24 Temmuz: Fired Up, Van Wilder Freshman Year ve Push

Film yazılarına bir standart getirmeye başladım sanırım. Film isimleri başlıkta, filmlerin izlediği gün belli. Filmleri izledikten hemen sonra değil de ertesi gün yazıyorum (bkz. dün aslında evvelki gün izlediklerimi yazdım (bugüne göre evvelki gün)). Bu yazıyı da 25 Temmuz günü yazıyorum. Aslında filmleri dün izledim. Anlatma sırası da izleme sırama göre. Filmleri de şu aralar rastgele seçiyorum. Buyrun filmlere geçelim isterseniz.

Fired Up!

FiredUP 300x171 24 Temmuz: Fired Up, Van Wilder Freshman Year ve PushAmerikan gençlik filmleriyle ilgili bir yazı yazmayı planladığımdan bahsetmiştim. Yazıyı daha iyi temellere oturtabilmek için taze taze filmler izleyeyim dedim. Örneğin Fired Up, hakkında hiçbir şey bilmediğim bir filmdi. Oyuncularını başka projelerde görmüştüm ama film hakkında bir fikrim yoktu. Ne zaman, nasıl indirdim bilmiyorum. Film gençlik filmi ama çerçevesi daha farklı. Pek çok gençlik filminde erkekler kızları elde etmeye çalışırken bunda zaten başarılı olan erkeklerin “klasik” diyebileceğim bir değişime uğraması hikayesi var. Başta çapkınlar, sonra akıllanıyorlar denebilir. Ponpon kızlarla beraber yarışmaya katılıp, tek eşliliği, takım ruhunu keşfediyorlar diyebiliriz. Kahramanların bariz karakteristik değişiklikler yaşadığı filmlerden nefret ediyorum. Güzel bir film değil. İzlemenize gerek yok.

Van Wilder Freshman Year

van wilder freshman year 300x199 24 Temmuz: Fired Up, Van Wilder Freshman Year ve PushYine Amerikan gençlik filmi. Fakat Fired Up’tan çok daha farklı. Van Wilder bir seri. Seriden daha önce haberdar olmuştum fakat filmleri izlememiştim. 2009 çekimi olan filmlerini ele geçirdim. Seriye başladım. Serinin diğer filmlerini izleyip izlemeyeceğim konusunda bir şey diyemiyorum. Çünkü bu film Fired Up’tan da kötüydü. Tabii yeni şeyler öğrendim (Amerika’da askeri eğitim veren üniversiteler olduğunu mesela). Liseyi bitirdikten sonra aile geleneği haline gelmiş üniversiteye giden Van, üniversitenin baskıcı yönetimine baş kaldırıp üniversiteyi istediği hale getirmeye çalışıyor. Bana böyle sinema köşesi yazarı gibi cümleler kurma fırsatı vermeyin. Gerçekten rahatsız oluyorum!

Push

Push Movie Photo 10 300x200 24 Temmuz: Fired Up, Van Wilder Freshman Year ve PushPush hakkında 1-2 laf duymuştum. İlginç, güzel benzeri sözlerdi sanırım. Push gerçekten ilginç bir film. Heroes’dan alışık olduğumuz özel yetenekleri dünyaya daha iyi sindirmişler. Daha ilginç yetenekler, daha güzel efektler, çok daha iyi bir senaryo, daha iyi oyunculuk ve tam tadında bırakan süre. Evet, film konusu yönüyle Heroes’a çok benziyor ancak senaryo olarak soygun filmlerini aratmayacak bir kalitede. Imdb’den bakmadım ama oyuncularını ünlü yapımlarda görmedim ben. Bazen görüp çıkartamayabiliyorum da. Şu an üşendiğim için bakıp bir şey diyemiyorum. Filme dönecek olursam, ikincisinin de yolda olduğunu tahmin ediyorum. Güzel bir film. Yukarıdaki filmler yerine bunu izleyin daha iyi. Çok adı duyulmasa da aslında kaliteli bir yapım. Tavsiye ederim.

