Blog Action Day 2009 – İklim Değişikliği

Bu yaz İnternet Blog Yazarları Derneği İstanbul toplantısında bloggerlar olarak güncel ve herkesi ilgilendiren olaylara yönelik tartışmalar olmuştu (fikirlerimi burada belirtmiştim). O zamanlar Türk blogosferinde herkesin aynı konuda yazı yazmasının pek iyi olmayacağını söylemiştim, aslında şimdi de öyle düşünüyorum ama konuya bağlı olarak bu görüşüm değişebilir. Ayrıca o toplantıdaki konuşmalardan sanki böyle yazıların hafta bir gibi sıklıklarla yazılacağını düşünmüştüm. Bu sıklıkla benzer konularda yazı yazılmasının pratik bir faydasını göremiyorum hala.

blog action day Blog Action Day 2009   İklim DeğişikliğiBlog Action Day ise aynı düşüncenin ürünü fakat uygulama oldukça farklı. Senede bir kere binlerce bloggerı organize ederek neredeyse tüm internet kullanıcılarına seslerini duyurmaya çalışıyorlar. 2007′de başlayan bu hareket siyasi veya bir milleti ilgilendiren olaylar yerine tüm dünyayı ilgilendiren konuları başlık olarak seçiyorlar. 2008 yılında açlık, 2007 yılında çevre konusunda binlerce kişi bir araya gelip milyonların ilgisini çekti. Bu sene ise iklim değişikliğini konu alarak pek çok insanın dikkatini çekmeye hazırlanıyor.15 Ekim günü pek çok blogda iklim değişikliği ile ilgili yazılar göreceksiniz. Basında yansımalarıyla birlikte daha  da çok insana ulaşılacak.

Blog Action Day hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya, katılmak içinse buraya bakabilirsiniz.

Lunapark Macerası (İşkencesi?)

