoxBloggerlar çoğunlukla iş hayatında bir yere gelmiş kişiler veya öğrencilerden oluşuyor. Tabii ki arada diğer sınıflardan da insanlar var ama demin belirttiklerim daha yoğun olarak ortadalar. İş hayatında bir yere gelmiş blogger deneyim de paylaştığı için oldukça özgün bir içerik üretebiliyor. Blogunu öğrenmek için değil öğretmek için kullanıyor diyebiliriz. Öğrenciler ise daha çok kendi öğrendiklerini paylaşmak, yani hem öğrenmek hem de öğretmek amacıyla bu işe girişiyorlar. Tabii durum böyle olunca rekabeti arttıracak pek çok blog da oluyor. Öğrenci bloglarını özelleştiren o kişinin çevresi başta olmak üzere diğerlerinden anlattığı farklı şeylerdir.

Asıl konuya dönecek olursak, konumu ve kariyeri belli olan bloggerın mali durumu düzgündür. Geliri, gideri belirlidir. Fakat öğrenci için durum oldukça farklı. Pek çok öğrenci asgari ücretin altındaki miktarlarla geçiniyor. Üstüne üstlük pek çoğu da bunun üzerinde para harcıyor. Doğal olarak bütçelerinde açık oluşuyor. Tabii seneler önce çıkan AdSense ile geçinmek rüyasına kapılan gençler bloglarına reklamı da basmayı unutmuyor. Bunun yerine bağış sisteminin de kullanıldığı oluyor. Yazıyı veya blogu beğenen biri ufak miktarlarda bağış yaparak bloggerı motive ediyor. Yani aslında bir nevi bloggerı canlandırmış oluyor. Ben de reklam koymayı düşünmüyor değilim hatta bir aralar koydum da. Fakat buraya gelenleri biraz rahatsız edebileceğini düşünüyorum.

Tabii bloggerda değilseniz (bkz. ben) blogunuz masrafsız olmuyor. Alan adı ücretleri çok fazla olmasa da hosting ücretlerini sabit geliri olmayan bir öğrencinin karşılaması pek kolay olmayabiliyor. Reklamlarını ve bağış kısımlarını bunun için koyanlar var. Çoğunluk elde edecekleri parayı yemek için bekliyor tabii hatta bunu açık açık söyleyenler, bana bir bira ısmarlayın dedikten sonra bağış isteyenler bile olabiliyor. Fakat ben sadece bir mühendis olarak yaklaşabilirim. O yüzden bu konudaki bakış açımı açıklayıp bir sonuç kısmı yapmadan yazıyı bırakıyorum. İsteyen de bu konuda yazsın kimseyi parmakla gösterecek halim yok.