23 Temmuz: Miss March, Marley & Me ve Terminator Salvation

Blog yeniden yüz değiştirecek bu gidişle. Önce teknoloji, sonra kişisel şimdi sinema. Sinema bloguna devam etmek de istemiyorum. Böyle hem yorumcu biliniyor, hem yazılar daha kısa oluyor. Zaten öyle çok film izlediğim de yok. Yapacak bir şey olmadı dün, film izleyeyim dedim. 3 tane film. Yine izleme sırasına göre yorumluyorum.

Miss March

miss march01 300x240 23 Temmuz: Miss March, Marley & Me ve Terminator SalvationTaslaklarda Amerikan gençlik filmlerinin çıplaklığıyla ilgili yazı yazılmayı beklerken ben de bir Amerikan gençlik filmi seyredeyim dedim. Amerikan gençlik filmi denildiğinde akla gelen 1-2 klişe vardır. Genellikle oğlanlar seks için çeşitli atraksiyonlara girişirler. Sanıyorum bu yüzden gençlik filmi deniliyor. Amerikan Pastası filmlerini serinin mihenk taşı olarak kabul edersek, bu film o kalitenin altında kalıyor. Senaryoyu anlatayım size hafiften. Yandaki iki adam çocukken Playboy ile tanışıyorlar. Elinde hala dergi olan, o günün etkisi altında hayatını değiştiriyor. Diğeri ise umursamıyor. Abisinin başına gelen bir takım olaylar yüzünden cinsel ilişkiden korkuyor denebilir (spoiler vermemek için uğraşıyorum). Soldaki adam mezuniyet balosundan sonra sevgilisiyle birlikte olmaya karar veriyor ancak büyükçene olaylar gelişiyor. Anlatmayayım filmin tadı kaçabilir. Zaman geçirmek için izlenebilir. Yukarıda da belirttiğim gibi çok kaliteli bir gençlik filmi değil. Çok fazla çıplaklık da yok. İşin içinde Playboy Mansion var ama. Resimde sağda duran çocuğu başka komedi filmlerinde de görebiliriz. Bana Jim Carrey’i anımsattı nedense.

Marley & Me

marleyandme 300x180 23 Temmuz: Miss March, Marley & Me ve Terminator SalvationPek çok yerde yavru köpekler gereğinden fazla ilgi çekebiliyor. Sosyal ağ olsun, pet shop olsun. Bu film de aslında bir köpek üzerine (Marley) kurulu. Yeni evlendikten sonra çocuk yapmayı geciktirmek için John (Owen Wilson’ın canlandırdığı karakter) köpek alır. Aldıkları köpek aşırı yaramaz, söz dinlemeyen bir hayvan olur. Evliliklerinde geçirdikleri aşamaları aynı zaman da köpekleriyle birlikte de yaşarlar. Kendimi bir gazeteye sinema köşesi yazıyormuş gibi hissettim. Köpek üzerine kurulu ama aile hayatı da işleniyor. Keyifli, eğlenceli bir film. Mutlaka izlenmeli değil ama izlenirse eğlenceli, duygusal anlar yaşatabilir. Zaten Owen Wilson ve Jennifer Aniston var. İyi, ünlü ve popüler oyuncular. Köpek etkeni de olunca kolayca izlenen bir film ortaya çıkıyor.