  • 16 Eylül Çarşamba gününde Gençlik Parkı’na gitmeyi planladık. Gittik de. Plandan biraz saparak iki kere gittik ama sonuçta başlangıçtaki gitme kısmını gerçekleştirdik.
  • Ben Lunaparka gitme sözü verdim. Sözümü de tuttum. Ama arkadaşlarımın iddia ettiğine göre her şeye binecekmişim. Şimdi buradan onları ifşa etmek istemiyorum, isim verip falan ama onlar kim olduklarını biliyorlar. Hatta buraya bu konu hakkında yazı yazacağımı, onlara giydireceğimi de icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?)
  • Ankara Gençlik Parkı Lunaparkı yenilenmiş. Biz de bir gidelim görelim dedik. Ben çok fazla atraksiyonlu aletlere binmediğim için, uzun bir süre de lunaparka gitmediğim için konseptten uzak kalmışım. Hatırladığım kadarıyla en son 2007 yılında Tübitak olimpiyatları için Ankara’ya geldiğimizde grupça gitmiştik. O zaman da aletlere binmemiştim.
  • Öğleden sonra 4 gibi gittik. Hafif olsun diye önce ufak bir rollercoastera bindik. Rollercoasterın sert dönüşleri ve alçalış ve yükselişleri dışında pek rahatsız edici bir olayı yoktu. Fakat o yokuş aşağı gidişlerde aletin verdiği yerçekimsizlik hissi pek hoşuma gitmedi. Dananın kuyruğunun koptuğu an sanırım bu aletten indikten sonra oldu. Çünkü bu aletten indikten sonra bu hissi sevmediğimi fark ettim. Herhalde ilk olarak çekiç midir nedir ona binseymişim çekinmezmişim pek.
  • Modern Sabahlarda yeni dönme dolabın şanını duymuştum. Lunapark, Ankara Radyosunun tam karşısı olunca Modern Sabahlar ekibinin görmemesi imkansız. Eski dönme dolaptan en az 2 kat daha büyük olduklarını söylüyorlardı. Ben de tabii merak ettim. Rollercoasterdan sonra daha sakin bir şeye binmek iyiydi. Fakat bu sakin araç benim yükseklik korkusu sahibi olduğumu farkettirdi. İlginç bir şekilde aşağıya bakınca değil de yukarımızda aletin diğer kısımlarına bakınca bir rahatsızlık duygusu uyandı. Bu alet 50 metreydi ve kabin kendi etrafında dönebiliyordu. Biraz manzara gördük ama akıllı birinin dediği gibi Ankara’da manzara olarak görülecek pek bir şey yok.
  • Dönme dolaptan sonra biraz oturduk sonra da Gondola bindik. Gondol da yine yerçekimsizlik hissi veren bir alet. 90 derece dik durarak düşecekmişsiniz gibi hissetmenizi sağlıyor. Bu his otomobilde veya herhangi bir araçta tümsekten geçerken hissettiğiniz aşağılardan gelen o değişik his. Gondolun beni biraz rahatsız ettiğini itiraf etmem gerek icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) . Gerilmiş olabilirim biraz. Gondoldan sonra iyice aletler gözümde büyümeye başladı.
  • İlk turda gittiğimiz beraber arkadaşlar (onlar kendilerini biliyorlar icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) ) çekiç (o aletin adı çekiç olmayabilir ama ben çekiç diyeceğim. karışıklık olması normal o yüzden) denen o kocaman şeye binmeye kalkıştılar. Büyük dönme dolap kadar yüksek olan bir aletti. Yerçekimsizlik hissi ve mide bulantısı değilde daha çok yere çakılma duygusunu iyi işleyen bir alete benziyordu. Tabii ki ben buna binmedim. Yerden mutlu bir şekilde izledim.
  • Arkadaşlar yorulunca tabii dinlenme ihtiyacı hissettiler biraz. Dinlendikten sonra kamikazeye bindik. Çekiçte olduğu gibi iyi korumaları olan bir alet. Ben o kadar rahatsız olmama rağmen buna nasıl bindim hala anlayabilmiş değilim. Alet sıkça 180 derece, arada bir 360 derece dönüyor. Yukarı çıkarken yerçekiminin etkisi katlandığından dolayı yanaklarda bir baskı hissediyorsunuz. Tam tepedeyken ise omuzlarınız acıyor çünkü destek olarak sadece güvenlikler var. Ankara’yı tersten az da olsa görebiliyorsunuz. Bir miktar mide bulandırıcı bile olabilir ama bu alet benim canımı yaktı sadece, onun dışında pek bir olayı yoktu. Yaklaşık 8-10 tur attı.
  • Kamikaze canımızı yakınca ve bir arkadaş (o da kendini biliyor icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) burayı okuyorsan ne mutlu bana icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) ) eve gideceğinden Kızılay’a döndük ve diğer arkadaşlarla buluştuk. Son zamanlarda yaptığımız üzere Trivial Pursuit oynadıktan sonra biri yüzünden (o ve diğerleri onu biliyor icon biggrin Lunapark Macerası (İşkencesi?) ) tekrar lunaparka döndük. Sadece gondola binme adı altında tabii.
  • Tabii ilk defa binmediğim için ilk sefere göre oldukça rahat bir şekilde atlattım hatta rahatsız olanları da izleyip güldüm. Fakat ben bu alete zorla bindirildim! Hem de kendi öz arkadaşım yüzünden! Sorarım size bu işkence değildir de nedir? En azından ayıptır yahu. Cepa’daki daha büyük gondola binmediğim sürece herhangi bir sorun olacağını zannetmiyorum.
  • Gençlik Parkı güzel olmuş. Hala gelen kitlenin damıtılması gerek belki ama yine de eski halinden çok daha iyi bir yerlere gelmiş. Tabii bu sürecin çok uzun olacağını zannetmiyorum.

Onur Baykal'ın Bürokrasiyle İmtihanı (Bürokrasinin Çarkları Altında Ezilmek)

Uzun bir süredir kişisel içerikli yazı yazmadığımın farkındayım. Daha önce yazacak bir şey olmaması etken iken şimdilerde ise boş zaman bulamamam en önemli etken. Neyse ben özetimsi yazıma geçeyim. Yazı içinde yazı olsun bu.

