1 Nisan 2010

Bugün ne öğrendim?

  • Açık kaynağın birey çabasından çok şirketlerin çabasıyla buralara geldiğini öğrendim. Kendi işlerine yarayan kodları kullanıp, geliştirdiklerinden dolayı bir ivme varmış. Tabii bunlar benim kişisel görüşlerim. Maliyetlerden dolayı açık kaynak kullanan şirketlerin geliştirmeden vazgeçtiklerini de gördüm (bkz: Debuggable).
  • Coca-Cola’nın kendileri hakkında dolanan söylentileri ciddiye aldıklarını ve bunlara karşı savunmalar hazırladığını öğrendim (bkz: http://www.cci.com.tr )
  • LHC (Large Hadron Collider) 7 trilyon elektron volt (TeV) ile Dünya rekorunu kırdı (2 gün falan oldu sanırım) Dünya’nın sonu da gelmedi. Öğrendiğim bu değil. Öğrendiğim şey kilometrelerce uzunluktaki bu tünelin -270 derecede tutulduğu ve bu sıcaklıktan oda sıcaklığına çıkılmasının 1 ay, tekrar düşülmesinin de tekrar 1 ay olduğunu öğrendim. Geçen deneyden sonra bakımının 4 ay süreceğini de öğrendim. Korkunç rakamlar bunlar. Varılmaya çalışılan enerji seviyesinin de 14 TeV olduğunu da hatırlatırım. (bkz. Cern’ün basın açıklaması)
  • Uçan bir sineğin kinetik enerjisinin 1 TeV olduğunu öğrendim, deneyin enerjisi gözümde oldukça küçüldü. (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Electronvolt)
  • Comic Sans fontundan rahatsız olanların oluşturduğu bir grup olduğunu öğrendim. (bkz. http://bancomicsans.com/)
  • Birini dinlemediğim zaman çıkış yolu olarak “Şu sıralar kafam dağınık biraz” demenin oldukça kibar olduğunu öğrendim. Ama gerçekten şu sıralar kafam dağınık.
  • Wikipedia’nın Türkmence, Kırım Tatarca, Karakalpakça ve Azerice bölümleri ilginç bir şekilde komik olduğunu öğrendim. Bu kadar ciddi olup bu kadar eğlenilen başka bir yer daha yok!
  • Topeka, Kansas’ın çok eğlenceli bir şehir olduğunu öğrendim. 1998′de ismini geçici olarak Topikachu’ya değiştirmiş. Bu sene de Mart ayı boyunca ismini Google yapmış. Yani Google, Kansas. (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Topeka,_Kansas#Temporary_name_change_to_Google) Google’ın fiberoptik bağlantı denemelerine destek amacıyla yapılmış. 1 Nisan’da da Google şirket adını geçici olarak (şaka bunlar hep) Topeka’ya çevirdi. (bkz. http://googleblog.blogspot.com/2010/04/different-kind-of-company-name.html). Gerçekten oldukça eğlenceli bir şehir.

Bugün ne dinledim?

  • Sabah yolda Pazartesi ve Salı günlerinin Modern Sabahlar podcastini dinledim.
  • Akşam da Beraber ve Solo Sohbetler’i dinledim. Genelde olduğu gibi Twitter’dan interaktif bir programdı.

Bugün ne içtim?

  • 3 kupa (her zaman ki büyük termos kupada) çay
  • Bir fincan Türk kahvesi
  • Bir kutu Coca-Cola Zero

Bugün ne yazdım?

  • 750words’ün Nisan meydan okumasına başladım. İlk gün yazımı da tamamladım. 780 civarında kelime yazdım. İngilizce yazıyorum ki istatistikler doğru çıksın.
  • Bizden sonra gelecek olan stajyerlerin yapması gereken bir projeyle ilgili bir sayfalık bir döküman hazırladım.

Bugün neden hoşlandım?

31 Mart 2010

Yeni bir yazı türüne başlıyorum. Vaktim oldukça gün içerisinde ne yaptığımı yazacağım. Hem kendimi anlatmış olacağım hem de ilgimi çeken şeylerden bahsedeceğim. Başlayalım da devamı gelir.

Bugün ne öğrendim?

