Ay’daki ilk ayak izinin resmini koyacaktım ama 2.8.1′e geçtikten sonra sorunlar yaşıyorum. Şu sıralar resim yükleyemiyorum. Kusura bakmayın Sorunu hallettim. Artık gerekli resmi koyabilirim. Hatta koydum. Buraya yazı yazmıyorum ama hayat akıp gidiyor. İstanbul sıcak. Supernatural bile zar zor izliyorum. Karşıma vantilatör alıyorum güzdüzleri. USB vantilatör almak lazım bir tane. Çok faydalı olabilir. Neyse açıkçası yazı yazmamamı size açıklamak zorunda hissetmiyorum. Okurunu azarlama kapasitesi olan bir bloggerım.
Gelelim zurnanın ses çıkardığı yere:
- Yavuz Çetin’i sevmişimdir. Fakat İstanbul yollarında dinlemek ayrı bir zevkli. Deneyin. 202 gibi uzun rotalı bir otobüste güzel gidiyor. Köprüden geçmeyi seviyorum.
- Hala İstanbul’dayım. 2 yazı yazdım İstanbul ile ilgili. Link vermeyecek kadar tembel bir adamım. Bu şehri sevmeye başladım ama. Gelecekte burada yaşadığımı görebiliyorum.
- Bloggerlara veya insanlara verecek öğüdüm yok bu aralar. Araştırma yapılması gereken yazılar da yazamayacağım kadar sıcak bir iklimdeyim. O yüzden bu aralar blogu daha kişiselleştiriyorum. Başlık da oradan geliyor. Filmin adının filmde geçtiği dandik sahne gibi…
- Saat 12′yi geçmiş. O zaman dün diyebilirim. Dün İBYD toplantısına gittim. Google Maps çizimi çok yardımcı oldu. Daha önce Ankara’da yaşayıp Karanfil’deki Dost Kitabevini bilmeyen birine çizmiştim. Kadıköy’e gittim. Kadıköy’den Beşiktaş vapuruna bindim. Gittiğimiz kafe iskeleye oldukça yakınmış. Karışık bir yerdeymiş gibi anlattılar bana. Elimle koymuş gibi buldum.
- İlk gelen ben olmasam da ikinci gelen bendim! Tanıdığım gelenler oldu. Gideyim konuşayım diye düşündüm ama nedense tek başıma oturdum. Özge gelince (sonunda tanıştık! Her ne kadar müzik konuşamasak da, ilk adımı attık diyebilirim) ben de bloggerlara karıştım.
- Ben daha çok sosyal medya, blog konuları konuşulur diye tahmin ediyordum. Derneğin çerçevesiyle ilgili çok fazla konuşuldu. Açıkçası biraz sıkıcıydı. Dernek için önerilerimi belirtmedim ama ufak bir kağıda not ettim. Belki buraya yazarım belki sadece dernek yöneticilerine gönderirim. Şimdilik bir şey diyemeyeceğim.
- Sunipeyk! Fikirlerini oldukça beğendim. Bıyıklara değinmiyorum bile! Bir gün birebir sohbet etmek isterim.
- İlk bulduğum aralıkta çıktım. Kimseyle vedalaşmadım. Kusura bakmasınlar. Tekrar dönüp sohbeti de bölmek istemedim.
- Kuzenimin ufak bir konseri vardı. Kadıköy Anadolu re-union gibi. Pulp’taymış. Adresi bilmiyordum. Google sağolsun kolayca buldum (benim yön bulma duyularım da gelişmiş olabilir – Tuna buna katılmayacaktır. Moda sahili mevzuusu başka ama).
- Klasik parçalar iyi vakit geçirmemi sağladı. Eğlendim. Otobüse bindim eve döndüm.
- Yolda farkettim ki İstanbul yaşayan bir şehir. Gerçekten de ülkenin ekonomisi bu şehirde dönüyor.
- Çok geç olmadı ama ben yorgunum. Uyumaya gidiyorum şimdi. İyi geceler okuyucu.
- Sana okuyucu dememde bir sakınca yoktur umarım. Beğensen de beğenmesen de öyle sesleneceğim çünkü. Samimi olalım biraz. Ben burda özelime girmişim o kadar
Çok yakın zamanda Otostopçunun Rock&Roll Rehberi buralarda olacak. Kaybolmayın! Panik yapmayın!
