Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira Tarihçesi

bira Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira TarihçesiBaşlığa bira yazıp kısa bir yazı yazmak olmaz. Saygısızlık olacağından değil, kültüre hakaret olacağından dolayı. Fakat rakı ile ilgili kısa yazı yazmak saygısızlıktır. Bira genel bir içkiyken rakı daha özel ortamlarda içilen bir içkidir. Bu konuya girmeyeceğim.

Wikipedia’da bira tarihçesi şöyle anlatılmış:

Bira insanoğlunun ürettiği en eski içeceklerden biridir. Arkeolojik araştırmalar sonucu bulunan Sümer tabletlerine göre bira ilk defa M.Ö. 3500-3100 civarında Mezopotamya`da üretilmiştir. Yapımı kolay olduğundan daha önce veya o sıralarda başka yerlerde de bulunmuş olması da mümkündür.

M.Ö. 2800 civarında Eski Mısır`da ilk üretim tesisleri oluşturulduğu zannedilmektedir. Günlük hayatta ve dinsel törenlerde bol miktarda tüketilen bira aynı zamanda III.Ramses döneminde balla karıştılıp ilaç niyetine de kullanılmıştır.

Orta Çağ`dan bu yana özellikle Kuzey Avrupa biranın ana yurdu haline gelmiştir. 14.yy öncesinde bira genelde evde yapılıp tüketilen bir içki iken, 14.yy itibariyle birahanelerin ortaya çıkmasıyla biranın kalitesi daha da yükselmiş ve daha çok tüketilen bir içki haline gelmiştir.

378830089 17aeaa758e Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira Tarihçesi38194 Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira TarihçesiŞarap kadar olmasa da bira da yeteri kadar eski. Bugünlerde sık tüketilen biraların alkol oranları düşük olsa da yüksek oranlı olanları da var. Renk koyulaştıkça biranın alkol oranı da artıyor. Şu an rekor %29. Biz ise %4-%6 arasında değişen oranlarda alkol içeren biralar içiyoruz (su katılmamış icon wink Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira Tarihçesi ). Türkiye’nin bira geçmişiyle ilgili Google’da bir arama sizi aradığınız noktaya getirecektir. Osmanlı’dan Cumhuriyete Bira sergisi pek çok sorunuza görsel olarak da yanıt verecektir.

Biranın tarihinden bahsettikten sonra benim bira tercihlerime ve kutu bira sorunsalına gelebiliriz. Ben birayı düz de içerim. Öyle yanında fıstık, cips, patates zorunluluğum yoktur. Köpük de çok sevmem. Hava içiyormuş gibi oluyorum. Limon suyu falan da dökmem. Birayı bozuyor, alkolü yağ yapıyor. Bunun dışında tercihen biramı bardakta içerim. Gençken kutu, şişe falan ayırmıyordum. O yıllar zaten belirli bir zevk oluşmamıştı. Fakat şimdi sakin bir şekilde oturmadan (bar, sahil vs.) bardaksız içmek pek hoşuma gitmiyor. Ayrıca kutu bira da sevmiyorum. Tercihen şişe. Fıçı bira da pek tercihim değildir.

efes pilsen 50cl 142x300 Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira Tarihçesiefes pilsen 50clcan 137x300 Kutu Bira Sorunsalı ve Kısa Bira TarihçesiSağıma kutuyu soluma şişeyi aldım. 4 bira içenden 3′ü Efes Pilsen içiyor. Bu yüzden burada Efes Pilsenleri kullandım. Soldakine “kamyon” demek hoşuma gidiyor. Ayrıca soldaki 50′lik şişe geleneksel bir hal almış durumda. Bira içen ailelerde evde 50′lik şişe alınır, baba bu şişeden içer (benim ki şişe içiyor). Siyah-beyaz fotoğraflarda da bu şişe görülebilir. Efes Pilsen’in bu sene 40. yılını kutladığını düşünün, oradan hesaplayın (üşenenler için: 1969′dan beri). Efes Pilsen’in şişe ve kutu birasını içtiyseniz farkı tatmışsınızdır. İsterseniz arka arkaya veya yan yana denemeler yapın. Kutu biralarda tat daha farklıdır. Bunun biradaki karbondioksitin metalle etkileşiminden dolayı kaynaklandığını düşünüyorum (). Ne olduğu önemli değil, fakat bir tat farkının olduğu belli. Belki de içindeyken değil de içerken metale temas ettiğimizden dolayı böyle oluyordur. Kutuyu bardağa döküp denemek lazım. Bunu denedikten sonra bildireyim.