  • Öncelikle başlıktaki olaydan bahsetmek istiyorum. Bu Pazartesi hazır dersim yokken ehliyetimi almaya gideyim dedim. Bu senenin başlarında sınavlardan geçmiştim zaten. Sadece uygun bir zaman bekliyordum diyebilirim. Sürücü kursuna Sincan’da gittim. Normalde tüm arkadaşlarım ehliyetlerini Ankara Emniyet Genel Müdürlüğünden aldılar. Ben ise Sincan İlçe Emniyet Müdürlüğüne gittim. Sürücü kursu oraya gitmemi söyledi çünkü. Kurstan aldığım dosya ile yola çıktım. Öncelikle 1.5 liraya dosya aldım. Daha sonra 223 lira harç yatırdım. Daha sonra emniyete gittim. Dosyayı aldığımda verdikleri belgeyi doldurdum ve parmak izi verdim. Suç hayatım başlamadan bitti. Parmak izi vermek eğlenceli olsa da bir miktar fişlenmiş hissettim kendimi. Kursa kaydolurken aldığım sağlık raporunda sorun çıktı. “B tipi ehliyet alabilir” benzeri bir cümle bulunmadığı için sağlık raporunu kabul etmediler. Özel hastaneden aldığım bu raporu imzalayan doktora iyi küfürler ettim. Doktorlara saygımı daha da azalttı bu adam. Sincan 7 Numaralı Sağlık Ocağına gidip oradan tekrar bir rapor çıkarttırdım. Sağolsunlar orada biraz daha yardımcı oldular. Daha sonra emniyete döndüm. Dosyalarımı tamamlamamın gururuyla ehliyetimi beklerken beni ehliyet kağıdı almaya gönderdiler. 60 lirada o ufak kağıt parçasına bayıldım. Sonra ehliyeti de verdim. Ertesi gün gidip almamı istediler. Herhalde ben yakın bir zamanda gidip ehliyetimi alırım. Oldukça sancılı bir deneyim oldu. Ülkemizde bürokrasinin işleyişine birebir tanık oldum. Binaların çoğu yakındı ama tek bir yerden halletmek çok daha kolay olabilirdi. Bu işlemin daha kolaylaşacağını zannetmiyorum.
  • Okulum başladı. İki haftadır Ankara’dayım ders görüyorum. İlginç bir durum pek yok. Zorunlu ikinci yabancı dil olarak İspanyolca görüyorum. Üstten de “Girişimcilik ve Liderlik” dersi almaya başladım. Ders kayıt dönemi yine her zaman olduğu gibi sancılı geçti. Neyse ki kazasız belasız atlattım. Derslerime devam ediyorum ve yapmam gereken ödevler, çalışmam gereken dersler var. Bense yazı yazıyorum.
  • Bilgisayarcının Yeri’nden sonra The Next Web Türkiye’de de yazarlığa başladım. Kendim bir teknoloji blogu açmak yerine var olan bir blogda yazarlık yapmak daha kolay geldi. Her ne kadar yetki olarak daha düşük olsa da yazı yazmaya odaklanmak daha kolay oluyor. Tabii benim çok fazla zamanım olmadığı için çok fazla yazı yazamıyorum.
  • Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi’ni bir süredir yazmıyorum. Yazmaya başlamıştım ama öncelikle Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni bitirmeye kadar verdim. O yüzden bir süreliğine onu yazmıyorum. Arda ile oturup logoyu da ayarlayamadık hala. Ramazan’dan sonra demiştim ama biraz daha gecikebilir.
  • Trivial Pursiut güzel bir oyunmuş. Zaten oldum olası böyle bilgi yarışması tarzında olan şeyleri severim. Üç gün arka arkaya oynayınca daha da bir pekişti. Zaten bu hafta sonu sokaklardaydım hep. Maillerimi bile kontrol edemediğim zamanlar oldu. Sosyalleşmenin böyle etkileri olduğunu fark ettim. Olsun eğlenceli günlerdi. Zaman zaman böyle şeyler yapmak lazım.
  • Senelerin ev sinemacısı ben sinemaya gittim. Hem de bir haftada iki kere. Benden beklenmedik bir performans. Zaten dizi de izleyemiyorum. Supernatural’ın yeni sezonu başladı ben ancak 3-4 gün sonra izleyebildim. Gerçekten daha çok zamana ihtiyacım var.
  • Ankara’yı özlemişim ama. Ocak’ta da staja gideceğim için okul çok fazla sıkıcı gelmiyor. Şimdilik eğlenceli ama dersler giderek zorlaşacağını gösteriyor.
  • Likemind’ı da kaçırdım iyi mi! Java tekrarı yaptığımız bir derse girebilmek için Likemind’a gitmedim. Tabii Likemind’a gitmeyerek yeni insanlarla tanıştım. Kazandıklarım kaybettiklerimi geçiyor olabilir bu yüzden.
  • Hayatımdaki gelişmelerden haber vermeye devam edeceğim. Tabii zamanım oldukça.

