Bu yazı fikri yeni başlayan dizi V’yi izlerken oluştu. Başlangıçta V’den biraz bahsedip uzaylı konusuna döneceğim.
V, yeni bir dizi. ABC’de yayınlanıyor. Dizinin konusu şöyle:
Dünyanın büyük şehirlerinde uzay gemileri görülür, askeri tepkiler başarısız olur. Uzaylılar barışçıl amaçlar güttüklerini söyleyerek insanlarla temasa geçerler. Zaman içerisinde uzaylılara (ki dizide uzaylılara Visitors (ziyaretçiler) adı veriliyor ve bir ırk adı olarak da kullanılıyor) çeşitli haklar tanılıyor. Ülkelerde elçilikler, serbest gezinme hakkı gibi haklar. Tabii uzaylılar barışçıl amaçlarla geldiklerini söyleseler de dizideki asıl amaçları insan ırkını yok etmek olduğu hızlıca ortaya çıkıyor. Hatta uzaylılar başka bir gezegen de gelme değiller, aslında yıllardır dünyada bulunan varlıklar. İnsanların arasına sızmış şekilde yaşayan uzaylılar da var. Dizi bu konu etrafında dönecek. İlk iki bölümde konu tamamen açıklanıp karakterlerin başından geçenlere, dünyanın kaderine odaklanacaklar. Bu bilim kurguya yönelim hoşuma gidiyor. İzlenebilecek kalitedeki dizi sayısı artıyor. Açıkçası ben V’yi beğendim, en azından bu sezon izlemeye devam edeceğim. Gelecek sezonlarda saçma şeyler olursa devam etme garantisi vermiyorum (bkz. Heroes).
Gelelim iyi uzaylı – kötü uzaylı konusuna (good cop – bad cop gibi oldu). Bugüne kadar bize gösterilen dizilerde, filmlerde ve benzeri diğer şeylerde uzaylılar hiçbir zaman iyi olarak gösterilmedi. Bu iyi kısmını açmak istiyorum. Burada iyiden kastım dünyalılara zarar vermeyen değil, insanlığa katkısı olan varlıklar. E.T.’nin kimseye zararı yoktu ancak kimseye de bir faydası yoktu. Benim uzaylılardan beklediğim insanları teknolojik ve etik açılardan daha ileriye taşıyabilmeleri. V’deki uzaylılar bunu yapıyor gibi gözüküyorlar. Sadece gözüktükleri gibi kalsalar belki de ilk defa iyi olarak gösterilen uzaylılar olacaklardı (belki bir yerde iyi olarak gösterilen uzaylılar vardır ama ben bilmiyorum).
İnsanların doğasında bilinmeyeni kötüleme olabilir. Belki de bu yüzden bilmediğimiz, sadece hayal gücümüzle yarattığımız varlıkları kötü gösteriyoruz. Tabii buna komplo teorisyeni olarak yaklaşmak da mümkün. Şöyle ki zaten uzaylılarla insanlar iletişime geçti ve tehditkar tavırlar sergilediler. İnsanları da bu senaryoya alıştırmak için uzaylıları böyle empoze ediyor olabilirler. Kısmen mantıklı ancak ben bu kadar büyük bir sırrın sır olarak kalacağına inanmıyorum.
Aslında bunu sadece uzaylılar olarak yorumlamak yanlış da olabilir. Örneğin 24′te de Müslümanlar genel olarak kötü gösteriliyor. Hatta pek çok beyinsiz Amerikan’ın gözünde tüm Müslümanlar teröristten farksız. Aynı uzaylı konusunda olduğu gibi bilinmeyeni kötüleme yaklaşımı.
Stan Helsing’i tek bir cümlede anlatabilirim ancak konsept gereği filmi yaklaşık olarak bir paragraf anlatıyorum. Bu yazının yazılmasının bir ay sürmesi de oldukça ilginç bir durum. Bu aralar pek film izlemediğim için bu yazının oluşması bu kadar zaman aldı. Tek cümle ile anlatışım Scary Movie ve American Pie birleşimi diyebilirim. Komedi korku filmi ile gençlik filmi arasında. Van Helsing’le dalga geçen bir komedi filmi. Kalitesi doğal olarak çok yüksek değil. Komedi korku ögelerinden çok gençlik filmi ögeleri daha öne çıkmış. Açıkçası çok izlemeye değer bir film değil. İzlememeniz daha büyük fayda sağlayacaktır. Komik sahneleri yok değil. Ancak bu filmi bulmak için de çok çabalamanıza gerek yok.
