Sinemanın ve Televizyonun Geleceği

Bu yazı nereden oluştu bilmiyorum. Gelecek teknolojileri konusunda da uzman değilim ancak sinema ve televizyon konusunda sıkı takipçi olduğum söylenebilir. Tabii bu da konuda bir fikir sahibi olmama yetiyor sanırım. Lafı uzatmadan fikirlerimi aktarayım yoksa unutabilirim. Zaten bir kere unuttum, hatırladığım an bu yazıya başladım.

SecretCinema460 300x180 Sinemanın ve Televizyonun GeleceğiSinema ve televizyon (burada televizyondan kastım diziler ve yarışma programları tarzındaki şeyler, haber bültenlerini de katabiliriz sanırım) ürünleri tüm topluma bir seferde hitap edemeyecek ürünler. Bu ürünler sanat eserleri olduklarından dolayı böyle oluyor olabilir. Tabii bunun altındaki asıl neden izleyici kitlesinin geniş olması. Benim beğendiğim bir filmi bir başka biri beğenmeyebilir. Benim sevdiğim diziden bir başkası nefret edebilir. Bunun altında kişiliklerimiz ve zevklerimiz var. Sinema ve televizyon endüstrisini için büyük başarılar geniş kitlelere hitap edebilen ürünlerdir. Birden çok izleyici kitlesini ekran karşısına toplayabiliyorsa bu standardın üstündedir. Onlar için tek tip bir izleyici kitlesine sahip olmak izleyicinin istediği türden ürünü sunmak açısından mükemmel bir olanak olabilirdi ancak bu mümkün değil. Bunun çözümü (bence) gelecekte teknoloji ile çözülebilir.

Bilgisayarların gelişmesiyle birlikte filmlerde bilgisayarlar (sadece efekt olarak değil) kesinlikle kullanılan bir teknoloji haline geldiler. Sadece bilgisayar üzerinde geliştirilen sinema ve televizyon yapımları da var. Tabii ki insan unsuru etkili olmaya devam ediyor ancak bunun nedeni yine teknolojik yetersizlikler. Gerçeğe yakın bir insan sesi üretilebilse seslendirme için insanların kullanılacağını zannetmem. İşte geleceğin sinema ve televizyon teknolojisi buradan doğuyor. İnsan katkılı ancak buradaki insan katkısı yapımcılar tarafından değil izleyiciler tarafından gerçekleştirilen bir katkı. Bunun için kronolojik olarak aşağıdaki gibi bir gelişim bekliyorum.

  • Hiç bir insan oyuncusu bulunmayan filmler (teknolojinin gelişimi hakkında bir fikrim yok ancak gelecek 10 yıl içerisinde kesinlikle gerçekleşecek).
  • Yapımında hiç insan olmayan filmler. Senaryo da dahil olmak üzere bütün parçaların bilgisayarlar tarafından gerçekleştirilmesi (bunun için yapay zeka konusunda atılımlar gerekli).
  • İzleyiciden aldığı girdilere göre izleyiciye özel üretilen filmler. Bunlar önce pahalı bir servis olarak başlayıp daha sonra toplumum yaygın bir kesimi tarafından kullanılabilecek bir seviye gelecekler.
  • Sinema salonlarının bitişi.
  • Çökmek üzere olan bir sinema ve televizyon endüstrisinin para kazanmak için geliştireceği çözümler. İzleyicinin ürettiği filmlere izleyiciye uygun reklamlar yerleştirilmesi. Sözleşmeli oyuncuları filmlerde oynatabilmek için ücret ödenmesi (örneğin filminizde Brad Pitt’i oynatmak için 10$ vereceksiniz). Ünlülerin seslerini kullanabilmek için ödenecek bir ücret (oynatmak için kullanılan ücretle aynı mantıkta). Müşteri tarafından üretilen başarılı filmlerin pazarlanması.

Yukarıdaki gelişmelerin sinema ve televizyon endüstrisi tarafından yapılmayacağı belli. Bindikleri dalı kesecek halleri yok. Ancak bilgisayar oyunlarında olduğu gibi oyuncular ve sesleri için (ufak eklentiler, genişletme paketleri gibi) ücret ödeyerek daha başarılı prodüksiyonların yapılması mümkün. Bunun için yüksek işlem kapasitesi olan bilgisayarlara ihtiyaç var. Zaten bilgisayar hızlarının arttığı ve bir ücretle alınabilecek hızın arttığı düşünülürse mantıklı gözüküyor. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte yazılımcıların yukarıda saydıklarımı gerçekleştirmeleri o kadar da zor değil. Sadece sinema ve televizyon için değil video oyunları için de benzer bir teknoloji gelişecek. Kullanıcı “2005 yılında Amerika’da geçen bir FPS oynamak istiyorum” demesiyle oynamak istediği oyun kendisine sunulacak. Ben bunu hayal ediyorum. Ben hayal ediyorsam başkaları da hayal ediyordur. Bu da demektir ki gerçekleşmesi o kadar da zor görünmüyor.