Terminator Salvation

terminator salvation bale 300x199 23 Temmuz: Miss March, Marley & Me ve Terminator SalvationAslında daha önce izleyecektim ama elimdeki kaynağın kalitesizliği yüzünden beklemek zorunda kaldım. İyi ki de beklemişim. Pişman değilim. Terminator filmlerini de bu sene izlemiş biri olarak, seriye uygun buldum. Beğendim. Keşke üçüncü film olmasaydı. Bu film 3. filmi de evrene katarak devam ediyor. Kate Connor, 3. filmde John Connor ile Judgment Day’i bekleyen kişiydi. Film 2018′i konu alıyor. John Connor halen herkes tarafından takip edilmiyor. Bazı kısımlar tarafından peygamber olarak bile görülüyor. Tabii gelecekten gelen Terminatorler sağolsun (annesinin bıraktığı kayıtlar demek daha doğru olur) yeteri kadar bilgisi var. Serinin bu filmi bize yeni robotlar sundu, ilk defa Judgment Day’den sonrasını gördük. John Connor’ın robotlara güvenme sevdası devam ediyor. Gönül isterdi ki Sarah Connor Chronicles’ın da bu filmde etkisi olsaydı. Olsun yine de Terminator adı altında yapılan kötü bir içerik görmedim henüz. O yüzden mutluyum. Bir daha izlebilirim. Siz de izleyin derim. Terminator 5 adı altında çalışmalara başlanmış bile.

Küresel Isınma Sorunsalı

globalwarming 208x300 Küresel Isınma Sorunsalıİşi biraz geyiğe vuracağım sanırım. Gerçekte küresel ısınmanın nedeni sera etkisi yapan atmosfer gazları deniliyor. Yani ben gerçek nedenin bu olduğuna inanıyorum. Bilimsel konuşamıyorum çünkü küresel ısınma meselesi bir inanç meselesi haline gelmiş. Bush ve yönetimi küresel ısınmanın insan kaynaklı olmadığına inanıyorlardı. Greenpeace gibi kuruluşların bazı üyeleri küresel ısınmadan kurtulmayı bir din gibi görerek inanıyorlar. Sonuçta küresel ısınma başta dediğim gibi bir inanç meselesi haline gelmiş. Dün yazı aklıma gelirken olayın bu açısını düşünmemiştim, fakat şimdi farkettim. Ben yine de dünkü düşüncelerimi de aktarayım.

Daha önce kullanıldı sanırım. Küresel ısınmanın İngilizcesi “Global Warming”. “Warming” kelimesi “warning” kelimesine oldukça benziyor. Bazı küresel ısınma kampanyalarında “Global Warning” şeklinde sloganlar kullanılırsa daha etkili olabilir. Tek akıllı adam ben olmadığım için benden önce birileri düşünmüştür herhalde. Bu da öyle aklıma geldi söyleyeyim dedim.

bigstockphoto Global Warming 217540 3 300x199 Küresel Isınma SorunsalıŞu an ki fizik bilgimle hatırladığım kadarıyla evrende enerji kalbolmuyor. Başka bir türe dönüşüyor. Ben böyle biliyorum. Okulda öğretilen fizikte genellikle sürtünme ihmal edildiği için yapılacak olan işler daha az enerji ile halledilebiliyor. Tabii sürtünme dolayısıyla daha fazla enerji harcıyoruz. Sürtünmeye harcadığımız enerji hatırladığım kadarıyla ses ve ısıya dönüşüyor. Yine benzer şekilde elektrik tellerinin bir direnci olduğu için bütün o kablolar aslında ufak birer resistans görevi görüyor ve ısı yayıyor. Küresel ısınmayı tetikleyen faktör direkt olarak Dünya kaynaklı ısı değil ama elbette bu ısının da faydası vardır.

Bu enerjinin kaybolmaması, sürekli bir dönüşüm içinde olması bende bir düşünce yarattı. Ya bu enerjiyi bir yerde saklarsak ne olur? Örneğin piller enerjiyi depoluyorlar. Elbette enerji sonradan devinime kazandırılıyor ancak bir süre bekletiliyor. Buradan yola çıkarak şişman insanların da pil gibi davrandıklarını düşünebiliriz. Sonuçta yağ olarak büyük miktarda enerji depoluyorlar. Ayrıca kullanmıyorlar da. Yıllar boyunca taşıyıp hem daha fazla enerji tüketiyorlar, hem de enerjiyi sakınıyorlar. Sigara yasağından sonra ilk hedefin obezler olacağını söylerlerdi de inanmazdım. İşte, hedef gösterdim. İyi mi ettim bilmiyorum.

