Kargo Mezhepleri ve John Frum

JohnFrumCrossTanna1967 300x200 Kargo Mezhepleri ve John FrumRichard Dawkins’in God Delusion‘ını okuduğum bir sır değil (bu yazı o kadar uzun bir süredir taslak olarak bekliyor ki, ben yazmaya başlayana kadar kitap bitti). Burada 1950′li yıllarda İkinci Dünya Savaşından sonra daha önce başka hiçbir insan topluluğuyla iletişim kurmamış Asya adalarına ABD uçaklarla mühimmat göndermeye başlıyor. Bundan önce etraflarında beyaz insan bile görmemiş bir toplum uçaklarla mühimmat getiren, havaalanı yapan, şehirler kuran beyaz insanlar görünce kendilerinin çok ilerisinde olan bu teknolojiyi din haline getiriyorlar.

Bu yazıda herhangi bir dini veya genel olarak inanç kavramını eleştirmeyeceğim ama kargo mezhepleri gerçekten insanların bu konularda nasıl düşündüğünü gösteren oldukça ilginç bir örnek.

Ünlü bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke‘ın üç tahmin yasası şöyle diyor:

  1. Başarısı kabul edilmiş ama yaşlı bir bilim adamı, bir şey mümkün diyorsa neredeyse her zaman doğrudur; bir şey imkansız diyorsa, muhtemelen yanlıştır.
  2. Mümkün olan şeylerin sınırları için biraz imkansıza cüret etmek gerekir.
  3. Yeteri kadar gelişmiş bir teknoloji sihirden farksızdır.

Burada bizi ilgilendiren yasa tabii ki 3.sü. Bugün uzaydan çok gelişmiş bir ırk bizimle iletişim kursa mantığını bir miktar olsa da anlarız. Fakat bu iletişim 200 yıl önce olsaydı insanlar birbirini öldürür, isyanlar çıkardı. Kargo mezheplerinin Endonezya, Mikronezya ve Papua Yeni Gine’de görüldüklerini düşünürsek nesillerce izole hayat süren toplumlara birden uçak gösterirsen elbette bu onlara mucize gibi gelir. Bu yerlerde uygar topluluklar olsa bile teknolojik atılımlar onlar için de dünya genelinden çok daha sonra gerçekleşti.

İlginç bir olay da kargo mezheplerinin Hristiyanlığa oldukça benzemesi. Kargo mezheplerinin inananları (bugün sadece Vanatu‘nun Tanna adasında inananlar var) John Frum isimli birinden bahsediyorlar. John Frum kargo mezheplerinin peygamberi sayılabilir. Kim olduğu bilinmiyor ancak o sıralarda hizmet vermek için o bölgede bulunan ve yerlilerin saflığından yararlanan bir insan olduğu açık. John Frum insanlara ev, yiyecek ve ulaşım vaad ederek insanların kendisine inanmasına neden oluyor. İnananlara sorulduğunda da kendisinin bir gün kargo uçağıyla geleceğini ve vaad ettiklerini inananlarına vereceğini söylüyorlar. Ayrıca Frum yerlilere tüm beyazların bölgelerini terk edeceği ve yerlilerin beyazların kullandığı materyallere ve eğlencelere sahip olacağı bir gelecekten bahsediyor.

1941 yılında Frum’ın bu safsatalarına inanlar çılgınca para harcamaya, eğlenmeye ve önceki inançlarından uzaklaşmaya başlıyorlar. Bölgede 300.000′e yakın asker buluyor ve bu askerlerin ülkeleri bu hareketi durdurmaya çalışıyorlar. John Frum’ı rezil etmeye çalışıyorlar, taklitlerini hapsediyor hatta mezhep liderlerini sürüyorlar. 2. Dünya savaşı bittikten sonra John Frum’ın inananları onlara “kargo” getirsin diye anıtsal pistler inşa ediyorlar. 1957′de Tanna’da barışçıl olan T-A-USA (Tanna Army, United States of America) isimli bir örgüt kuruyorlar. Bu örgüt ordu gibi yürüyüşler düzenliyorlar (hala devam ediyor). Bu örgütün 70′li yılların sonunda özgür ve demokratik Vanatu’nun oluşmasına da karşı çıkıyorlar. Böyle bir oluşum batının “modern” ve Hristiyan geleneklerinin ülkede yayılacağını iddia ediyorlar.  Bu oluşum bugün siyasi bir parti olarak hayatını sürdürüyor.