Dün hayatımda bir ilk oldu. Tanımadığım, internetten bildiğim biriyle tanıştım. Benim için ilginç bir deneyim oldu diyebilirim. Bu başlangıcın çığ gibi büyüyüp kontrolden çıkacağına ve sonradan bazı kötü şeylere yol açacağını da şimdiden hissediyorum. Fakat pek çok kazanç için bazı fedakarlıklarda bulunmak çok tuzlu bir ücret gibi gelmiyor. Kendim gibi aktif bir şeyler üreten, teknolojiyi takip eden kısacası kafa insanlarla tanışmak, muhabbet etmek her zaman iyidir (hatta candır, kandır ve cankandır (bu espriyi herkes anlamıyor)).
Daha önce de ilginç konuşmalarımızın olduğu, Eskişehir yolunda tanışmamız gerekn fakat teknik aksaklıklar yüzünden tanışamadığım
20 gündür Bursa’daydım. Artık dönme zamanı gelmişti. Pek dışarı da çıkmadım orada zaten. Gözlem falan yapamadım ama daha önceki bildiklerimden de yola çıkarak Bursa’nın tutucu bir şehir olduğunu rahatça söyleyebilirim. Yeni nesilde bu akım sürmeyecek gibi görünse de hiç belli olmaz. Başarılı mahalle baskısıyla harikalar (!) yaratılabilir. Modernleşse de tüketim çılgınlığına katılsa da gençlerde sert değişimler olabilir. Fakat çok fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Artık aktivist tavırlar pek sergilenmiyor. Herkes sevgili peşine takılmış, dünyayı takan yok. O yüzden bu gençlerin pek bir taraflara çekileceklerini sanmıyorum. Sadece vasıfsız iş gücü olarak hayatlarına devam edecekler. Gördüğüm kadarıyla pek çoğu da eğitim hayatlarında istedikleri başarıyı elde edemiyor. Çalışmayıp gezerseniz olmaz tabii ki kuzum! Neyse ben asıl konuma döneyim. Bursa ile ilgili uzun bir yazı yazmaktan böylece kurtulmuş oldum.
Ülke içi yolculuklarda kara yolunu tercih ediyorum. Kendi otomobilimiz yok. Bu yüzden otobüs firmalarına bağımlı durumdayım. Her ne kadar tren de başarılı bir alternatif olsa da sadece İstanbul’a giderken yardımcı oluyor. Yazları tatil dışında akrabaları ziyaret ettiğim düşünülürse gidebileceğim şehirler Bursa, İstanbul ve Ankara ile sınırlı. Zaten Kastamonu’dan Ankara’ya giderken karayolundan başka alternatifiniz yok. Neyse ki artık Kastamonu’da yaşamıyorum. Ankara’dan pek çok yere bir kaç alternatif var. Daha ülke içindeki yolculuklarımda uçak kullanmıyorum ama uygun durumlar olduğunda kaçırmamak gerekir. Takip etmek lazım. Bunun dışında İstanbul’a trenle gitmek oldukça iyi bir alternatif. Hem benim gideceğim yer tren istasyonuna yakın hem de hızlı trenle birlikte beş buçuk saate kadar inmiş. Tamamen hızlı trene geçildiğinde çok daha hızlı olacaktır. Umarım o günleri de görürüm. Hızlı Tren’e Eskişehir’e gitmek için binecektim fakat o gitme işi iptal olunca binemedim. Bir ara belki sıft Hızlı Tren’e binmiş olmak için Eskişehir’e gidebilirim. Ev hanımları hızlı trene binip Eskişehir’de börek yiyip geri dönüyorlarmış. Modern Sabahlar’da dedikleri gibi bir ev hanımı kadar olamadık!
Türkiye’nin en gelişmiş ulaşım yolu karayolları. Birçok yere en kolay karayoluyla ulaşılabiliyor. Hatta birçok yere sadece karayoluyla ulaşılabiliyor. Bu yüzden ülkemizde birçok otobüs firması, birçok rota ve pek çok da yol var. Ben aktif olarak 90′lardan beri otobüs ile yolculuk yaptığımdan dolayı hem sektörün gelişmesini hem de teknolojinin gelişmesini gördüm. Otobüsler konfor açısından oldukça değişti. Eskiden çift katlı otobüsler oldukça yaygındı. Biz 4′lü kısmı alırdık, ben de iki kişilik yerde uzanarak uyurdum. Geri geri gitmeyi o zaman da severdim. Televizyon yoktu o zamanlar otobüslerde. Host/Hostes kavramı da yeni yeni ortaya çıkıyordu. Bu anlattıklarım 90ların ortaları. Sular bugün olduğu gibi 1.5 litrelik şişelerden pet bardaklara konulmaz, hazır sulu 250 ml.’lik pet bardaklarda verilirdi. Bu bardaklar bana da pek çok kişiye de nedense daha samimi gelir. Belki de daha masraflı olduğu içindir. Bugünlere göre daha zor yıllardı onlar.