Yeni Bir Gün, Dört Yeni Film

Kitap okumaktan sıkıldım. Dışarı da çıkmayınca oturup film izlemeye karar verdim. Genellikle boş günlerimde film izlediğim için eskisi kadar sık izlemiyorum. İzledim mi de 2-3 film izliyorum (yaygın sayı 3). Supernatural’ı da bitirdim zaten. İzleyecek şeylerim var ama izlemeye başlamak gerekiyor. Neyse lafı fazla uzatmayayım bu yazıları daha çok film yorumlarım için okuyorsunuzdur. Filmler izleme sırama göre…

Harry Potter and the Half-Blood Prince

harry potter and the half blood prince 20080320101218658 640w 300x178 Yeni Bir Gün, Dört Yeni FilmHarry Potter kitaplarını okuyalı uzun zaman olmuş. En son kitap ben lise sondayken çıkmıştı. Daha önceki kitapları da seneler önce okumuşum yani. Tekrar seriyi okuyup hatırlamak lazım ama kitaplar yok kütüphanemde. Alınacak kitaplar listesindeler. Filmleri sanıyorum geçen yaz izlemiştim. 5. film o dönemde vizyona giriyordu diye hatırlıyorum. Sevmemiştim filmleri. Yönetmenin değişmesi, senaryoların kitaptan farklılıkları, oyuncuların büyümesi, filmin atmosferinin değişmesi… gibi nedenler serinin dikiş tutturamamasına neden olmuş. Ben 3. film sevmiştim. Fakat bu film de fena değildi. Belki de okul ortamını özledim için öyle gelmiştir. Bu film de hoşuma gitti. Her ne kadar kaliteli bir versiyonu seyretmemiş olsam da düşük kaliteye rağmen izledim. Beni memnun bıraktı diyebilirim. Harry Potter filmlerine ilginiz varsa, kitapları okumuşsanız zaten izleyeceksinizdir. Genel olarak macera-fantastik filmleri sevenlerin de izleyebileceği keyifli bir film.

The Hangover

the hangover 01 300x199 Yeni Bir Gün, Dört Yeni FilmBu film hakkında çok konuşuldu. İnsanlar hayatımda izlediğim en komik film bile dediler. Gerçeği açıklıyorum, öyle bir film değil. Tamam, komik. İzlemesi eğlenceli ancak gülmekten yerlere yatıracak bir durum da yok. 4 adam bekarlığa veda partisi yapmaya gidiyorlar. İçkilerine ilaç konulunca önceki günü hatırlamıyorlar. Fakat önceki gece de gece ha! Bayağı bir iş çevirmişler. Başlarına iyi bela sarmışlar. Mike Tyson da bir yerde konuk oluyor. Mutlaka izlenmesi gereken bir film değil. İçki içilen bir ortamda gidebileceğini düşünüyorum. Grupla izlemek daha etkili olacaktır. Fakat eş-dost, sevgili ile izlemeyin derim. Seks sahnesi olduğundan değil, sadece kendi cinsiniz ile daha çok eğleneceğinizi düşündüğümden. Ben tek başıma izledim, ekiple izleseydim; izlerken yapılan esprilere filmden daha çok gülebilirmişim. Cidden, grup olarak izleyin.

Transformers 2

Transformers 2 Movie Stills megan fox 5305564 2560 1548 300x162 Yeni Bir Gün, Dört Yeni FilmTransformers’ın ilk filmini de kaliteli versiyonu çıkmadan izlemiştim. Büyük bir olasılıkla bu yüzden ilk filmi tam olarak hatırlamıyorum. İkinci filmi de orta kalitede bir kaynaktan izledim. Kaynağın kalitesi çok şey farkettirdi. Görsel efektlere hayran kaldım. Belki ilk filmde bu kadar değildi veya öyleydi de ben kalitesiz bir sürüm izlediğim için göremedim. Zaten yakın çekim yapılan bir sahnenin özel efektleri için iki ay harcandığı söyleniyor. Sadece bunlar değil, patlamalar da oldukça gerçekçi. Hatta gördüğüm en gerçekçi patlamalar diyebilirim. Senaryosu çok dandik olsa da, görsel bir şov var. Aksiyon oranı pek yüksek değil. Film daha çok koşuşturmayla geçiyor. Fazla popüler olduğundan geniş kitleler tarafından izlenecektir. Oh, Megan Fox hayranlarına buradan selam.