  • Java’da hem syncronized hem de static değişkenler tanımlayamıyormuşuz. static ve private yapıp syncronized set/get metotlarıyla erişmek lazım anlaşılan. Bu işlemler için ayrı bir class yazmak da mantıklı.
  • Porto Riko’nun dış işlerinde Amerika’ya bağlı olduğunu öğrendim. Biraz şaşırdım açıkçası. İç işlerinde bağımsız olduklarından eyalet seviyesinde değillerdir herhalde. Araştırmak lazım.
  • Artisteer diye bir programı denedim. Çok kolay bir şekilde tema oluşturmaya yarıyor. Sadece WordPress için de değil. Tema desteği olan pek çok script için tema üretebiliyor. Denemeye değer.
  • Progfestival’i duydum, çıkacak olan grupları öğrendim. Bugün indirimli bilet için son günmüş geç kaldım biraz. Acele etmeye gerek kalmadı artık pahalı pahalı alacağız. Katatonia için değer mi bilmem ama ölmeden önce izlemek lazım.
  • Mayıs’ta da Anathema geliyormuş.
  • Ayrıca Haziran’da Massive Attack geliyormuş. Ona para yetişmez ama.

Bugün ne dinledim?

  • Sabah sabah bir albüm kadar Ke$ha
  • Yine sabah sabah Iron Butterfly
  • Daha da sabah sabah Jefferson Airplane
  • Akşama doğru Moon8′i (Dark Side of the Moon’un 8 bit versiyonu) dinledim.
  • O da kesmedi duş alırken Dark Side of the Moon’u dinledim.
  • Eve dönerken de Beraber ve Solo Sohbetler’i dinledim. Twitterda takıldık yine.

Bugün ne izledim?

  • Lost’un 6. sezonunun 10. bölümünü izledim. Biraz sıkmaya başladı sanki Lost? Belki de ben eve yorgun geliyorumdur.
  • 10 dakika kadar Schindler’s List’e devam ettim. Yolda izliyorum fena olmuyor. Liam Neeson çok iyi oyuncu.

Bugün ne okudum?

  • Bir haftadır bir şey okumuyorum. Müzik, film, dizi derken kitaba ayıracak vaktim kalmıyor. Ama vakit ayırıp Jedi Akademisi serisine başlamam lazım. Kitaplar kendi kendilerini okumuyorlar.

Bugün ne içtim?

  • Biraz fazla kişisel olacak ama olsun. 3 büyük kupa (termos kupa) çay
  • Bir kutu Coca Cola Zero
  • Bolca su

Mesleki Faşizm (Profesyonel Faşizm)

Bu yazı ideolojik bir yazı değildir. Siyasi yorum yapanın ağzına yılan girsin. Önüm arkam sağım solum sobe!

Nasıl sigara sağlığa zararlıysa Faşizm de öyle. Hatta sadece sağlığa zararlı değil, insanlığa da zararlı. Fakat ideolojik yazı yazmak için gelmedim, gözlemlediğim bir olayın varlığını tanımlıyorum. Genellikle düşündüğüm şeylerin daha önceden insanlar tarafından mutlaka düşünülmüş olduğunu düşünürüm (oha dedirten bir cümle). Fakat mesleki faşizm konusunda benden önce bu konuya yaklaşmış olan insanlar olduğunu düşünmüyorum. Aslında yeni bir şey değil, pek çok insan varlığından haberdar ama bu güne kadar isim koymaya kalkışan olmamış. Ben koyuyorum.

Mesleki (Profesyonel) Faşizm Nedir?

Belirli bir meslek grubunda iş yapan bir çalışanın kendi işini diğer meslek gruplarından üstün görmesi mesleki faşizmdir. Sözle aşağılama, tavırlarla aşağılama, ari meslekmiş gibi davranılması, tüm mesleklerin bayramı olmadığı sürece bir mesleğin bayramının olması (tıp bayramını kıskanıyorum, evet!), başka insanların bu çalışana bağlı olması ve bu çalışanın keyfini beklemeleri mesleki faşizm belirtileridir.

Nasıl önlenebilir?

Maalesef mesleki faşizm engellenemez. Tüm mesleklerin toplum hayatında önem arz ettiği görüşü kabul görene kadar da karşısına bir engel çıkamaz. Çoğunlukla eğitimsel ve kişisel nedenlerden kaynaklı olduğundan ilk görüldüğü andan itibaren sonra artarak devam edeceği neredeyse kesindir.

Kimlerde görülür?

Mesleki faşizm özellikle doktorla, mühendisler ve siyasetçiler başta olmak üzere pek çok meslek grubunda görülür. Zorlu bir eğitimden geçen meslek gruplarında ve tamamen havadan yüksek yerlere gelinen mesleklerde sıkça görülür. İki zıt kutbun aynı hastalığı göstermesi ironik değilde nedir?

Sonuçları nelerdir?

