Puan: 




Daha önce Ejderha Dövmeli Kız filmini izlemiştik. Ancak David Fincher İsveç yapımı olan filmlerin bir de Amerikan versiyonunu çekmeye karar vermiş. Başta oldukça saçma geldiyse de filmi izledikten sonra bu görüşüm değişti.
Her ne kadar aynı kitaptan uyarlanmış da olsalar, iki film arasında ufak farklılıklar bulunmakta. Amerikan versiyonunda karakterler İngilizce konuşsa da gazetelerin ve yazıların İsveççe olması detayı güzel olmuş. Fakat yine de o İsveççe’nin soğuk havası filmin atmosferine daha iyi giderdi.
Amerikan versiyonunda orijinal filmin sert anlatımından vazgeçilmemiş. İlk filmde konuşulan sahneler bu filmde de kendinden bahsettirecek seviyede çekilmiş. Mekanlar İsveç filmiyle neredeyse aynı. Hatta bu filmin kamera arkası kadrosunda o filmden isimler de var.
Sonuç olarak orijinal filmi izlediyseniz bu filmi izleyebilirsiniz. Ben izlerken aynı filmi tekrar izliyormuşum hissine kapılmadım. İlk defa izleyecekler ise bence İsveç filmlerinden başlarsa daha fazla zevk alabilir.
Aynı kadroyla üçlemenin diğer iki filmi de çekilecekmiş. Bu filmleri David Fincher yönetmeyebilirmiş.
Yazının devamında fragmanı bulabilirsiniz. Continue reading

Bazı filmler oscar almak için çekilirler. Bazı filmler ise sadece işledikleri konulardan bile oscar alabilirler. Tabii burada oscar kastettiğim en iyi film oscarı. The King’s Speech de ikinci kategoriye rahatlıkla dahil edilebilir. Bugün pek çok insan topluluk önünde konuşmada zorluk çekerken, bir ülkenin kralının milyonlara hitab etmesi ve kekeme olması bu durumu olduğundan çok daha büyütüyor. 20. yüzyılın başında halkın yönetime daha bağlı olması ve yaşanan savaş durumları, halkın yönetimi anlaması durumunu sıkça gerektirmiş.
İtalya’da geçen filmlerden bahsedilirken bu filmi duydum. Bu kadar ünlü oyuncunun olduğu bir filmi izlememek ayıp olurdu. Oldukça ilginç senaryolu bir film. Daha fazla bilgi için yazının devamındaki fragmana bakın. Bu filmde iyi oyunculuğun ne olduğunu açık seçik görebiliyorsunuz. Filmde dönem uygunluğu da oldukça iyi işlenmiş. Çok akıcı bir film olduğu söylenemez, herkesin de ilgisini çekeceğini düşünmüyorum bu yüzden fragmanı izleyip ona göre karar verin.
Cold Souls’u İstanbul Film Festivali’nde duymuştum. Paul Giamatti’yi zaten biliyoruz. Filmin konusu oldukça ilginç. Bu konuda sizi yazının devamındaki fragman aydınlatabilir. Film nedense pek akıcı değil. Başlangıç kısmı güzel. Fakat daha sonrası boş. Gelişme ve sonuç oturtulmamış. Bağımsız bir film olduğu için mi böyle bilmiyorum ama kesinlikle müthiş bir fikir bu şekilde harcanmış. Paul Giamatti gerçekten üstün bir oyunculuk sergilemiş ama sadece oyunculukla filmlerin izlenebilir hale gelmediğini zaten biliyoruz. Kısacası fragmanı beğenirseniz bu filmi izleyin derim aksi takdir de pek de akıcı olmayan bir filme hazırlıklı olun.
Yine bir kitap filmiyle karşı karşıyayız. Genelde kitap filmleri kötü olur. Bu filmin kitabı nasıl bilemiyorum ama filmi dünyanın en sıkıcı filmleri arasında olabilir. Başı sonu belli olmayan 2 saatlik bir film. Bilemiyorum belki ben fazla yüzeysel yaklaşıyorumdur. Sonuçta filme aynı isimli kitabı okuyup hayatının değiştiğini söyleyen insanlar da var. Hoş ben hiçbir zaman kişisel gelişime de inanmadım. Mistisizm de oldukça saçma geliyor. Filmde bana saçma gelen neredeyse herşey var. Hatta konu bunlar üzerine kurulu bile denilebilir. Bu kadar eleştirdiğime bakmayın sinemasal olarak güzel bir film. Yabancı mekanlarda güzel açılar kullanılmış. Bunun bir de ikinci filmi olacak. Bunu izleyerek ondan uzak durmam gerektiğini anlamış oldum. Filmde bir kırılma noktası olsaydı belki hoşuma giderdi ama dediğim gibi çok düz bir film.