Devrim Arabaları

devrim arabalari resim 4 300x199 Yeni Bir Gün, Dört Yeni FilmUzun zaman sonra tekrar bir Türk filmi izledim. Senaryoda ve oyunculukta başarısız olduğumuz için pek rağbet göstermiyorum. Fakat bu sefer bunlardan daha çok ilgimi çeken bir konu işlendiği için oyunculara aldırmadan indirdim. Ünlü oyuncularla dolu bir film. Filmi izleyen herkes izlenmesi gerektiğini söylüyor. Ben de katılıyorum. Babam bana anlatırdı. O dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in sözlerini tam aktarırdı ama olayın diğer tarafıyla ilgili bir şey bilmezdi. Eh, bu film arabayı yapanları anlatıyor. 4 ayda 2 arabanın sıfırdan yapılması muazzam bir iş. Toplamda 4 araba yapılıyor. Bugün ilk yapılan araba duruyor. Yapıldığı yerde sergileniyor. Bakımlı, çalışır halde. Gidip görmek lazım. Film için arabalar da yapmışlar. Güzel olmuş, ülkedeki başka müzelere gönderileceğini tahmin ediyorum. Aslında Devrim’in birden çok modeli var. Filmde sadece tek model gözüküyor. Genel olarak iyi bir film. Dediğim gibi izlenmeli. Ailecek de izlenebilir. Milliyetçilik duygularınız yoğunsa hem gurur duyup hem hüzünlenebileceğiniz bir film. Ayrıca sinemamızın da iyi bir yere doğru gittiğinin işareti.

İstanbul Tatili ve Tatilin Son Günleri

İstanbul tatilim son buldu. İki hafta boyunca iyi eğlendim diyebilirim. İstanbul’u inceledim, ısınmaya çalıştım. Gelecekte nasıl yaşayabilirim bu soruyu yanıtladım. Artık İstanbul’u seviyorum. Fakat öyle sıradan insanlar gibi denizi için değil. Şehrin uyumaması ve önünüze sunduğu olanakların çok fazla olması ilk iki sevme nedenim. Fikirlerimi, bu hale gelişlerini İstanbul etiketli yazılarımda bulabilirsiniz. Bu formatı da sevdim. Kısa bir giriş sonra maddeler halinde anlatma. Barış işi düzgün yapıyormuş uzun zamandır.