Mesleki faşizm, toplumdaki bireylere zarar veren sonuçlara neden olur. Hastasını bekleten doktor, kendini geliştirmeyen mühendis, seçmenlerini koyun sanan siyasetçi… Mesleki faşizm görülen meslek grupları, kendilerinden hizmet alanlar tarafından çekilmez ve sinir bozucu bulunur. İlginçtir buna rağmen bu faşistler kurbanlarından saygı görürler.

Son olarak bir not: bu yazıya eminim evrimle ilgili bir konuşma olduğunda saçma sapan şeyler yazan insanla aynı zihin yapısında olan insan da gelecektir. Bundan böyle bu insanların mail adreslerini açık bir biçimde yayınlamaya başlayacağım. Ne halleri varsa görsünler.

Facebook Takıntılarım

facebook2 300x199 Facebook TakıntılarımYazacak şeyler bulamadım derken dur bir eleştireyim şu Facebook kullananları dedim. Daha doğrusu kendi kendime konuşuyordum, insanlara artistlik yapıyordum dedim dur şunu yazayım. Ne düşünüyorum kısmına değil de buraya yazmak daha mantıklı olacakmış. E o zaman yazayım. Her neyse. Sinir olduğum olayları ve takıntılarımı listelemeye başlayayım.

  • Profil resmi dediğin de sadece sen olacaksın arkadaş! Banane arkadaş canlısıysan, sevgilinin kollarındaysan. Koyma demiyorum ama profil resmi dediğin sadece senden oluşmalı. Orada da artist duruşlar olmamalı. Samimi ve iç ısıtan olmalı. Akıllı ol.
  • Şu anne, baba, kardeş, içgüveysi gibi özellikleri insan gibi kullan. En iyi arkadaşını kardeş diye ekleyen dayaklıktır!
  • Salak salak programlar kurmayın. Banane senin burcundan. Gir bir siteden oku. Adamı sinir etme!
  • Farmville’miş, bilmemneymiş bırak bu ayakları. Oraya oyun oynamak için geliyorsan gir bir kahvehaneye (eski nesil kahvehanelerden bahsediyorum) yeşil çay iste.
  • Takılma öyle ilişki durumuna. Ya sallama hiç ya da düzgün göster. Kalın kafalılar için: açık ilişki sevgilinin haricinde başkalarıyla da birlikte olmak demektir. O kadar genişseniz bravo valla.
  • Birbiriyle çelişen gruplara üye olma! Ugg’a laf eden bir gruba üye olup, Ugg’ın resmi grubuna üye olma!
  • Anlamadığın, bilmediğin şeylere bulaşma. Hayatında hiç motosiklete binmeyip motor gruplarına girme!
  • Facebook Gold yok! Valla yok! Ücretli olma falan yalan. Saçmalama! Titre ve kendine gel.
  • 1 Milyon olunca madalya vermiyorlar. Facebook’tan ülkeyi kurtarmaya çalışma. Git eylem falan yap.
  • “Sabah erken kalkmaktan nefret edenler”, “ellerini yastığın altına sokanlar” gibi saçma işlerle uğraşma veya uğraş müstehak sana!
  • Fotoğrafına bakanları, senin en iyi takipçilerini, seni arkadaşlıktan çıkaranları Facebook kendi söylemiyor. Yalan dolan bunlar. Uğraşma. Otur örgü ör, kazak iyidir, süeter de olur.
  • Siyasi görüş, din kısımlarıyla adammış gibi görünmeye çalışma, gülerler sana seni tanıyanlar. Ona göre.

Şimdi bu dediklerimi yapın, valla 10 numara insan olursunuz. Benden söylemesi. Siyah kedi de uğursuzluk falan getirmiyor. O da yalan.

Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri

Efendim malum staj gibi nedenlerden dolayı şu aralar buraları ve diğer başka aktiviteleri biraz boşladım. Mazur görünüz, olur böyle şeyler. İnsanız (veya olduğumu sanıyorum) sonuçta. Bu yazı yazmadığım süreçte giriş yapmayı hala öğrenemediğimi görmek sevinidirici. Neyse konuma dönecek olursam, bu yazının iki aşaması olacak. Öncelikle belediye otobüsü felsefesini inceleyeceğim daha sonra da ayakta gitmek için öğütler vereceğim. Eryaman’dan Odtü’ye gide gele birkaç şey kaptım.

Not: Bu yazı Ankara tabanlıdır. İstanbul beni bağlamaz, bağlarsa 1 ay bağlar.

