Film yazılarına bir standart getirmeye başladım sanırım. Film isimleri başlıkta, filmlerin izlediği gün belli. Filmleri izledikten hemen sonra değil de ertesi gün yazıyorum (bkz. dün aslında evvelki gün izlediklerimi yazdım (bugüne göre evvelki gün)). Bu yazıyı da 25 Temmuz günü yazıyorum. Aslında filmleri dün izledim. Anlatma sırası da izleme sırama göre. Filmleri de şu aralar rastgele seçiyorum. Buyrun filmlere geçelim isterseniz.
Fired Up!
Amerikan gençlik filmleriyle ilgili bir yazı yazmayı planladığımdan bahsetmiştim. Yazıyı daha iyi temellere oturtabilmek için taze taze filmler izleyeyim dedim. Örneğin Fired Up, hakkında hiçbir şey bilmediğim bir filmdi. Oyuncularını başka projelerde görmüştüm ama film hakkında bir fikrim yoktu. Ne zaman, nasıl indirdim bilmiyorum. Film gençlik filmi ama çerçevesi daha farklı. Pek çok gençlik filminde erkekler kızları elde etmeye çalışırken bunda zaten başarılı olan erkeklerin “klasik” diyebileceğim bir değişime uğraması hikayesi var. Başta çapkınlar, sonra akıllanıyorlar denebilir. Ponpon kızlarla beraber yarışmaya katılıp, tek eşliliği, takım ruhunu keşfediyorlar diyebiliriz. Kahramanların bariz karakteristik değişiklikler yaşadığı filmlerden nefret ediyorum. Güzel bir film değil. İzlemenize gerek yok.
Van Wilder Freshman Year
Yine Amerikan gençlik filmi. Fakat Fired Up’tan çok daha farklı. Van Wilder bir seri. Seriden daha önce haberdar olmuştum fakat filmleri izlememiştim. 2009 çekimi olan filmlerini ele geçirdim. Seriye başladım. Serinin diğer filmlerini izleyip izlemeyeceğim konusunda bir şey diyemiyorum. Çünkü bu film Fired Up’tan da kötüydü. Tabii yeni şeyler öğrendim (Amerika’da askeri eğitim veren üniversiteler olduğunu mesela). Liseyi bitirdikten sonra aile geleneği haline gelmiş üniversiteye giden Van, üniversitenin baskıcı yönetimine baş kaldırıp üniversiteyi istediği hale getirmeye çalışıyor. Bana böyle sinema köşesi yazarı gibi cümleler kurma fırsatı vermeyin. Gerçekten rahatsız oluyorum!
Push
Push hakkında 1-2 laf duymuştum. İlginç, güzel benzeri sözlerdi sanırım. Push gerçekten ilginç bir film. Heroes’dan alışık olduğumuz özel yetenekleri dünyaya daha iyi sindirmişler. Daha ilginç yetenekler, daha güzel efektler, çok daha iyi bir senaryo, daha iyi oyunculuk ve tam tadında bırakan süre. Evet, film konusu yönüyle Heroes’a çok benziyor ancak senaryo olarak soygun filmlerini aratmayacak bir kalitede. Imdb’den bakmadım ama oyuncularını ünlü yapımlarda görmedim ben. Bazen görüp çıkartamayabiliyorum da. Şu an üşendiğim için bakıp bir şey diyemiyorum. Filme dönecek olursam, ikincisinin de yolda olduğunu tahmin ediyorum. Güzel bir film. Yukarıdaki filmler yerine bunu izleyin daha iyi. Çok adı duyulmasa da aslında kaliteli bir yapım. Tavsiye ederim.
Taslaklarda Amerikan gençlik filmlerinin çıplaklığıyla ilgili yazı yazılmayı beklerken ben de bir Amerikan gençlik filmi seyredeyim dedim. Amerikan gençlik filmi denildiğinde akla gelen 1-2 klişe vardır. Genellikle oğlanlar seks için çeşitli atraksiyonlara girişirler. Sanıyorum bu yüzden gençlik filmi deniliyor. Amerikan Pastası filmlerini serinin mihenk taşı olarak kabul edersek, bu film o kalitenin altında kalıyor. Senaryoyu anlatayım size hafiften. Yandaki iki adam çocukken Playboy ile tanışıyorlar. Elinde hala dergi olan, o günün etkisi altında hayatını değiştiriyor. Diğeri ise umursamıyor. Abisinin başına gelen bir takım olaylar yüzünden cinsel ilişkiden korkuyor denebilir (spoiler vermemek için uğraşıyorum). Soldaki adam mezuniyet balosundan sonra sevgilisiyle birlikte olmaya karar veriyor ancak büyükçene olaylar gelişiyor. Anlatmayayım filmin tadı kaçabilir. Zaman geçirmek için izlenebilir. Yukarıda da belirttiğim gibi çok kaliteli bir gençlik filmi değil. Çok fazla çıplaklık da yok. İşin içinde Playboy Mansion var ama. Resimde sağda duran çocuğu başka komedi filmlerinde de görebiliriz. Bana Jim Carrey’i anımsattı nedense.