  • 16 Eylül Çarşamba gününde Gençlik Parkı’na gitmeyi planladık. Gittik de. Plandan biraz saparak iki kere gittik ama sonuçta başlangıçtaki gitme kısmını gerçekleştirdik.
  • Ben Lunaparka gitme sözü verdim. Sözümü de tuttum. Ama arkadaşlarımın iddia ettiğine göre her şeye binecekmişim. Şimdi buradan onları ifşa etmek istemiyorum, isim verip falan ama onlar kim olduklarını biliyorlar. Hatta buraya bu konu hakkında yazı yazacağımı, onlara giydireceğimi de :D
  • Ankara Gençlik Parkı Lunaparkı yenilenmiş. Biz de bir gidelim görelim dedik. Ben çok fazla atraksiyonlu aletlere binmediğim için, uzun bir süre de lunaparka gitmediğim için konseptten uzak kalmışım. Hatırladığım kadarıyla en son 2007 yılında Tübitak olimpiyatları için Ankara’ya geldiğimizde grupça gitmiştik. O zaman da aletlere binmemiştim.
  • Öğleden sonra 4 gibi gittik. Hafif olsun diye önce ufak bir rollercoastera bindik. Rollercoasterın sert dönüşleri ve alçalış ve yükselişleri dışında pek rahatsız edici bir olayı yoktu. Fakat o yokuş aşağı gidişlerde aletin verdiği yerçekimsizlik hissi pek hoşuma gitmedi. Dananın kuyruğunun koptuğu an sanırım bu aletten indikten sonra oldu. Çünkü bu aletten indikten sonra bu hissi sevmediğimi fark ettim. Herhalde ilk olarak çekiç midir nedir ona binseymişim çekinmezmişim pek.
  • Modern Sabahlarda yeni dönme dolabın şanını duymuştum. Lunapark, Ankara Radyosunun tam karşısı olunca Modern Sabahlar ekibinin görmemesi imkansız. Eski dönme dolaptan en az 2 kat daha büyük olduklarını söylüyorlardı. Ben de tabii merak ettim. Rollercoasterdan sonra daha sakin bir şeye binmek iyiydi. Fakat bu sakin araç benim yükseklik korkusu sahibi olduğumu farkettirdi. İlginç bir şekilde aşağıya bakınca değil de yukarımızda aletin diğer kısımlarına bakınca bir rahatsızlık duygusu uyandı. Bu alet 50 metreydi ve kabin kendi etrafında dönebiliyordu. Biraz manzara gördük ama akıllı birinin dediği gibi Ankara’da manzara olarak görülecek pek bir şey yok.
  • Dönme dolaptan sonra biraz oturduk sonra da Gondola bindik. Gondol da yine yerçekimsizlik hissi veren bir alet. 90 derece dik durarak düşecekmişsiniz gibi hissetmenizi sağlıyor. Bu his otomobilde veya herhangi bir araçta tümsekten geçerken hissettiğiniz aşağılardan gelen o değişik his. Gondolun beni biraz rahatsız ettiğini itiraf etmem gerek :D . Gerilmiş olabilirim biraz. Gondoldan sonra iyice aletler gözümde büyümeye başladı.
  • İlk turda gittiğimiz beraber arkadaşlar (onlar kendilerini biliyorlar :D ) çekiç (o aletin adı çekiç olmayabilir ama ben çekiç diyeceğim. karışıklık olması normal o yüzden) denen o kocaman şeye binmeye kalkıştılar. Büyük dönme dolap kadar yüksek olan bir aletti. Yerçekimsizlik hissi ve mide bulantısı değilde daha çok yere çakılma duygusunu iyi işleyen bir alete benziyordu. Tabii ki ben buna binmedim. Yerden mutlu bir şekilde izledim.
  • Arkadaşlar yorulunca tabii dinlenme ihtiyacı hissettiler biraz. Dinlendikten sonra kamikazeye bindik. Çekiçte olduğu gibi iyi korumaları olan bir alet. Ben o kadar rahatsız olmama rağmen buna nasıl bindim hala anlayabilmiş değilim. Alet sıkça 180 derece, arada bir 360 derece dönüyor. Yukarı çıkarken yerçekiminin etkisi katlandığından dolayı yanaklarda bir baskı hissediyorsunuz. Tam tepedeyken ise omuzlarınız acıyor çünkü destek olarak sadece güvenlikler var. Ankara’yı tersten az da olsa görebiliyorsunuz. Bir miktar mide bulandırıcı bile olabilir ama bu alet benim canımı yaktı sadece, onun dışında pek bir olayı yoktu. Yaklaşık 8-10 tur attı.
  • Kamikaze canımızı yakınca ve bir arkadaş (o da kendini biliyor :D burayı okuyorsan ne mutlu bana :D ) eve gideceğinden Kızılay’a döndük ve diğer arkadaşlarla buluştuk. Son zamanlarda yaptığımız üzere Trivial Pursuit oynadıktan sonra biri yüzünden (o ve diğerleri onu biliyor :D ) tekrar lunaparka döndük. Sadece gondola binme adı altında tabii.
  • Tabii ilk defa binmediğim için ilk sefere göre oldukça rahat bir şekilde atlattım hatta rahatsız olanları da izleyip güldüm. Fakat ben bu alete zorla bindirildim! Hem de kendi öz arkadaşım yüzünden! Sorarım size bu işkence değildir de nedir? En azından ayıptır yahu. Cepa’daki daha büyük gondola binmediğim sürece herhangi bir sorun olacağını zannetmiyorum.
  • Gençlik Parkı güzel olmuş. Hala gelen kitlenin damıtılması gerek belki ama yine de eski halinden çok daha iyi bir yerlere gelmiş. Tabii bu sürecin çok uzun olacağını zannetmiyorum.
Powered by WordPress Web Design by SRS Solutions © 2010 Onur Baykal Şahsi Blog Design by SRS Solutions