Belediye Otobüsü Felsefesi

ego otobus 25311 Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Belediye otobüsleri önce halka hizmet amaçlı yaratılmış, sonradan bir ticarethane haline gelip ulaşım sıkıntısı çekilen büyük şehirlerde insanları hayattan bezdirmeyi görev edinmiş bir ulaşım türü aracıdır. Zamanla zorunluluk haline geldiğinden dolayı halk arasında çeşitli şehir efsanelerine yol açmıştır. Bunun yanısıra birçok geleneğin gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bunlardan birkaçı şudur: yolda müzik/radyo dinlemek, yaşlılara yer vermemek, para/kart uzatmak, ineceğin durağa gelmeden düğmeye basmak… Bizden sonraki nesillerin geliştirmeye devam edeceği bu geleneklerin eşi benzeri başka bir durum altında oluşamazdı. Şimdi gelelim belediye otobüslerinden çıkarılabilecek fikirlere:

  • Burada bir hat örneğinden gideceğim. Eryaman’dan Kızılay’a Eskişehir Yolu üzerinden giden 541 diye bir hat var. Bu hattın asıl amacı Eryaman’daki insanları taşımak. Ancak bu hattı yol üzerindeki duraklara gitmek için kullanan insanlar var. Tabii kasttettiğim bu değil. Otobüse Eryaman’dan binen adam istediği durakta insin. Ama otobüse Kızılay’dan binen adam bir zahmet yolda inmesin. Hava Lojmanları’nda ineceksin diyelim, e sadece oraya giden otobüsler de var. Sincan otobüsleri de boş. İnatla niye sürekli dolu olan bir hattı meşgul ediyorsun anlamıyorum. İşte otobüs felsefesi budur. Diğer yolcuları takmamak, kendi işine bakmaktır. Yapan haklı mı, haklı. Şöfer bey durmasa bak ne güzel morarıyor.
  • Otobüsler çok dolu olduğu zaman şöfer beyefendiler bazen orta veya arka kapıdan yolcu alırlar. Bu binen yolcu diğer yolcuların kendi kartını/parasını uzatma ve geri “dönderme” zorunluluğu olduğunu düşünür. Niye dokunayım ki senin pis parana? Belki iç çamaşırında sakladın o parayı? Nerden bileyim ben? Tabii sen de haklısın, paranı istediğin gibi saklayabilirsin. O otobüse binmek de hakkın. Şöfer bey arkadan almak isterse sonraki otobüsü beklemeyeceksen arkadan bineceksin demektir. Buradan çıkaracağımız sonuç paralarımızı ve otobüs kartlarımızı iç çamaşırlarımızda ve çoraplarımızda saklamamamız gerektiğidir.
  • Öğrenci isen paso alacaksın arkadaş! Paso senin öğrenci olduğunu göstermiyor ki! Paso sadece haklarından yararlanmak için para vermeye razı olduğunu gösteriyor. Sen bu kuralları koyan adamları seçersen o da kafasına göre takılır tabii. Ben olsam ben de pasosu olmayanlardan tam para alırım. O da haklı tabii.
  • Otobüslerde klima var, camları açmayalım. O kış soğunda otobüse binersin üstünde kat kat giysi vardır. Şöfer bey kısa kollu gömlekle takılmak istediği için klimayı en sıcağa kökler. Ayaktasındır, cam açmak istersin. Uzanıp camı açtıktan 5 sn. sonra camın yanında veya arkasında oturan amca gelir camı kapatır. Üşümüştür çünkü. Yine herkes haklıdır. Buradan çıkaracağımız sonuç papaz hergün pilaz yemez. Ama ben yerim. Tabii sadece olmayacak. Buraya bir-iki şey de yazıp buranın okunup okunmadığını kontrol edesim geldi. Okuyan el kaldırsın, sonra yorum yazsın. Bileyim adam gibi okuduğunuzu.
  • Otobüs felsefesinin en sevdiğim kısımları otobüs kesişmeleridir. Jönümüz ve temiz aile kızımız otobüste giderken kaçamak bakışlarla birbirlerini süzerler. Bu kısmı abartanlar da olur. Bindiğiniz hatta göre durum değişebilir. Ağzı açık bir şekilde salya akıtan insanlara da rastlayabilirsiniz. Konuya dönecek olursam, bildiğim kadarıyla erkekler kızları, kızlar da yine kızları kesiyorlar. Bu durumda otobüsteki jönümüz kendini kızımıza belli etmek için çeşitli şebekliklere girişiyor. İnme butonuna yanlışlıkla basıp şöfer beyi kızdırmak, duruma göre kızımıza yer vermek, yine duruma göre kızımızı biraz rahatsız edip özür dilemek, inadına yolcu alan şöfer beye söylenmek bunların örnekleri arasında. Jönümüzle kızımızın ilişkisi kim önce inerse biter. O ilişki çok nadiren otobüsün dışına taşınır. Otobüsün dışında, otobüsteyken elde edilen sıcaklık elde edilemez. Aynı durakta inseniz bile indikten sonra keşişme durumu biter tek taraflı kesmeye döner.