Kaynaklar:

1. Dawkins, R., The God Delision, ch. 5
2. Wikipedia, John Frum
3. Wikipedia, Cargo cult
4. Wikipedia, Clarke’s Three Laws

Mesleki Faşizm (Profesyonel Faşizm)

Bu yazı ideolojik bir yazı değildir. Siyasi yorum yapanın ağzına yılan girsin. Önüm arkam sağım solum sobe!

Nasıl sigara sağlığa zararlıysa Faşizm de öyle. Hatta sadece sağlığa zararlı değil, insanlığa da zararlı. Fakat ideolojik yazı yazmak için gelmedim, gözlemlediğim bir olayın varlığını tanımlıyorum. Genellikle düşündüğüm şeylerin daha önceden insanlar tarafından mutlaka düşünülmüş olduğunu düşünürüm (oha dedirten bir cümle). Fakat mesleki faşizm konusunda benden önce bu konuya yaklaşmış olan insanlar olduğunu düşünmüyorum. Aslında yeni bir şey değil, pek çok insan varlığından haberdar ama bu güne kadar isim koymaya kalkışan olmamış. Ben koyuyorum.

Mesleki (Profesyonel) Faşizm Nedir?

Belirli bir meslek grubunda iş yapan bir çalışanın kendi işini diğer meslek gruplarından üstün görmesi mesleki faşizmdir. Sözle aşağılama, tavırlarla aşağılama, ari meslekmiş gibi davranılması, tüm mesleklerin bayramı olmadığı sürece bir mesleğin bayramının olması (tıp bayramını kıskanıyorum, evet!), başka insanların bu çalışana bağlı olması ve bu çalışanın keyfini beklemeleri mesleki faşizm belirtileridir.

Nasıl önlenebilir?

Maalesef mesleki faşizm engellenemez. Tüm mesleklerin toplum hayatında önem arz ettiği görüşü kabul görene kadar da karşısına bir engel çıkamaz. Çoğunlukla eğitimsel ve kişisel nedenlerden kaynaklı olduğundan ilk görüldüğü andan itibaren sonra artarak devam edeceği neredeyse kesindir.

Kimlerde görülür?

Mesleki faşizm özellikle doktorla, mühendisler ve siyasetçiler başta olmak üzere pek çok meslek grubunda görülür. Zorlu bir eğitimden geçen meslek gruplarında ve tamamen havadan yüksek yerlere gelinen mesleklerde sıkça görülür. İki zıt kutbun aynı hastalığı göstermesi ironik değilde nedir?

Sonuçları nelerdir?

Mesleki faşizm, toplumdaki bireylere zarar veren sonuçlara neden olur. Hastasını bekleten doktor, kendini geliştirmeyen mühendis, seçmenlerini koyun sanan siyasetçi… Mesleki faşizm görülen meslek grupları, kendilerinden hizmet alanlar tarafından çekilmez ve sinir bozucu bulunur. İlginçtir buna rağmen bu faşistler kurbanlarından saygı görürler.

Son olarak bir not: bu yazıya eminim evrimle ilgili bir konuşma olduğunda saçma sapan şeyler yazan insanla aynı zihin yapısında olan insan da gelecektir. Bundan böyle bu insanların mail adreslerini açık bir biçimde yayınlamaya başlayacağım. Ne halleri varsa görsünler.

Facebook Takıntılarım

facebook2 300x199 Facebook TakıntılarımYazacak şeyler bulamadım derken dur bir eleştireyim şu Facebook kullananları dedim. Daha doğrusu kendi kendime konuşuyordum, insanlara artistlik yapıyordum dedim dur şunu yazayım. Ne düşünüyorum kısmına değil de buraya yazmak daha mantıklı olacakmış. E o zaman yazayım. Her neyse. Sinir olduğum olayları ve takıntılarımı listelemeye başlayayım.