İyi Uzaylı Yoktur, Uzaylı Vardır

alien on hill 275x300 İyi Uzaylı Yoktur, Uzaylı VardırBu yazı fikri yeni başlayan dizi V’yi izlerken oluştu. Başlangıçta V’den biraz bahsedip uzaylı konusuna döneceğim.

V, yeni bir dizi. ABC’de yayınlanıyor. Dizinin konusu şöyle:

Dünyanın büyük şehirlerinde uzay gemileri görülür, askeri tepkiler başarısız olur. Uzaylılar barışçıl amaçlar güttüklerini söyleyerek insanlarla temasa geçerler. Zaman içerisinde uzaylılara (ki dizide uzaylılara Visitors (ziyaretçiler) adı veriliyor ve bir ırk adı olarak da kullanılıyor) çeşitli haklar tanılıyor. Ülkelerde elçilikler, serbest gezinme hakkı gibi haklar. Tabii uzaylılar barışçıl amaçlarla geldiklerini söyleseler de dizideki asıl amaçları insan ırkını yok etmek olduğu hızlıca ortaya çıkıyor. Hatta uzaylılar başka bir gezegen de gelme değiller, aslında yıllardır dünyada bulunan varlıklar. İnsanların arasına sızmış şekilde yaşayan uzaylılar da var. Dizi bu konu etrafında dönecek. İlk iki bölümde konu tamamen açıklanıp karakterlerin başından geçenlere, dünyanın kaderine odaklanacaklar. Bu bilim kurguya yönelim hoşuma gidiyor. İzlenebilecek kalitedeki dizi sayısı artıyor. Açıkçası ben V’yi beğendim, en azından bu sezon izlemeye devam edeceğim. Gelecek sezonlarda saçma şeyler olursa devam etme garantisi vermiyorum (bkz. Heroes).

Gelelim iyi uzaylı – kötü uzaylı konusuna (good cop – bad cop gibi oldu). Bugüne kadar bize gösterilen dizilerde, filmlerde ve benzeri diğer şeylerde uzaylılar hiçbir zaman iyi olarak gösterilmedi. Bu iyi kısmını açmak istiyorum. Burada iyiden kastım dünyalılara zarar vermeyen değil, insanlığa katkısı olan varlıklar. E.T.’nin kimseye zararı yoktu ancak kimseye de bir faydası yoktu. Benim uzaylılardan beklediğim insanları teknolojik ve etik açılardan daha ileriye taşıyabilmeleri. V’deki uzaylılar bunu yapıyor gibi gözüküyorlar. Sadece gözüktükleri gibi kalsalar belki de ilk defa iyi olarak gösterilen uzaylılar olacaklardı (belki bir yerde iyi olarak gösterilen uzaylılar vardır ama ben bilmiyorum).

İnsanların doğasında bilinmeyeni kötüleme olabilir. Belki de bu yüzden bilmediğimiz, sadece hayal gücümüzle yarattığımız varlıkları kötü gösteriyoruz. Tabii buna komplo teorisyeni olarak yaklaşmak da mümkün. Şöyle ki zaten uzaylılarla insanlar iletişime geçti ve tehditkar tavırlar sergilediler. İnsanları da bu senaryoya alıştırmak için uzaylıları böyle empoze ediyor olabilirler. Kısmen mantıklı ancak ben bu kadar büyük bir sırrın sır olarak kalacağına inanmıyorum.

Aslında bunu sadece uzaylılar olarak yorumlamak yanlış da olabilir. Örneğin 24′te de Müslümanlar genel olarak kötü gösteriliyor. Hatta pek çok beyinsiz Amerikan’ın gözünde tüm Müslümanlar teröristten farksız. Aynı uzaylı konusunda olduğu gibi bilinmeyeni kötüleme yaklaşımı.

Patatesli Börek Sorunsalı

Patatesli Borek 300x225 Patatesli Börek SorunsalıEge Kayacan, patatese (daha doğrusu patatesli böreğe) karşı açık bir biçimde savaş açmış durumda. Bildiğim üzere Ege Bey 3 öğün et yemeye sıcak bakan birisi. Açıkçası ben de sıcak bakıyorum. Fakat patatesli böreğe saldırarak polemik yaratmaya çalışmasını kabullenmem imkansızdı. Hatta bu tartışma zevk meselesinden çıkarak faşist bir yöne doğru gidiyor. Yazıdan aynen alıyorum:

…Patatesli börek börek değildir… Bakın patatesli börek yiyen insan değildir…

Alıntıyı tam yapmamış olabilirim. Fakat bloggerların bir basın organı olarak görülmeye başlamasıyla birlikte benim de bir basın çalışanı gibi davranmam gerekiyor. Bu da insanların laflarını çarpıtarak haber yapmam anlamına geliyor. Alıntıya göre Ege Bey insanları yedikleri börek türüne göre ayırt ettiği belli oluyor. Sorarım size bu faşizm değil de nedir? İnsanların zevklerini eleştirmek bir yere kadar uygun olabilir ancak belirli bir seviyenin dışına taşmayarak. Börekleri içlerine göre ayırabiliriz, mantıklı da ancak iş insanları ayırmaya gelince bir dur demek lazım.