Ayakta Gitme Yöntemleri

bus riding indian style Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Ayakta gitmenin pek çok nedeni vardır. İş çıkış saatinde otobüsün kalktığı duraktan sonra otobüse binmek sık görülen bir nedendir. Aynı şekilde sabah saatlerinde merkezi yerlere gitmeye çalışmak da ayakta kalmaya neden olabilir. Yine benzer bir şekilde siz kartı basarken arkanızdan geçen teyzeler sizin yerinize oturup sizin ayakta kalmanıza neden olabilir. Ancak bu kısımda ayakta kalmaya nelerin neden olduğunu değil, bu durumu nasıl en az acılı hale getirebileceğimizi inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım.

Küçnot: Ağzına kadar dolu belediye otobüsü resmi bulamadım, o yüzden Hindistan’dan bir kareden faydalandım. Adamlar ayakta gitme sorununu çözmüşler.

Sonbinot: Burada verilen yöntemler sadece benim bindiğim otobüslerde denenmiştir. Genellikle 541 ve 527 ile ayakta gittiğim için burada verdiğim örnekler diğer hatlar için benzerlik göstermeyebilir.

Vallasonnot: Based on a true story yane.

  • Ayakta giden yolcunun tek hedefi vardır. Varacağı yere gelmeden oturmak. Şöfer beyler bunu engellemek için arada arkaya ilerleme mesajları verirler. Bu kısım önemlidir. Arkaya ilerlememeyi sağlayacak bir sote nokta bulunmalı ve açığa çıkacak olan boş koltuklar beklenmelidir. Belediye otobüslerinin orta kısımlarında bulunan boşluklarda beklemek ayakta kalmayı garantiler. En arka kısımda ayakta yolculuk yapmak oturma olasılığınızı yükseltecektir.
  • Ayakta giden yolcunun ayakta kitap okumaya çalışması yer kazanma olasılığını arttırır. Ayakta kitap okumak zordur. Ancak inmek üzere olan insanlar kendi kitap okumamalarının verdiği kötü hissi biraz azaltmak için kitap okuyanlara yer vermeyi teklif ederler. Ancak bu yöntem genellikle yolculukların sonlarında işe yarar.
  • Ayakta giden yolcu aracın iç dinamiğini çözümlemelidir. Şöfer beyin sürüş tarzını anlamalı, amortisörlerle kardeş olmalıdır. Bu durumda ayakta giden yolcu düşme tehlikesi yaşamaz, yolculuk boşunca şaşırmaz, hayatını tehlikeye atmaz.
  • Ayakta gidilen araca bindiğinizde diğer yolcuları tahlil etmek hayati önem taşımaktadır. Zira bu tahlil ile kimin nerede ineceğini tahmin etmek önceden belli olur. Liselilerin nerede ineceğini zaten az buçuk tahmin edebilirsiniz. Örneğin modern bir orta yaşlı bayan Eryaman otobüsünde Hava Lojmanları’nda inebilir. Aynı şekilde iş hayatına yeni adım atmış kişiler genellikle son duraklara yakın yerlerde inerler. Burada anlaşılması en zor grup bıyıklılardır. Bıyıklıların
    genellikle nerede ineceği belli olmaz. Bu konuda daha geniş bir araştırma yapmak gerekiyor.
  • Ayakta gidecek yolcu hazırlıklı olmalıdır. Rahat ayakkabılar, terletmeyecek kıyafetler, bir miktar su, para ve mendil olmazsa olmazlardandır. Planlarınızı sanki varacağınız yere kadar hiç oturamayacakmışsınız gibi yapmanız zor durumlarla karşılaştığınızda işinize yarayacaktır.
  • Ayakta giden yolcu kibar olmamalıdır. Zira otobüs insan hayvanının içgüdülerinin konuştuğu bir ortamdır. Hızlı davranan kazanır.
  • Ayakta giden yolcu hava durumundan, gündemden ve trafik durumundan haberdar olmalıdır. Biri eksik kalırsa ayakta giden yolcu daha uzun süre ayakta kalır. Hava kötüyse, kar varsa rota ona göre çizilmelidir. Bir yerde eylem varsa, yemin töreni varsa (bkz. zırhlı birlikler) ayakta kalan yolcu daha uzun süre ayakta kalabilir.