Pek çok yerde yavru köpekler gereğinden fazla ilgi çekebiliyor. Sosyal ağ olsun, pet shop olsun. Bu film de aslında bir köpek üzerine (Marley) kurulu. Yeni evlendikten sonra çocuk yapmayı geciktirmek için John (Owen Wilson’ın canlandırdığı karakter) köpek alır. Aldıkları köpek aşırı yaramaz, söz dinlemeyen bir hayvan olur. Evliliklerinde geçirdikleri aşamaları aynı zaman da köpekleriyle birlikte de yaşarlar. Kendimi bir gazeteye sinema köşesi yazıyormuş gibi hissettim. Köpek üzerine kurulu ama aile hayatı da işleniyor. Keyifli, eğlenceli bir film. Mutlaka izlenmeli değil ama izlenirse eğlenceli, duygusal anlar yaşatabilir. Zaten Owen Wilson ve Jennifer Aniston var. İyi, ünlü ve popüler oyuncular. Köpek etkeni de olunca kolayca izlenen bir film ortaya çıkıyor.
Aslında daha önce izleyecektim ama elimdeki kaynağın kalitesizliği yüzünden beklemek zorunda kaldım. İyi ki de beklemişim. Pişman değilim. Terminator filmlerini de bu sene izlemiş biri olarak, seriye uygun buldum. Beğendim. Keşke üçüncü film olmasaydı. Bu film 3. filmi de evrene katarak devam ediyor. Kate Connor, 3. filmde John Connor ile Judgment Day’i bekleyen kişiydi. Film 2018′i konu alıyor. John Connor halen herkes tarafından takip edilmiyor. Bazı kısımlar tarafından peygamber olarak bile görülüyor. Tabii gelecekten gelen Terminatorler sağolsun (annesinin bıraktığı kayıtlar demek daha doğru olur) yeteri kadar bilgisi var. Serinin bu filmi bize yeni robotlar sundu, ilk defa Judgment Day’den sonrasını gördük. John Connor’ın robotlara güvenme sevdası devam ediyor. Gönül isterdi ki Sarah Connor Chronicles’ın da bu filmde etkisi olsaydı. Olsun yine de Terminator adı altında yapılan kötü bir içerik görmedim henüz. O yüzden mutluyum. Bir daha izlebilirim. Siz de izleyin derim. Terminator 5 adı altında çalışmalara başlanmış bile.
İşi biraz geyiğe vuracağım sanırım. Gerçekte küresel ısınmanın nedeni sera etkisi yapan atmosfer gazları deniliyor. Yani ben gerçek nedenin bu olduğuna inanıyorum. Bilimsel konuşamıyorum çünkü küresel ısınma meselesi bir inanç meselesi haline gelmiş. Bush ve yönetimi küresel ısınmanın insan kaynaklı olmadığına inanıyorlardı. Greenpeace gibi kuruluşların bazı üyeleri küresel ısınmadan kurtulmayı bir din gibi görerek inanıyorlar. Sonuçta küresel ısınma başta dediğim gibi bir inanç meselesi haline gelmiş. Dün yazı aklıma gelirken olayın bu açısını düşünmemiştim, fakat şimdi farkettim. Ben yine de dünkü düşüncelerimi de aktarayım.
Şu an ki fizik bilgimle hatırladığım kadarıyla evrende enerji kalbolmuyor. Başka bir türe dönüşüyor. Ben böyle biliyorum. Okulda öğretilen fizikte genellikle sürtünme ihmal edildiği için yapılacak olan işler daha az enerji ile halledilebiliyor. Tabii sürtünme dolayısıyla daha fazla enerji harcıyoruz. Sürtünmeye harcadığımız enerji hatırladığım kadarıyla ses ve ısıya dönüşüyor. Yine benzer şekilde elektrik tellerinin bir direnci olduğu için bütün o kablolar aslında ufak birer resistans görevi görüyor ve ısı yayıyor. Küresel ısınmayı tetikleyen faktör direkt olarak Dünya kaynaklı ısı değil ama elbette bu ısının da faydası vardır.