  • Profil resmi dediğin de sadece sen olacaksın arkadaş! Banane arkadaş canlısıysan, sevgilinin kollarındaysan. Koyma demiyorum ama profil resmi dediğin sadece senden oluşmalı. Orada da artist duruşlar olmamalı. Samimi ve iç ısıtan olmalı. Akıllı ol.
  • Şu anne, baba, kardeş, içgüveysi gibi özellikleri insan gibi kullan. En iyi arkadaşını kardeş diye ekleyen dayaklıktır!
  • Salak salak programlar kurmayın. Banane senin burcundan. Gir bir siteden oku. Adamı sinir etme!
  • Farmville’miş, bilmemneymiş bırak bu ayakları. Oraya oyun oynamak için geliyorsan gir bir kahvehaneye (eski nesil kahvehanelerden bahsediyorum) yeşil çay iste.
  • Takılma öyle ilişki durumuna. Ya sallama hiç ya da düzgün göster. Kalın kafalılar için: açık ilişki sevgilinin haricinde başkalarıyla da birlikte olmak demektir. O kadar genişseniz bravo valla.
  • Birbiriyle çelişen gruplara üye olma! Ugg’a laf eden bir gruba üye olup, Ugg’ın resmi grubuna üye olma!
  • Anlamadığın, bilmediğin şeylere bulaşma. Hayatında hiç motosiklete binmeyip motor gruplarına girme!
  • Facebook Gold yok! Valla yok! Ücretli olma falan yalan. Saçmalama! Titre ve kendine gel.
  • 1 Milyon olunca madalya vermiyorlar. Facebook’tan ülkeyi kurtarmaya çalışma. Git eylem falan yap.
  • “Sabah erken kalkmaktan nefret edenler”, “ellerini yastığın altına sokanlar” gibi saçma işlerle uğraşma veya uğraş müstehak sana!
  • Fotoğrafına bakanları, senin en iyi takipçilerini, seni arkadaşlıktan çıkaranları Facebook kendi söylemiyor. Yalan dolan bunlar. Uğraşma. Otur örgü ör, kazak iyidir, süeter de olur.
  • Siyasi görüş, din kısımlarıyla adammış gibi görünmeye çalışma, gülerler sana seni tanıyanlar. Ona göre.

Şimdi bu dediklerimi yapın, valla 10 numara insan olursunuz. Benden söylemesi. Siyah kedi de uğursuzluk falan getirmiyor. O da yalan.

Otostopçunun Otostop Rehberi

otostop Otostopçunun Otostop Rehberi Bir “Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi” vardı demeyin veya deyin de ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Sadece isim benzerliği var başka bir şey yok. Bildiğiniz gibi haftanın beş günü yağmur, çamur, kar, kış, soğuk, rüzgar demeden ODTÜ’ye gidip geliyorum. Evden A1’e gitmek zaten ayrı bir problem (bkz. Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri). A1’den Teknokent’e gitmek ise tamamen farklı bir problem. Sabah erken gittiğim için ve akşam da semt servislerini kaçırdığım için ODTÜ otobüsleri yerine farklı ulaşım yöntemlerini kullanmaya başladım. Monorail çalışmadığı için raylar üzerinde yürümekten başka bir teknolojik çözüm bulamadım. Yürü yürü de bir yere kadar. Soğuk havalarda ve yağmurda hiç çekilmiyor. Çözüm tabii ki otostop oldu çıktı. Kampüsü olmayan bir üniversitede okuduğum için otostop kültürüne pek bir yakınlığım yoktu. Ancak bir süre otostopçuları izledikten sonra ve kendim de otostop çekmeye başladıktan sonra kendimi biraz bilgilendirici bir yazı yazabilecek seviyede hissettim. Şimdilik sadece ODTÜ sınırları içerisinde otostop çekmiş olsam da gelecekte daha farklı konumlarda çekeceğim otostoplarla otostopçuluğum pekişecektir. Şimdi ise kısa kısa otostopçular için öneriler, tavsiyeler vereyim. Tekrar ediyorum, bu yöntemler ODTÜ’de görülüp denenmiştir. Başka yerlerde aynı geçerlilikte olacağını zannetmiyorum.