Benim Efes deneyimim ise biraz farklı. İlk biram şişe Efes’ti. Çok sevmemiştim o zamanlar birayı. Tuborg Gold şişe ile bira sevmeye başlamışımdır. Bu yıllarda alkolü normal ortamlarda tüketmediğimizden, bardak, kuruyemiş, keyif gibi lükslerimiz yok. Diğer içkilerle halen çok yakın değilim (öğrenci adam viski içiyorsa öğrenci değildir). Sevmediğimden değil az önceki parantezde belirttiğimden. O yıllarda pek çok marka ve ürünü deneme şansını yakaladım. Şimdi ideal bira içme ortamım 22 derecelik (celcius) ortamda, 4 derecelik (celcius) şişe Tuborg Vole biramı 67 ml’lik bira bardağımda (kupa demek daha doğru olur. Bu bardak için ad var da aklıma gelmiyor) sessiz veya hafif müzikle (triphop veya çok açık sesli olmayan hard rock olur. Bazen diziyle de gider)  ufak yudumlarla ilerlemektir. Bu ideal ortam genellikle sağlanmaz (oda sıcaklığından dolayı) fakat keyif pek azalmaz. Güzel müzik çalan, çok aydınlık olmayan, liseli gençlerin takılmadığı arada bedava fıstık vs. veren barlar da gönlümü kazanır. Muhabbet iyi, 4 duvar içinde olduktan sonra pek çok ortam katlanılabilir haldedir.

Asosyalleşerek Sosyalleşme

Dünkü yazımda bu konudan bahsedeceğimi söylemiştim. Aslında yazılmak için bekleyen beş konu var. 3-4 gündür yazmamışım. Belki bugün eser de onlardan birini de tamamlarım. Söz vermiyorum ama. Bu yazının uzunluğuna ve beni eğlendirmesine bağlı. Blogun başlığını da değiştirdim. Tepkilere göre tekrar değiştirebilirim veya eski haline getirebilirim.

50af2a193aso1 300x253 Asosyalleşerek Sosyalleşme

Güneş gören ortamlarda oldukça faydalı olacak olan bu aletin, PSP için olanı da vardı. Fakat teknoloji asosyalliğini güzel ifade ediyor

Asosyalliği şöyle tanımlayabiliriz : Sosyal olmayan. Yanlış bir tanım olur. Asosyallik psikolojik olarak bir hastalık olarak görülüyor sanırım. Çok yanlış. Asosyallik tamamen bir tercih. Toplumda sizi anlamayan o kadar çok kişi olduktan sonra uğraşmaya değmez diye düşünebiliyorsunuz. Bu tür düşünceleri asosyalliğin temeli olarak sayabiliriz. Bence sosyalleşmeyi sevmemek çok anormal bir durum değil. Belki bunu ben de biraz asosyal olduğum için söylüyor olabilirim. Fakat benim gibi düşünen başka insanlar olduğuna da eminim. Bu düşüncelerle yola çıkarak yeni bir asosyallik tanımı geliştireyim. “Sosyal olmamayı tercih eden” benim kulağıma yeteri kadar hoş geldi.

Tabii önceki yazından düşünürsek bu yazıda ağırlıklı olarak teknoloji üzerinden gideceğim. Bugünün asosyalleri genellikle teknolojiyle uğraşıyorlar çünkü. Tabii başka durumlar da var. Aklıma gelenlerden bahsedeceğim. Başlayayım isterseniz.

chat hastaligi basladi 300x212 Asosyalleşerek SosyalleşmeBaşlıkta da dediğim gibi asosyalleşerek sosyalleşme diye bir durum var. Bunu en başta klasik olarak bilgisayara yoğunlaşma, chat, online oyun diye düşünebilirsiniz. Bu tür işlemleri yapabilmek için bilgisayar karşına geçip asosyalleşirken, bu asosyalleşme içinde de sosyalleşiyorsunuz. Klasik bir örnek. Daha başka örneklerim de var. Örneğin emolar (Emre naber? icon biggrin Asosyalleşerek Sosyalleşme ). Kendi aralarında sosyalleşebilmek için kendilerini halktan soyutluyorlar. Bir nevi kendi dünyalarında yaşıyorlar. Sadece emolar değil. Müzik etrafında dönen bir asosyalleşerek sosyalleşme dünyası dönüyor. Gotikler, Black Metalciler, Death Metalciler, Hardcorecular (Boran?), Etnikçiler, Popçular, Fantaziciler (Fantezi değil yalnız ilginçtir)… gibi. Birbirine benzer zevkleri olan insanlar gruplaşıyorlar. Bu gruplaşma sayesinde sosyalleşiyorlar fakat bu gruplaşma yüzünden de başka bir kesimden uzaklaşıyorlar. Bu da o kadar belirgin olmayan örnek.