Basında Ben

tara0001 231x300 Basında BenYavaş yavaş ünlü biri olmaya başladım sanırım. Friendfeed’de tanınan bazı insanları tanıyorum (bunu ün olarak saymamak lazım aslında. hem arkadaşlık çok iyi bir şey), farkında olmadan reklamda oynamıştım, radyo bağlantım vardı (radyoya bağlanmak sıradan bir şey olsa da birazcık farklı bir sonu oldu bunun). Aslında şimdi bakınca o kadarda ünlü olmasam da pek çok insandan sıralama olarak öndeyim. Televizyona çıkacağım günler de gelecek.  Öyle ünlü olmak gibi bir derdim yok. Tek isteğim insanların söylediklerimi biraz olsun ciddiye alması. Boş konuştuğum zamanlar oluyor ama o boş konuşmanın altında bile bir fikir oluyor.

PCNet’in Temmuz sayısında blogum tanıtılmış. Cem haber verdi. Ayın son günleri olduğundan dergiyi toplamaya başlamışlar. Yay-sat bayiinden satın aldım. Blogumun PCNet’te tanıtılması ise sürpriz değil. Çünkü tanıtılması için bir mail atmıştım. Bloglarınızı yazın tanıtalım gibi bir şeyler diyorlardı. Yandaki resme tıklarsanız daha büyük halini görebilirsiniz. Blog o tarihten bu yana daha çok kişisel bir hal aldı. Fakat zamanında yazdığım, gözden kaçan güzel yazılar da var. Bu yazıları tekrar bir yazıyla tekrar ortalığa çıkartmak iyi olabilir. Halen blog olarak istediğim noktaya gelememiş olsam da en azından bir çizgi oluşturmaya başladım. Kendimi tatmin ediyorum, o yetiyor.

Filmsiz Günler

  • Neredeyse 10 gündür Kastamonu’dayım. Fırsat buldukça lise arkadaşlarımla buluşuyorum. Onlarla buluşmadığım günlerde evde bilgisayar başındayım. Çok yakın bir zamana kadar her gün 3 veya 4 film izleyip yorumluyordum.
  • Artık film izlemiyorum çünkü internetten Pokémon izlemeye başladım. Eskiden bir takıntım vardı zaten. Tatile gitmeden önce de yeni Pokémon oyunlarını oynayayım demiştim. Böylece o şeytanı diriltmiş oldum.
  • Tabii boş bulduğum vakitlerde film yerine Pokémon izlediğim için bir süredir film yazısı da yazmadım.
  • Bu film yazmadığım (sanırım 5 gün) zaman boyunca toplamda 3 film izledim. Belki onları yazarım bu akşam, belki de bir film daha izler öyle yazı yazarım.
  • Dün ve bir önceki gün mangala gittik. Keyifliydi. Çok fazla detay vermeye gerek yok.
  • Tercih döneminin bitmesi yaklaştıkça insanlar da telaş halinde. Bunu gördüm.
  • Netbook mu alsam yoksa Android’li bir telefon mu alsam karar veremiyorum. Sanırım bir pros-cons çizelgesi yapacağım bu gidişle. Tavsiyelerinizi bekliyorum.
  • Androidli telefon olarak Samsung i7500′ü düşündüm. Python da öğrenir 2-3 şey kodlarım dedim. iPhone 3G S de alınabilir ancak onda geliştirme yapamayacağımı bildiğim için (Mac OS istiyor) vazgeçtim.
  • Netbook olarak da Asus’un 1000HE’yi düşünüyorum. Uzun pil ömrü, daha şık klayve seti ve multi-touch (touchpadde). Karar veremiyorum. Netbook daha çekici sanırım.
  • Nokia E63 gibi olan Nokia telefonlarını da beğeniyorum. Hoşuma gidiyor.
  • Netbook alsam da kontratlı bir cep telefonu alacağım herhalde.
  • PCNet’in Temmuz sayısında çıktığımı duydum. Dergiyi bulamadım ama. Bugün Yay-sat’a bakacağım. Bulursam tarayıp oraya buraya koyarım.
  • Dergi yazarı olarak iş arıyorum. Oyun, bilgisayar, sinema dergilerine çok güzel yazılar yazabilirim. (bkz. cv)