  • Hitchhike to Transilvania Otostopçunun Otostop Rehberi Otostop çekmek için baş parmağınızı yukarı kaldırıp kolunuzu yola doğru uzatmanız yeterlidir. Ancak bu mesaj ODTÜ içerisinde dışarıya gitmek için (genellikle Kızılay veya Bahçeli) otostop çekiyorum anlamına gelir. ODTÜ içerisinde bir yere gitmek isteniliyorsa baş parmak aşağıya bakıyor olmalıdır.
  • Otostopçu gitmek istediği konuma nasıl gidildiğini bilmelidir. Bazen sadece yol bulmak için otostopçu alan şöförler olabilir. Tabii ki kaybolduğu için otostop çekenlere rastlamak da mümkündür ama otostopçunun yolunu bileni mübahtır.
  • 5 dakikadan uzun süren bir mesafede otostopçu kendisini alanla iletişim kurmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta konuşmayı otostopçunun değil şöförün başlatmasıdır. Otostopçu ancak “serbest”, “yandı” gibi ünlemler kullanmalıdır.
  • Otomobilde şöförün istediği konuşulur, istediği dinlenir. Radyoyu değiştirmesi için veya başka bir müzik açması için öneri yapmanız otostopçu almayan bir şöför daha yaratmanız anlamına gelir.
  • Otostopçu kendisini alana karşı saygılı olmalıdır. Eğer kendisinden büyükse veya bayansa “siz”, kendi yaş grubunda ise “hocam” ile seslenmelidir.
  • Otostopçu almak amacıyla duran aracın şöförüne bir an önce nereye gittiği sorulmalıdır böylece gereksiz bekleme süresı kısaltılmış olur.
  • Grup olarak otostop çekmek tek başınıza otostop çekmekten daha zordur. Bir grup için ideal sayı üçtür. Üçten fazla kişi araçların durmamasına, dursa bile herkesi alamamasına neden olabilir.
  • İstatistiksel olarak bir kız otostop çektiği zaman daha çok otomobil durduğu kanıtlanmıştır. Buna göre yanınızda birini bulundurmanız gitmek istediğiniz yere erken ulaşmanızı sağlayacaktır.
  • Bir araca grup olarak binilmişse otostopçuların kendi aralarında konuşması hoş karşılanmaz. Konuşulabilir ancak kısık ses ve yerinde sohbet aşılmamalıdır.
  • Varılmak istenen noktaya yaklaşıldığında kibar bir şekilde inilmek istediği belirtilmelidir. Eski türkçe kelimeler kullanılması faydalıdır. Örn. müsait, elverişli, latifçe…
  • Yolculuk sona erdiğinde teşekkür etmek ve günün saatine göre vedalaşmak gelecek otostopçular için yollar yaratır. Otostopçuyu koruyalım, korumayanları uyaralım.
  • Son olarak bir otostopçu, otostopçuluk günlerini geride bıraktığında otostopçu almalıdır. Eğer almıyorsa kendisi haramzadedir.

Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri

Efendim malum staj gibi nedenlerden dolayı şu aralar buraları ve diğer başka aktiviteleri biraz boşladım. Mazur görünüz, olur böyle şeyler. İnsanız (veya olduğumu sanıyorum) sonuçta. Bu yazı yazmadığım süreçte giriş yapmayı hala öğrenemediğimi görmek sevinidirici. Neyse konuma dönecek olursam, bu yazının iki aşaması olacak. Öncelikle belediye otobüsü felsefesini inceleyeceğim daha sonra da ayakta gitmek için öğütler vereceğim. Eryaman’dan Odtü’ye gide gele birkaç şey kaptım.

Not: Bu yazı Ankara tabanlıdır. İstanbul beni bağlamaz, bağlarsa 1 ay bağlar.

Belediye Otobüsü Felsefesi

ego otobus 25311 Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Belediye otobüsleri önce halka hizmet amaçlı yaratılmış, sonradan bir ticarethane haline gelip ulaşım sıkıntısı çekilen büyük şehirlerde insanları hayattan bezdirmeyi görev edinmiş bir ulaşım türü aracıdır. Zamanla zorunluluk haline geldiğinden dolayı halk arasında çeşitli şehir efsanelerine yol açmıştır. Bunun yanısıra birçok geleneğin gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bunlardan birkaçı şudur: yolda müzik/radyo dinlemek, yaşlılara yer vermemek, para/kart uzatmak, ineceğin durağa gelmeden düğmeye basmak… Bizden sonraki nesillerin geliştirmeye devam edeceği bu geleneklerin eşi benzeri başka bir durum altında oluşamazdı. Şimdi gelelim belediye otobüslerinden çıkarılabilecek fikirlere:

  • Burada bir hat örneğinden gideceğim. Eryaman’dan Kızılay’a Eskişehir Yolu üzerinden giden 541 diye bir hat var. Bu hattın asıl amacı Eryaman’daki insanları taşımak. Ancak bu hattı yol üzerindeki duraklara gitmek için kullanan insanlar var. Tabii kasttettiğim bu değil. Otobüse Eryaman’dan binen adam istediği durakta insin. Ama otobüse Kızılay’dan binen adam bir zahmet yolda inmesin. Hava Lojmanları’nda ineceksin diyelim, e sadece oraya giden otobüsler de var. Sincan otobüsleri de boş. İnatla niye sürekli dolu olan bir hattı meşgul ediyorsun anlamıyorum. İşte otobüs felsefesi budur. Diğer yolcuları takmamak, kendi işine bakmaktır. Yapan haklı mı, haklı. Şöfer bey durmasa bak ne güzel morarıyor.
  • Otobüsler çok dolu olduğu zaman şöfer beyefendiler bazen orta veya arka kapıdan yolcu alırlar. Bu binen yolcu diğer yolcuların kendi kartını/parasını uzatma ve geri “dönderme” zorunluluğu olduğunu düşünür. Niye dokunayım ki senin pis parana? Belki iç çamaşırında sakladın o parayı? Nerden bileyim ben? Tabii sen de haklısın, paranı istediğin gibi saklayabilirsin. O otobüse binmek de hakkın. Şöfer bey arkadan almak isterse sonraki otobüsü beklemeyeceksen arkadan bineceksin demektir. Buradan çıkaracağımız sonuç paralarımızı ve otobüs kartlarımızı iç çamaşırlarımızda ve çoraplarımızda saklamamamız gerektiğidir.
  • Öğrenci isen paso alacaksın arkadaş! Paso senin öğrenci olduğunu göstermiyor ki! Paso sadece haklarından yararlanmak için para vermeye razı olduğunu gösteriyor. Sen bu kuralları koyan adamları seçersen o da kafasına göre takılır tabii. Ben olsam ben de pasosu olmayanlardan tam para alırım. O da haklı tabii.
  • Otobüslerde klima var, camları açmayalım. O kış soğunda otobüse binersin üstünde kat kat giysi vardır. Şöfer bey kısa kollu gömlekle takılmak istediği için klimayı en sıcağa kökler. Ayaktasındır, cam açmak istersin. Uzanıp camı açtıktan 5 sn. sonra camın yanında veya arkasında oturan amca gelir camı kapatır. Üşümüştür çünkü. Yine herkes haklıdır. Buradan çıkaracağımız sonuç papaz hergün pilaz yemez. Ama ben yerim. Tabii sadece olmayacak. Buraya bir-iki şey de yazıp buranın okunup okunmadığını kontrol edesim geldi. Okuyan el kaldırsın, sonra yorum yazsın. Bileyim adam gibi okuduğunuzu.
  • Otobüs felsefesinin en sevdiğim kısımları otobüs kesişmeleridir. Jönümüz ve temiz aile kızımız otobüste giderken kaçamak bakışlarla birbirlerini süzerler. Bu kısmı abartanlar da olur. Bindiğiniz hatta göre durum değişebilir. Ağzı açık bir şekilde salya akıtan insanlara da rastlayabilirsiniz. Konuya dönecek olursam, bildiğim kadarıyla erkekler kızları, kızlar da yine kızları kesiyorlar. Bu durumda otobüsteki jönümüz kendini kızımıza belli etmek için çeşitli şebekliklere girişiyor. İnme butonuna yanlışlıkla basıp şöfer beyi kızdırmak, duruma göre kızımıza yer vermek, yine duruma göre kızımızı biraz rahatsız edip özür dilemek, inadına yolcu alan şöfer beye söylenmek bunların örnekleri arasında. Jönümüzle kızımızın ilişkisi kim önce inerse biter. O ilişki çok nadiren otobüsün dışına taşınır. Otobüsün dışında, otobüsteyken elde edilen sıcaklık elde edilemez. Aynı durakta inseniz bile indikten sonra keşişme durumu biter tek taraflı kesmeye döner.