Açıkçası arkadaşlarınızla bir yere gittiğinizde sizinle dünya görüşü tamamen farklı olan insanlarla tanıştığınızda onlarla ilişki kurabiliyorsanız sizin asosyallik gibi bir derdiniz yok. Ancak grubumuz bozuldu diye düşünüyorsanız asosyal olabilirsiniz. Doktorunuza görünün, mühendisim ben anlamam.

Neden Oyun Oynuyoruz?

49GamesDM 468x354 300x226 Neden Oyun Oynuyoruz?Büyüklerimizin içimizdeki çocuğu öldürmeye çalışmalarını anlamam. Belki onlar da farkında değillerdir. “Hala oyun mu oynuyorsun? Koca adam oldun!” veya “Kaç yaşına geldin hala o müzikleri mi dinliyorsun?” gibi tepkilerle karşılaşabiliriz. Kültür şokundan kaynaklandığını düşünsem de bilinç altında başka bir şeyler var. Hayata hazırlama mı, ıslah etmemi bilemiyorum. Fakat bu baskıyı hissediyoruz. Sadece oyun ve müzikle sınırlı değil. Biraz yaşımıza uygun olmayan, biraz çılgınca bir harekette nedense yadırganıyoruz. Bırakın da içimizdeki çocuğu yaşatalım. Amacınız bizi orta yaşlarında sıkıcı insanlar haline getirmek mi? Bu tek düzeliğe de özlemi anlamıyorum. Hiçkimse solcu değil ama herkes komünist! Bütün bunlar hep öz eleştiri eksikliğinden kaynaklanıyor. Konumdan saptım, farkındayım. Fakat bu konuda dertliyim arkadaş.

sk games onlinegame players 225x300 Neden Oyun Oynuyoruz?Artık çağımızda oyun oynamak denilince akla saklambaç, körebe değil video oyunları geliyor. Bayanların çoğunun teknolojiye olan ön yargısından dolayı video oyunları (bilgisayar oyunları demek istiyorum ama konsollar yüzünden böyle bir terim kullanıyorum) erkeklerle özdeşleştirilmiş. Ortalama olarak da çok daha fazla oynuyoruz zaten. Pek yanlış bir özdeşleştirme değil. Fakat bayanlar neden oynamıyor? Teknik olarak oynamalarına engel olacak bir sebep yok. Sanırım sosyal aktiviteler daha çekici geliyor. İşin içinde teknoloji olunca o kadar basit olan oynanış birden dünyanın en zor şeyi haline gelebiliyor. Halbuki o bayan mutfakta oyun oynayan adamın yapamayacağı ne harikalar yaratıyor (tamam iş yerinde yaratıyor. oldu mu?)! Bir cinsiyet eşitsizliği var, evet. Fakat istisnalar yok değil. Çok iyi oyuncu bayanlar mevcut. Bilgisayar oyunu oynamayı seven bayanlar var. Özellikle alttan gelen nesil bilgisayar oyunları konusunda gayet başarılı ve takipçi (sims takip ediliyor ama olsun).

Bilgisayar oyunlarını neden oynadığımıza gelmeden önce bir konudan daha bahsetmek istiyorum. Ülkemizde oyunculuk ciddiye alınmıyor. Yurtdışında sadece oyun oynayarak çok iyi para kazananlar var. Ayrıca her sene çeşitli oyunlarda dünya kupaları düzenleniyor. Biz de takım gönderiyoruz. Fakat yeteri kadar ilgi gösterilmiyor. Yazının başında bahsettiğim mantık bunda etkili. Oyunların sadece eğlence için olduğunun sanılmasının da büyük bir etkisi var.

play video games 300x199 Neden Oyun Oynuyoruz?

Böyle bir sevgilim olsun istiyorum icon biggrin Neden Oyun Oynuyoruz?

