Hem filmi izlemek için hem de yazıyı yazmak için geç kaldığımın farkındayım. Filmi vizyona girdikten iki hafta sonra seyrettim. Yazıyı da filmi izledikten 3 gün sonra yazıyorum. Biraz daha uzun yazarak bu gecikmeler için kendimi affetmeye çalışacağım. Klasik olan yorum şeklimle yazacak olursam bu filmi kesinlikle gidin izleyin, mutlaka 3D olsun. Yazının buradan sonrasını filmi izlemeyenlerin okumasını istemiyorum. Şifre koyabilirim ama o kadar uğraşmaya gerek yok. Akıllı insanlarsınız laftan anlıyor gibi duruyorsunuz, filmi izlemediyseniz yazının buradan sonrasını okumayın. Zira film zevkinizi baltalayacak içeriği olan bir yazı olacak. Tekrarlıyorum, izlemeyenler gitsin izlesin.
James Cameron zaten kendini kanıtlamış bir yönetmen. Filmografisine ucundan bakmak bile yeterli. 3D film çekmeye T2 3-D: Battle Across Time 12 dakikalık bir kısa filmle başlamış. Bu film 1996’nın teknolojisi ile 3D çekilip 60 milyon$’lık bir bütçe ile hazırlanmış. Evet sadece 12 dakika. Bugün bizim 3D filmden anladığımız şey film boyunca bir sahnede yüzümüze doğru bir şey gelmesi. James Cameron, Avatar ile bize gerçek 3D’yi gösterdi. Belki de bu filmin bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Sinema tarihini değişterecek dendi, evet değiştirecek. Bu filmin tamamen 3D çekilebilmesi için kullanılan teknoloji sinemayı değiştirecek, daha iyi 3D filmler göreceğiz. Filmin içine girmek sıradanlaşacak, Avatar’dan daha iyi örnekleri de olacak. Sadece hayatta kalıp beklemek gerek.
Avatar’a senaryosu yaratıcı değil diyerek bok atmak haksızlık olur. Tamam ben de kabul ediyorum aşırı yenilikçi bir hikayesi yok ama izlenebilirliği, film ile senaryonun uyumunu ancak böyle bir öyküyle sağlayabilirlerdi. Bu en iyi grafikli video oyunlarının FPS’ler olması gibi bir şey, sonuçta FPS’lerin de senaryoları pek iyi değildir (haşa Call of Duty Modern Warfare 2 var) ama en iyi görüntü kalitesi onlardadır.
Filmi senaryo açısından beğenmeyenler belki de bilim kurgu sevmeyenlerdir. Bu açıdan belki biraz haklı olabilirler ama bu filmi kötü yapan bir etken değil zira film ekibi de dahil olmak üzere hiç kimse (vardır belki 1-2 eleştirmen) senaryonun inanılmaz olacağını söylemedi. Hatta acı ama gerçek, burada gösterildiği gibi Pocohontas ile neredeyse tamamen de aynı. Bu konuda daha fazla konuşmanın pek bir anlamı yok. Filmin alt yapısını biraz tarttıktan sonra benim film ile ilgili daha kişisel görüşlerime gelebiliriz.
Filmin başından itibaren Pandora’nın nefes alan dokusunun içine giriyoruz. Boşuna 3D demiyorum. Ben XpanD 3D ile izledim, Real D 3D ile de izlemeyi planlıyorum. Fakat okuduğum kadarıyla film en iyi şekilde IMAX ile izleniyor. Tabii AFM’nin IMAX salonları kaliteli değil, onlar yerine diğer seçenekleri tercih etmek daha iyi olabilir.
Tekrar filme dönecek olursam, 2154’e alışmak hiç zor olmadı. Hatta teknolojinin biraz beklentimin gerisinde kaldığını bile söyleyebilirim. Sen başka gezegenlere git hala aynı kurşunu kullan. Olacak iş değil! Böyle dediğime bakmayın, 2154 sırıtmıyor. Bir süre sonra alışıyorsunuz. Zaten Pandora’nın da yaşayan bir yer olması sizi iyice ortama alıştırıyor. Ormanın dokusu, canlıların detayları oldukça gerçekçi. Ben açıkça bu filmin bugüne kadar izlediğim en iyi efektlere sahip olduğunu söyleyebilirim.