  • Eskiden yeniye geleyim dedim. Yazmayı düşündüğüm en eski şey Koç Üniversitesi gezimdi (Bilmeyenler için TOBB ETÜ‘de okuduğumu hatırlatmakta fayda var). Kuzenim ÖSS’ye girdi bu sene. Onun tercihlerinde yardımcı olması amacıyla bölüm/üniversite tanıtımı karışımı bir geziye katıldık. Koç ile ilgili yaşadıklarımı, fikirlerimi de tek tek anlatayım.
  • Kadıköy’den Shuttle ile uzun bir yolculuğa çıktık. Sarıyer’in sonlarına doğru bir yerde. Neredeyse Rumelifeneri’nde. Çok uzak. Neyse ki trafik yoktu da çabuk (!) varabildik. Okul dağın tepesinde. Okul servisleri ve özel araçlar dışında ulaşmak oldukça zor olacaktır (metro biterse çok kolaylaşır tabii). Önce Sarıyer’e oradan da okulun içine giren dolmuşlara binmek gerekiyor.
  • Sarıyer güzel bir yermiş. Uzak biraz ama hafiften bir sahil kasabası tipi var. Sakin bir yaşam sürülebilir belki.
  • Koç Üniversitesi beklediğimden çok küçükmüş (bkz. ETÜ’de oldukça küçük). Okulun etrafı ormanlarla çevrili ama orman arazisi onların değil. Yeni yapılan yurtlar da okulun dışındaymış bu yüzden.
  • Okul yer itibariyle dağ başında olduğundan sürekli bir esinti var. Hava kapalıyken serin olabiliyor. Güneş çıktığında ise sıcaklığı tam hissedemiyorsunuz çünkü rüzgar esiyor. Kışın soğuk oluyordur ancak yazın sıcaklık sorunları yaşamıyorlar.
  • Okulda en çok sevdiğim şey oturulacak çok fazla yer olmasıydı. Zaten bölüm binaları birbirinden çok uzak değil (sanırım bağlılar da). Fakat oturulabilecek açık alanların fazlalığını ve bölümlerin avlularını beğendim.
  • Okulun öğretimi hakkında bana bir şey söylemek düşmez. Fakat bize Mühendislik Fakültesini anlatan hoca okul olarak Sabancı’yı rakip aldıklarını söyledi. Bence biraz yanılıyorlar. Dediğim gibi tam bilmiyorum ama gerçekten çok kaliteli bir eğitim verilmiyorsa okul kendi çapını biraz fazla büyük düşünüyor.
  • Aklımda kalan bir diğer şey ise erkeklerin kız yurduna gece 12′ye kadar rahat girip çıkabildikleriydi. İlgilenenlere duyurulur. Bu kadar Koç yeter herhalde.
  • Geziden sonraki 4-5 günün bir kısmı Beyoğlu’nda bir kısmı da Kadıköy’de eğlenerek geçti. Çok fazla detaya girilecek bir şey yok. Sadece keyifliydi diyebilirim.
  • Şu meşhur İstanbul metrosuna da bindim. 4. Levent’ten Taksim’e gittim ve döndüm. Tamamlandığında insanların hayatını kolaylaştıracağı belli. Senelerdir Ankara’da metroya binen biri olarak beni çok fazla etkilemiyor ama bazı duraklar muazzam. Ayrıca Ankara’da yer altına indiğimizden çok daha derinlere indik. Fazla yürüyen merdiven var.
  • Cumartesi akşamı kuzenimle Caddebostan’a gittik. Klasik bir şekilde Migros’a gittik ve biralarımızı aldık. Deniz kenarında birer bira içtikten sonra çimenliklere geçtik. Orada hayatımın en ilginç anlarından birini yaşadım.
  • Adamın teki geldi ve kendini “Dünyayı Kurtaran Adam” olarak tanıttı. Ozon tabakasından falan bahsetti. Gittim küçülttüm benzeri laflar etti. Akli dengesinin yerinde olmadığı belliydi. Sürekli susmak olmaz diye marduk falan filan dedim. En sonunda bize “kartvizitini” bıraktı. Bir gazeteden kesilmiş ozon tabakası görüntüleri. Arkasında da bazı internet sitelerinin adresleri vardı. Adam kendini “Hz. Tansu” diye çağırıyor olabilir. Ekşi sözlüğün de adresi vardı. Orada aradım ama bulamadım. Sonra vazgeçtim uğraşmaktan.
  • Pazar günü de geldiğim gibi Ulusoy’la döndüm. Ufak otobüslerinde internet hizmeti yok. Neredeyse 8 saatlik yolculukta bir kez mola vermeleri de manidar. Artık okuldan zaman bulursam ancak sahillere akacağımdan çok fazla da umrumda değil.
  • iPod’umu 10 gün falan çalıştırmamıştım. Ekranındaki çizgiler azalmış. Şarjı ise bitmemiş. Ben yine de şarj ettim. Yolda sadece Modern Sabahlar podcasti dinliyorum çünkü.
  • Pokemon oyunlarını da bitirdim. Artık bilgisayar oyunlarına geri dönebilirim.