Bram Stoker’s Dracula’dan bir arkadaş sayesinde haberdar oldum (Onur sen söyledin sanki?). Açıkçası filmden beklentilerim vardı. Bu beklentilerimin kaynağı Facebook’ta bu filme hayran olanların sayısı, imdb’de gördüğüm oyuncular ve filmdeki karakter isimleriydi. Tabii beklentim biraz yüksek çıktı. Film beklentimin oldukça altında çıktı. 1992 yapımı olmasının da bunda büyük bir etkisi var. Film dönem olarak 1800lerin sonunda geçiyor. Açıkçası beni sıkan bir dönem. Ayrıca oyuncuların kötülüğü, senaryonun fazla alakasız olması gibi nedenlerden dolayı filmden oldukça sıkıldım. 2 saatlik süreyi zor bitirdim diyebilirim. Filmin sonlarına doğru hafif bir Supernatural tadı almadım değil. Fakat bu filmi beğenmemi etkilemedi. Çekildiği dönemden kaynaklı olarak görsel efektlerde de oldukça büyük zayıflıklar var. Filmi bu konuda yargılamak haksızlık olabilir ancak ben kendi dönemime göre düşünüyorum. Sanırım kült haline gelmiş filmlerden biri. Bana sorarsanız izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz. İçinde anlamsızlıklar bulunan filmlerden hoşlanıyorsanız izleyebilirsiniz tabii.
District 9 bugüne kadar izlediğim en gerçekçi uzaylı filmi. Belirli bir zaman dilimi belirtilmemiş ancak film yakın gelecekte geçiyor. Dünyaya gelen uzaylılar için District 9 adı altında bir mülteci kampı açılıyor, bu kampta gemiyle gelen uzaylılar toplanıyor. 20 yıl boyunca uzaylılar bu kampta kalıyor. Uzaylılar normal dünyaya ayak uyduramadıkları için bu bölgede sınırlı tutuluyorlar. Tabii zaman içerisinde uzaylıların teknolojisi ele geçirilmeye çalışılıyor ancak sadece uzaylıların kanını taşıyanların kullanabildiği araçlar olduğu için sadece süs olarak kalıyorlar. District 9 uzay gemisinin asılı durduğu Johannesburg, Güney Afrika’da bulunuyor. Bu kampta yaşayan insanlar da var. Uzaylılarla belirli bir seviyede iletişim kurmayı başarmışlar. Onlar uzaylılara kedi maması veriyor, uzaylılar da onlara silah veriyor. Filmin konusunu böyle uzun uzun anlattıktan sonra filmden de bahsedeyim. Film bir belgesel gibi çekilmiş. Belki bu yüzden izlemesi kolay. Gerçekten de bir uzaylı ırkı dünyaya gelse olabilecek şeyler bu filmdeki gibi olurdu diye düşünüyorum. Bu açıdan filmi çok beğendim. Ayrıca filmdeki özel efektler o kadar iyi kullanılmış ki herhangi bir sırıtma yok. Sanki o uzaylılar gerçekten oradalar. Peter Jackson’da prodüktörlüğünü yapmış. Bence ilginç bir film. Tavsiye ederim.
Şu sıralar bir GDO muhabbetidir gidiyor. İnsanların bilgilenmesi güzel bir şey ancak GDO’ya hayır veya evet diyenlerin %99′u neyi desteklediklerinin farkında bile değiller. Zaten tartışmaların şu sıralar alevlenmesinin nedeni Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının yeni hazırladığı yönetmelik. Anlayacağınız işin sağlıksal tarafından daha büyük bir siyasi boyutu var. Doğal olarak bu fırsattan yararlanmak isteyenler de olacaktır. Ben şahsen GDO’yu destekliyorum. Fakat ben GDO’nun kötü yönlerini göstermeyeceğim demiyorum, tabii ki olayı iki taraftan da ele alacağım. Yazı içerisinde fikir değiştirecek bir cümle kurmamaya çalıştım. Artıları ve eksileri görüp ona göre karar vermeniz daha mantıklı olacaktır.
üzerinde oluyor. Tabii bizim halkımızda yaygın görülen kulaktan dolma bilgilerle ahkam kesme huyu yüzünden tartışmalar çok alakasız yerlere de gidebiliyor.