Oyunları sadece eğlence için mi oynuyoruz? Tabii ki hayır! Tabii asıl hedef o. Fakat gün geliyor stresimizi yok ediyor. Arkadaş grubu oluyor, ekran karşısında birlikte eğleniliyor (nerde o Worms oynadığımız günler!). Çocuk gelişimine yardımcı, zeka kullandıran, kilo kaybetmenizi sağlayan oyunlar da var. Özellikle çocuk gelişimine yardımcı oyun piyasası kaynıyor. Çocuklara özel eğlenirken öğreten oyunlar yapılıyor. Bunların dışında oynadığımız oyunların vücudumuza etkileri de var. Örneğin aksiyon oyunlarında sahneler hızlı değiştiğinden gözlerde gelişme, hızlı hareket etmek gerektiğinden reflekslerde de belirgin ilerleme görülüyormuş. En basitinden çoklu oynanan oyunlar sosyalleştiriyor. Burada bir ironi var. Asosyalleşerek sosyalleşme. Bunu da bir gün inceleyeyim. Notlarıma aldım.

Oyun oynamanın en belirgin özelliklerinden biri de kolayca olamayacağımız biri olma. James Bond olup oradan oraya koşuşturma, rönesansta bir suikastçi olup damlarda gezme, ikinci dünya savaşına katılma (şiddet oyunlarını seviyorum ben)… Bırakın bizi kendi halimize, oyun bitince yolumuzu buluruz biz.

Mühendis Top Sakallı Olur

topsakalvm7 300x218 Mühendis Top Sakallı OlurMühendis ile top sakalı bağdaştırdım. Bu aralar bir sakal bıyık takıntısıdır gidiyor. Tamamen rastlantı. Fakat bu aksesuarların erkek hayatında büyük yeri olduğunu da unutmamak gerekir. Mesela bayanların pek çok aksesuar seçenekleri varken erkeklerin pek azdır. Çok sıkar bu beni. Gerçekten. Bu yüzden kıl konusuna takmış olabilirim. Hak verirsiniz umarım.

Mühendislik erkek çoğunluğu olan bir meslek. Mesela mühendis denince benim aklıma inşaat mühendisliği geliyor. Oysa ben de mühendislik eğitimi alıyorum. Kendim veya bilgisayar mühendisliği gelmiyor aklıma. İlginç bir durum. Burayı bir psikolog okusa hakkımda ilginç şeyler bulabilir. Ben konuma döneyim.

Mühendislik okuyan öğrenciler, okumaya başladıktan sonra kıl ile tanışırlar. (Genellikle) üniversiteye yeni giren gençlerin sakalları tam gelişmemiştir. Tabii bu konsept ile yeni tanışan kişi ne yapacağını bilemez haldedir. Hızlı (!) eğitim temposu ise kendisine bakmasını engellemektedir (buradan makina mühendislerine söyleyeceklerim var. evladım gidin birfernandocolunga1202600xjb6 300x240 Mühendis Top Sakallı Olurkendinize çeki düzen verin. ne bu hal? statik falan üste gitmeyin. alttan alın). Şaşıran gence sakalları kesmemek hem kolay hem de etkileyici bir çözüm olarak gözükür. Yok arkadaşım öyle bir şey. Kes sakalını. Biraz şekil ver. Tabii bu esnada mühendislik öğrencisi top sakalı keşfeder. Hocalarında falan görmüştür. Çekici gelir. Bırakır. Tüm üniversitede sadece mühendislerde vardır. Güzel bir şey olduğunu sanar.

İlginçtir top sakalsız mühendis, mühendis değildir. Evet sayın bayanlar, evet köse arkadaşlar, evet ben! Mühendis dediğin şu an da taşımasa bile bir kere top sakal bırakmış adamdır. Maalesef bu böyle. Tabii bu sizin mühendis olarak işe girmenize engel değil tabii ki. Fakat mühendisler arasında söylenmeyen gizli bir anlaşma gibi bu.

Top sakal modanın dışında bir şey sanırım. Top sakal dışlanıyor, eleştiriliyor. Bunun nedeni sanırım mühendis olamama duygusu. Kıskanıyorsunuz efendim mühendisleri. Niye laf atıyorsunuz ki? Siz de bırakın. Sadece mühendislere özel bir şey değil. Sanırım bu top sakal-mühendis bağı bu saçma yazımla beynimden yavaşça silinecektir.