Avatar olayı Surrogates’e çok benziyor. Uzaktan yönetilen beden. Tabii burada bedenin Na’vi olması amacı ve sonucu farklı kılıyor. İlginç bir şekilde Na’vi fizyolojisi çok normal geliyor, belki de insanlara çok benzedikleri içindir. Na’vilerin kendi hayat biçimlerinin olması çok normal. Aç gözlü insanoğlu karşısında çaresiz kalmaları da. Bu açıdan film Vietnam savaşına oldukça benziyor. Hatta üstte sağdaki resim Vietnam’ı oldukça andırıyor. Gerçekten böyle bir amaç güdülmüş mü bilmiyorum ama bir benzerlik olduğu açık.
Bu filmi tekrar izlemek için de sabırsızlanıyorum. Bu hafta sonu sinemada izleyip daha sonra da DVD’sini alıp sabahlara kadar ayakta kalmaya değecek bir film. Yukarıda lafımı dinlemeyip buralara kadar okuyup filmi izlememiş olanlar Toruk yemi olsunlar.
Şimdi ben bu filmi yorumladıktan sonra eminim klasiklere bok atarak göze çarpmaya çalıştığımı düşünenler olacaktır. Baştan söyleyeyim yok öyle bir şey. Daha önce de çok sevilen filmlere bok attım, bu sadece benim filmi beğenmememden (belki de anlayamamamdan) kaynaklanıyor; sonuçta bu benim görüşüm. Benim belirli bir film ayırma yöntemim yok, çok lafı geçen filmleri izliyorum. Natural Born Killers da öyle. Bir yerde bahsedildi, merak ettim, kadroyu beğendim, bir süre sonra da izledim. Senaryosunu Tarantino yazmış, Oliver Stone yönetmiş. Tarantino’nun tarzı beni pek açmıyor ama içten içe de seviyorum filmlerini. Stone’un çok az filmini izledim ama ben hala insanlar beğenmese de The Doors’u severim. Bu film için ise olmamış diyorum açık ve net. Filmin uyuşturucudan etkilendiği çok bariz. Pek çok psychedelic (psikedelik kelimesini yerleştirmeye çalışıyorum) sahne var. Bana pek anlam ifade etmiyor böyle sahneler hatta antipatik bile geliyor. Filmde aşırı şiddet ögeleri var, seyirciye çok yoğun olarak gösterilmiyor ama filmin içine işlemiş, hatta film bariz bir şekilde bunun üzerine kurulu. Bu tür filmleri Tarantino daha iyi çekiyor, ki kendi de öyle düşündüğü için kendisi yönetseymiş daha iyi olurmuş da demiş. Filmdeki aşkı da pek anlayabilmiş değilim, tabii ki bu da oldukça doğal. Kısacası ben pek eğlenmedim. Filmin tek beğendiğim kısmı yandaki resimde de görülen giriş sahnesi.
Avatar vizyona girdikten sonra iki hafta boyunca gidip izlemiyorum ama bu film vizyona girdikten sonra hemen izliyorum. Ayıp yahu. Ama şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekirse Cem Yılmaz’ın işlerini genel olarak beğeniyorum. Fakat bu filmin eksikleri var. Fragmanda film ilginç gelmişti ama film beklentilerimin altında kaldı. Genel olarak espri seviyesi ve kalitesi sabit değil. Sanırım bu bilerek yapılmış hem Recep İvedik seyircisine yönelik hem de daha ele gelir seyircileri mutlu etmeye çalışmış ama beni tatmin etmediğini düşünürsem diğer kitleyi de tatmin etmediğini düşünebiliriz. Senaryo yaratıcı ama tamamlanmamış gibi. Cem Yılmaz filmlerinin klasik kadrosu sabit, açıkçası bundan pek de şikayet etmiyorum. Demet Evgar’ı severim zaten. Filmdeki İngilizce espriler, göndermeler oldukça iyiydi. Gora göndermesi nedense bana Stephen King’in her kitabının birbirine bağlı olmasını anımsattı. Kısacası izlemek için acele edilmesine gerek olmayan bir film. Film arasına yapılan göndermeler de hoşuma gitti ama sinema salonunun kamera arkalarını kesmesi hiç hoş olmadı. Acele etmeyin 2-3 ay sonra DVD’si çıkar o zaman izlersiniz.