Ayakta Gitme Yöntemleri

bus riding indian style Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri Ayakta gitmenin pek çok nedeni vardır. İş çıkış saatinde otobüsün kalktığı duraktan sonra otobüse binmek sık görülen bir nedendir. Aynı şekilde sabah saatlerinde merkezi yerlere gitmeye çalışmak da ayakta kalmaya neden olabilir. Yine benzer bir şekilde siz kartı basarken arkanızdan geçen teyzeler sizin yerinize oturup sizin ayakta kalmanıza neden olabilir. Ancak bu kısımda ayakta kalmaya nelerin neden olduğunu değil, bu durumu nasıl en az acılı hale getirebileceğimizi inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım.

Küçnot: Ağzına kadar dolu belediye otobüsü resmi bulamadım, o yüzden Hindistan’dan bir kareden faydalandım. Adamlar ayakta gitme sorununu çözmüşler.

Sonbinot: Burada verilen yöntemler sadece benim bindiğim otobüslerde denenmiştir. Genellikle 541 ve 527 ile ayakta gittiğim için burada verdiğim örnekler diğer hatlar için benzerlik göstermeyebilir.

Vallasonnot: Based on a true story yane.

  • Ayakta giden yolcunun tek hedefi vardır. Varacağı yere gelmeden oturmak. Şöfer beyler bunu engellemek için arada arkaya ilerleme mesajları verirler. Bu kısım önemlidir. Arkaya ilerlememeyi sağlayacak bir sote nokta bulunmalı ve açığa çıkacak olan boş koltuklar beklenmelidir. Belediye otobüslerinin orta kısımlarında bulunan boşluklarda beklemek ayakta kalmayı garantiler. En arka kısımda ayakta yolculuk yapmak oturma olasılığınızı yükseltecektir.
  • Ayakta giden yolcunun ayakta kitap okumaya çalışması yer kazanma olasılığını arttırır. Ayakta kitap okumak zordur. Ancak inmek üzere olan insanlar kendi kitap okumamalarının verdiği kötü hissi biraz azaltmak için kitap okuyanlara yer vermeyi teklif ederler. Ancak bu yöntem genellikle yolculukların sonlarında işe yarar.
  • Ayakta giden yolcu aracın iç dinamiğini çözümlemelidir. Şöfer beyin sürüş tarzını anlamalı, amortisörlerle kardeş olmalıdır. Bu durumda ayakta giden yolcu düşme tehlikesi yaşamaz, yolculuk boşunca şaşırmaz, hayatını tehlikeye atmaz.
  • Ayakta gidilen araca bindiğinizde diğer yolcuları tahlil etmek hayati önem taşımaktadır. Zira bu tahlil ile kimin nerede ineceğini tahmin etmek önceden belli olur. Liselilerin nerede ineceğini zaten az buçuk tahmin edebilirsiniz. Örneğin modern bir orta yaşlı bayan Eryaman otobüsünde Hava Lojmanları’nda inebilir. Aynı şekilde iş hayatına yeni adım atmış kişiler genellikle son duraklara yakın yerlerde inerler. Burada anlaşılması en zor grup bıyıklılardır. Bıyıklıların
    genellikle nerede ineceği belli olmaz. Bu konuda daha geniş bir araştırma yapmak gerekiyor.
  • Ayakta gidecek yolcu hazırlıklı olmalıdır. Rahat ayakkabılar, terletmeyecek kıyafetler, bir miktar su, para ve mendil olmazsa olmazlardandır. Planlarınızı sanki varacağınız yere kadar hiç oturamayacakmışsınız gibi yapmanız zor durumlarla karşılaştığınızda işinize yarayacaktır.
  • Ayakta giden yolcu kibar olmamalıdır. Zira otobüs insan hayvanının içgüdülerinin konuştuğu bir ortamdır. Hızlı davranan kazanır.
  • Ayakta giden yolcu hava durumundan, gündemden ve trafik durumundan haberdar olmalıdır. Biri eksik kalırsa ayakta giden yolcu daha uzun süre ayakta kalır. Hava kötüyse, kar varsa rota ona göre çizilmelidir. Bir yerde eylem varsa, yemin töreni varsa (bkz. zırhlı birlikler) ayakta kalan yolcu daha uzun süre ayakta kalabilir.