Led Zeppelin : Şeytanın Başka Bir Çalışması

744px Zoso.svg 300x69 Led Zeppelin : Şeytanın Başka Bir ÇalışmasıDaha önce de şeytanın iyi bir çalışmasından bahsetmiştim. Şeytan böyle işler yapmaya devam ettikçe ben de takip edeceğim. Var mı bir diyeceği olan? O yhttp://onurbaykal.com.tr/hayatsal/the-beatles-seytanin-ilk-islerindenazıda rock müziği küçümseyenlere de veriştirmiştim. Kendimi tekrarlamamak için sadece bağlantı verip geçiyorum.

Led Zeppelin de Beatles gibi İngiltere menşeili bir gruptur. Ancak Londra onlarla özdeşleşmemiştir. Londra da çok fazla grup olduğundan mı, yoksa kısa sürede yerellikten sıyrıldıklarından mı bilemiyorum. Fakat sonuçta Londra’da kurulmuş bir grup. Bu gerçeği değiştiremeyiz. Zaten Led Zeppelin, Beatles’tan çok farklı bir grup olduğu için (ayrıca daha farklı zamanlarda başarılı olduğunu da unutmamak lazım) böyle farklılıkların olması çok doğal.

LedZeppelin1969Promo 300x213 Led Zeppelin : Şeytanın Başka Bir ÇalışmasıLed Zeppelin, gelişme açısından biraz Beatles’a benzer. Farklı olduğu noktalar da vardır. Örneğin Led Zeppelin single çıkartmamıştır. Tüm albümlerin bir bütün olduğunu, böyle davranılması gerektiğini düşünürler (ki buna katılıyorum. iTunes gençliği adam olsun). Ayrıca Led Zeppelin, Elvis ve Beatles’tan sonra en çok satan üçüncü gruptur. Bu albüm satışları sırası grubun büyüklüğünün de göstergesi sayılabilir. Tabii bu grupların aktif oldukları dönemlerde insanlar gidip albümleri satın alıyordu. Metallica albümlerini satın alsaydık eminim birinci grup onlar olurdu. Bir gün Metallica’dan da bahsedeyim.

Led Zeppelin, ilk albümüyle başarıyı yakalayan nadir gruplardandır. 1969′da çıkan Led Zeppelin adlı albüm grubun en iyi albümlerinden biridir (bence). Rock ile işlenmiş bu müzikler zamanla pek çok alanın da etkisi altında kaldı. Led Zeppelin’in en iyi becerdiği şeylerden biri de rock ile diğer müzik türlerini iyi kaynaştırmasıdır.

Grup bugün rock denilce akla gelen “Sex, drugs and Rock&Roll” mottosunun icad edilmesinde büyük rol oynamıştır. Grubun büyük başarısı ve grup üyelerinin cazibeleriyle “groupie” olarak tanımladığımız bayanlar grupla birlikte olmak için çabalamış durmuştur. Bunun sonucu olarak da grup hem müzikal olarak hem de ruhsal olarak etkilenmiştir. 1980′de baterist John Bonham’ın ölümüyle grup dağılmıştır. Bundan sonra kısa süreli bir araya gelmeler olduysa da eski tadı vermemiştir (bence).

Benim Led Zeppelin görüşüm ise şöyle : Led Zeppelin Rock Tanrısıdır. Saygı göstermeyen adam rocktan falan anlamaz. Led Zeppelin == Rock Tanrısı (Java ile uğraşmaktan oluyor bunlar hep). Benim görüşlerim bunlar. Evrensel olarak kabul edilmesi gereken gerçekler. Yazıyı daha fazla uzatıp tanrılara hakaret etmemek gerekiyor. Diskografiyi de verip gidiyorum. Tek tek yorumlamayacağım çünkü hepsi süper (özellikle ilk dört albüm).

1969 Led Zeppelin
1969 Led Zeppelin II
1970 Led Zeppelin III
1971 Led Zeppelin IV
1973 Houses Of The Holy
1975 Physical Graffity
1976 Presence
1979 In Through The Out Door
  • Led Zeppelin (1969)
  • Led Zeppelin II (1969)
  • Led Zeppelin III (1970)
  • Led Zeppelin IV (1971)
  • Houses Of The Holy (1973)
  • Physical Graffity (1975)
  • Presence (1976)
  • In Through The Out Door (1979)