Tabii Ege Bey bu savaşı kendi zevkleri üzerinden yürütüyor. Mesela şöyle bir açıklama yapsaydı tek kelime etmezdim:

Patates sebze olarak börek icat edildikten sonra keşfedilmiş olduğu için böreğin gelenek tadına uygun değildir.

Benim de bu kadar savunmamın bir nedeni patatesli böreğin ev sevdiğim börek türü olmasından kaynaklanıyor. Düz olsun, bürgü olsun her şeklini severim. Ancak aç karna patatesli börek yemeyin midenizi yakar. Benden demesi.

Küresel Isınmanın Bize Etkileri (Blog Action Day)

Daha önce burada Blog Action Day‘den bahsetmiştim. Kendimi tekrarlamamın bir anlamı yok. Direkt olarak küresel ısınmanın bizi nasıl etkileyeceğine geçeceğim.

Şarap Yok

Küresel ısınmayla birlikte şarap için uygun sıcaklıkta olan bölgeler kutuplara doğru yaklaşacak. Bu da demek oluyor ki Fransa ve Türkiye’de şarap üretilemeyecek. Daha kuzey ülkelerinde üretilen üzümlerden şarap üretilecek.

Baseball Yok

Belki bu sizi pek etkilemeyebilir ama yine de ilginç bir etki. Baseball sopasının yapıldığı dişbudak ağacının geleceği hem böcekler hem de küresel ısınma yüzünden tehlike altında.

Kayak Tatilleri Yok

Kayak merkezleri sıcak iklim yüzünden genelde kapandıkları tarihten daha erken kapandılar. Bazıları aktif oldukları sürenin 3′te 1′ini kapalı geçirdi.

Kayak Yarışmaları Yok

Geçen seneki sıcak hava dalgası Uluslararası Kayak Federasyonunun Alplerdeki yarışmaları iptal ederek Avusturya, Sölden’e taşınmasına neden oldu. Kayakçılar yıl boyunca çalışmak için uygun yer bulmakta zorlandı. Oyunun geleceği pek parlak değil.

Tropik Ada Tatilleri Yok

Endonezya çevre bakanı yükselen su seviyeleri yüzünden 2030′a kadar 2000 adanın su altında kalmasını beklediklerini açıkladı.

Somon Yok

Zaten iklim yüzünden somonların %40′ı kayboldu. Sıcak iklimler 2090′a kadar bu canlıların yaşam alanlarının %41′ini de yok edecek.

Patates Kızartması Yok

Sıcak havalar patates ve yer fıstığının yaban akrabalarını öldürerek bu bitkilerin gerekli genetik çeşitliliğe erişemeyerek kuraklığa ve zararlı canlılara karşı dayanıklılığını azaltıyor.

Sinek Çok

Sinekler hendeklerde ve çamurda yaşamayı severler. Yüksek sıcaklığı getirdiği kurak dönemlerde bu pislik yuvaları bu hayvanlar için önemli bir su kaynağı haline geliyor. Ayrıca sinek sayısının artması yan türlerin sayılarını da azaltacak.

Kurbağa Yok

Sinek sayısının artmasına rağmen kurbağa nüfusunu tehdit eden kurbağa mantarı sıcak havalarla birlikte daha dayanıklı hale gelip daha kolay yayılıyor. Orta ve Güney Amerika’da bilinen 110 türün 3′te 2′si bu mantar yüzünden nesli tükendi.

Koala Yok

Karbondioksit oranlarının artması okaliptüs ağaçlarını öldürüyor. Koalalar sadece okaliptüsle beslendikleri için hem yeteri kadar beslenemiyorlar hem de var olan okaliptüslerin de besin değeri daha düşük oluyor.

Kedi Çok

Sıcak iklimler kedilerin üreme süresini ilkbaharın da ötesine taşıyor. Daha fazla yavrulayan kediler fazla yavrulara bakamadıklarından bir yandan ölümleri artarken bir yandan da sokak kedisi sayısında bir artış olacak.