Harry Potter kitaplarını okuyalı uzun zaman olmuş. En son kitap ben lise sondayken çıkmıştı. Daha önceki kitapları da seneler önce okumuşum yani. Tekrar seriyi okuyup hatırlamak lazım ama kitaplar yok kütüphanemde. Alınacak kitaplar listesindeler. Filmleri sanıyorum geçen yaz izlemiştim. 5. film o dönemde vizyona giriyordu diye hatırlıyorum. Sevmemiştim filmleri. Yönetmenin değişmesi, senaryoların kitaptan farklılıkları, oyuncuların büyümesi, filmin atmosferinin değişmesi… gibi nedenler serinin dikiş tutturamamasına neden olmuş. Ben 3. film sevmiştim. Fakat bu film de fena değildi. Belki de okul ortamını özledim için öyle gelmiştir. Bu film de hoşuma gitti. Her ne kadar kaliteli bir versiyonu seyretmemiş olsam da düşük kaliteye rağmen izledim. Beni memnun bıraktı diyebilirim. Harry Potter filmlerine ilginiz varsa, kitapları okumuşsanız zaten izleyeceksinizdir. Genel olarak macera-fantastik filmleri sevenlerin de izleyebileceği keyifli bir film.
Bu film hakkında çok konuşuldu. İnsanlar hayatımda izlediğim en komik film bile dediler. Gerçeği açıklıyorum, öyle bir film değil. Tamam, komik. İzlemesi eğlenceli ancak gülmekten yerlere yatıracak bir durum da yok. 4 adam bekarlığa veda partisi yapmaya gidiyorlar. İçkilerine ilaç konulunca önceki günü hatırlamıyorlar. Fakat önceki gece de gece ha! Bayağı bir iş çevirmişler. Başlarına iyi bela sarmışlar. Mike Tyson da bir yerde konuk oluyor. Mutlaka izlenmesi gereken bir film değil. İçki içilen bir ortamda gidebileceğini düşünüyorum. Grupla izlemek daha etkili olacaktır. Fakat eş-dost, sevgili ile izlemeyin derim. Seks sahnesi olduğundan değil, sadece kendi cinsiniz ile daha çok eğleneceğinizi düşündüğümden. Ben tek başıma izledim, ekiple izleseydim; izlerken yapılan esprilere filmden daha çok gülebilirmişim. Cidden, grup olarak izleyin.
Transformers’ın ilk filmini de kaliteli versiyonu çıkmadan izlemiştim. Büyük bir olasılıkla bu yüzden ilk filmi tam olarak hatırlamıyorum. İkinci filmi de orta kalitede bir kaynaktan izledim. Kaynağın kalitesi çok şey farkettirdi. Görsel efektlere hayran kaldım. Belki ilk filmde bu kadar değildi veya öyleydi de ben kalitesiz bir sürüm izlediğim için göremedim. Zaten yakın çekim yapılan bir sahnenin özel efektleri için iki ay harcandığı söyleniyor. Sadece bunlar değil, patlamalar da oldukça gerçekçi. Hatta gördüğüm en gerçekçi patlamalar diyebilirim. Senaryosu çok dandik olsa da, görsel bir şov var. Aksiyon oranı pek yüksek değil. Film daha çok koşuşturmayla geçiyor. Fazla popüler olduğundan geniş kitleler tarafından izlenecektir. Oh, Megan Fox hayranlarına buradan selam.
Uzun zaman sonra tekrar bir Türk filmi izledim. Senaryoda ve oyunculukta başarısız olduğumuz için pek rağbet göstermiyorum. Fakat bu sefer bunlardan daha çok ilgimi çeken bir konu işlendiği için oyunculara aldırmadan indirdim. Ünlü oyuncularla dolu bir film. Filmi izleyen herkes izlenmesi gerektiğini söylüyor. Ben de katılıyorum. Babam bana anlatırdı. O dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in sözlerini tam aktarırdı ama olayın diğer tarafıyla ilgili bir şey bilmezdi. Eh, bu film arabayı yapanları anlatıyor. 4 ayda 2 arabanın sıfırdan yapılması muazzam bir iş. Toplamda 4 araba yapılıyor. Bugün ilk yapılan araba duruyor. Yapıldığı yerde sergileniyor. Bakımlı, çalışır halde. Gidip görmek lazım. Film için arabalar da yapmışlar. Güzel olmuş, ülkedeki başka müzelere gönderileceğini tahmin ediyorum. Aslında Devrim’in birden çok modeli var. Filmde sadece tek model gözüküyor. Genel olarak iyi bir film. Dediğim gibi izlenmeli. Ailecek de izlenebilir. Milliyetçilik duygularınız yoğunsa hem gurur duyup hem hüzünlenebileceğiniz bir film. Ayrıca sinemamızın da iyi bir yere doğru gittiğinin işareti.