Kuş Yok

Küresel ısınma nedeniyle Avrupa’da kuşların 3′te 1′i, Avusturalya’da ise kuşların %72′sinin nesli tükenebilir.

Akdeniz’de Hayat Yok

Hızlı buharlaşma ve yükselen sıcaklıklar Akdeniz’i daha tuzlu bir deniz haline getiriyor. Artan tuz oranı ise Akdeniz’de yaşayan canlıları tehdit ediyor. Akdeniz’in ölmesi işten bile değil.

İnsan Yok

Her yıl 150,000 kişi iklim değişikliğine bağlı sebeplerden ölüyor. Küresel ısınmanın etkisiyle insanlarda kalp krizi, güneş geçmesi, güneş çarpması, deri kanseri, felç, boğulma, alerji, astım, sıtma, dengue ateşi, lyme artriti ve viral enfeksiyonlarda artış bekleniyor.

Mim: Alın Verin, Bloggerlara Can Verin

paypal Mim: Alın Verin, Bloggerlara Can VerinSenelerdir blog yazıyorum ama blogosferin içine pek girmemiştim. Bunu nedeni de başka blogları pek takip etmemem ve diğer bloggerlar ile iletişime girmememdi. Friendfeed sağolsun blogosfere hızlı bir giriş yapmamı sağladı. Tabii öyle olunca okunmaya, beğenilmeye başlandım. İşte ilk mimimle de karşınızdayım. Beni aynı okul hatta aynı bölümde okuduğum Seval Ünver mimledi. Hatta haber de verdi (normalde veriliyor herhalde) ben de boş vakit buldum ve yazımı yazıyorum.

Konu bence ekonomik krizin bloggerlara etkisi. Ekonomik krizi aşmak için yastık altı yapılan sermayenin ortaya çıkması için devlet insanları para harcamaya teşvik edici reklamlar ve kampanyalar düzenliyor. Bu reklamların sloganı “Alın verin, ekonomiye can verin”. Tabii buradaki ekonomi kelimesini blogger yaparsak bize yazı yazma olanağı sağlayan bir konuya gelmiş oluyoruz.

donate 201x300 Mim: Alın Verin, Bloggerlara Can VerinBloggerlar çoğunlukla iş hayatında bir yere gelmiş kişiler veya öğrencilerden oluşuyor. Tabii ki arada diğer sınıflardan da insanlar var ama demin belirttiklerim daha yoğun olarak ortadalar. İş hayatında bir yere gelmiş blogger deneyim de paylaştığı için oldukça özgün bir içerik üretebiliyor. Blogunu öğrenmek için değil öğretmek için kullanıyor diyebiliriz. Öğrenciler ise daha çok kendi öğrendiklerini paylaşmak, yani hem öğrenmek hem de öğretmek amacıyla bu işe girişiyorlar. Tabii durum böyle olunca rekabeti arttıracak pek çok blog da oluyor. Öğrenci bloglarını özelleştiren o kişinin çevresi başta olmak üzere diğerlerinden anlattığı farklı şeylerdir.

Asıl konuya dönecek olursak, konumu ve kariyeri belli olan bloggerın mali durumu düzgündür. Geliri, gideri belirlidir. Fakat öğrenci için durum oldukça farklı. Pek çok öğrenci asgari ücretin altındaki miktarlarla geçiniyor. Üstüne üstlük pek çoğu da bunun üzerinde para harcıyor. Doğal olarak bütçelerinde açık oluşuyor. Tabii seneler önce çıkan AdSense ile geçinmek rüyasına kapılan gençler bloglarına reklamı da basmayı unutmuyor. Bunun yerine bağış sisteminin de kullanıldığı oluyor. Yazıyı veya blogu beğenen biri ufak miktarlarda bağış yaparak bloggerı motive ediyor. Yani aslında bir nevi bloggerı canlandırmış oluyor. Ben de reklam koymayı düşünmüyor değilim hatta bir aralar koydum da. Fakat buraya gelenleri biraz rahatsız edebileceğini düşünüyorum.

Tabii bloggerda değilseniz (bkz. ben) blogunuz masrafsız olmuyor. Alan adı ücretleri çok fazla olmasa da hosting ücretlerini sabit geliri olmayan bir öğrencinin karşılaması pek kolay olmayabiliyor. Reklamlarını ve bağış kısımlarını bunun için koyanlar var. Çoğunluk elde edecekleri parayı yemek için bekliyor tabii hatta bunu açık açık söyleyenler, bana bir bira ısmarlayın dedikten sonra bağış isteyenler bile olabiliyor. Fakat ben sadece bir mühendis olarak yaklaşabilirim. O yüzden bu konudaki bakış açımı açıklayıp bir sonuç kısmı yapmadan yazıyı bırakıyorum. İsteyen de bu konuda yazsın kimseyi parmakla gösterecek halim yok.