20 gündür Bursa’daydım. Artık dönme zamanı gelmişti. Pek dışarı da çıkmadım orada zaten. Gözlem falan yapamadım ama daha önceki bildiklerimden de yola çıkarak Bursa’nın tutucu bir şehir olduğunu rahatça söyleyebilirim. Yeni nesilde bu akım sürmeyecek gibi görünse de hiç belli olmaz. Başarılı mahalle baskısıyla harikalar (!) yaratılabilir. Modernleşse de tüketim çılgınlığına katılsa da gençlerde sert değişimler olabilir. Fakat çok fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Artık aktivist tavırlar pek sergilenmiyor. Herkes sevgili peşine takılmış, dünyayı takan yok. O yüzden bu gençlerin pek bir taraflara çekileceklerini sanmıyorum. Sadece vasıfsız iş gücü olarak hayatlarına devam edecekler. Gördüğüm kadarıyla pek çoğu da eğitim hayatlarında istedikleri başarıyı elde edemiyor. Çalışmayıp gezerseniz olmaz tabii ki kuzum! Neyse ben asıl konuma döneyim. Bursa ile ilgili uzun bir yazı yazmaktan böylece kurtulmuş oldum.
Ülke içi yolculuklarda kara yolunu tercih ediyorum. Kendi otomobilimiz yok. Bu yüzden otobüs firmalarına bağımlı durumdayım. Her ne kadar tren de başarılı bir alternatif olsa da sadece İstanbul’a giderken yardımcı oluyor. Yazları tatil dışında akrabaları ziyaret ettiğim düşünülürse gidebileceğim şehirler Bursa, İstanbul ve Ankara ile sınırlı. Zaten Kastamonu’dan Ankara’ya giderken karayolundan başka alternatifiniz yok. Neyse ki artık Kastamonu’da yaşamıyorum. Ankara’dan pek çok yere bir kaç alternatif var. Daha ülke içindeki yolculuklarımda uçak kullanmıyorum ama uygun durumlar olduğunda kaçırmamak gerekir. Takip etmek lazım. Bunun dışında İstanbul’a trenle gitmek oldukça iyi bir alternatif. Hem benim gideceğim yer tren istasyonuna yakın hem de hızlı trenle birlikte beş buçuk saate kadar inmiş. Tamamen hızlı trene geçildiğinde çok daha hızlı olacaktır. Umarım o günleri de görürüm. Hızlı Tren’e Eskişehir’e gitmek için binecektim fakat o gitme işi iptal olunca binemedim. Bir ara belki sıft Hızlı Tren’e binmiş olmak için Eskişehir’e gidebilirim. Ev hanımları hızlı trene binip Eskişehir’de börek yiyip geri dönüyorlarmış. Modern Sabahlar’da dedikleri gibi bir ev hanımı kadar olamadık!
Türkiye’nin en gelişmiş ulaşım yolu karayolları. Birçok yere en kolay karayoluyla ulaşılabiliyor. Hatta birçok yere sadece karayoluyla ulaşılabiliyor. Bu yüzden ülkemizde birçok otobüs firması, birçok rota ve pek çok da yol var. Ben aktif olarak 90′lardan beri otobüs ile yolculuk yaptığımdan dolayı hem sektörün gelişmesini hem de teknolojinin gelişmesini gördüm. Otobüsler konfor açısından oldukça değişti. Eskiden çift katlı otobüsler oldukça yaygındı. Biz 4′lü kısmı alırdık, ben de iki kişilik yerde uzanarak uyurdum. Geri geri gitmeyi o zaman da severdim. Televizyon yoktu o zamanlar otobüslerde. Host/Hostes kavramı da yeni yeni ortaya çıkıyordu. Bu anlattıklarım 90ların ortaları. Sular bugün olduğu gibi 1.5 litrelik şişelerden pet bardaklara konulmaz, hazır sulu 250 ml.’lik pet bardaklarda verilirdi. Bu bardaklar bana da pek çok kişiye de nedense daha samimi gelir. Belki de daha masraflı olduğu içindir. Bugünlere göre daha zor yıllardı onlar.
Şimdi pek çok otobüste internet bile var. Televizyon konusunda hala bir çözüm yaratılamamış olması daha az harcama yapmak istemelerinden kaynaklanıyor. Her koltuğa özel bir tv verilmediği sürece televizyon da rahat olmayacaktır. Bu yöntemle televizyon kanallarının yanı sıra birden fazla dvd kanalları da bulunuyor. Zaten sıkıcı olan yolculuğu bir nebze olsun kısaltacak bir gelişme olacaktır. Ben taşınabilir teknolojik aletler aldıktan sonra yolculuklar eskisi kadar sıkıcı olmamaya başladı. Mp3 player ile başlamıştım, şimdi genellikle iPod’um ile Modern Sabahlar podcasti dinliyorum. Laptopımın şarjı varsa film izliyorum. PSP’ye video atmışsam onu izleyebiliyorum veya oyun oynayabiliyorum. Kitap okumaya sıra gelmiyor. Artık otobüs firmalarının da telefonları kapattırmak yerine sessize aldırması da pek çok kişini seyahat ederken mesajlaşmasını veya konuşmasını da sağlıyor. Yakın gelecekte otobüs yolculuklarının daha eğlenceli olacağını garanti edebilirim.
Bu yazıyı aslında bloga anket ekleme düşüncesiyle yazacaktım. Anket sistemine inanıyorum. Tabii bu sokakta sizi çevirip sorulan soruları cevapladığınız anketler değil. Web sitelerinde bulunan klasik anketlerden bahsediyorum. Bloga bir tane koysam mı diye düşünürken bu yazı çıktı ortaya. Zamanla büyüdü değişti bu hale geldi. Şimdilik anket falan da koymuyorum. Oy falan vermessiniz falan rezil oluruz sonra.
Sorununuz bürokrasi değil de demokrasiyse yine yanılıyorsunuz. Demokrasi kenarından çekilmediği zaman gayet güzel işleyen bir sistem. Biz işlemediğini sanıyoruz çünkü ben-merkezli düşünüyoruz. Tabii bazı şüphelerimiz de yok değil. Fakat demokrasinin soluyabileceği bir ortam yaratıldığında gayet güzel bir şekilde işlediği görülüyor. Demokrasiyi ucundan çekiştiren 2-3 (bin, milyon?) kişi olursa tabii ki bozulmalar olacaktır. Demokrasiyi koruyabilen, yaşatabilenler var. Bu da sistemin çalıştığının göstergesi. Daha iyi bir öneriniz varsa alayım. Benim aklıma işe yarar başka bir yöntem gelmiyor çünkü.
Başlığa bira yazıp kısa bir yazı yazmak olmaz. Saygısızlık olacağından değil, kültüre hakaret olacağından dolayı. Fakat rakı ile ilgili kısa yazı yazmak saygısızlıktır. Bira genel bir içkiyken rakı daha özel ortamlarda içilen bir içkidir. Bu konuya girmeyeceğim.
Şarap kadar olmasa da bira da yeteri kadar eski. Bugünlerde sık tüketilen biraların alkol oranları düşük olsa da yüksek oranlı olanları da var. Renk koyulaştıkça biranın alkol oranı da artıyor. Şu an rekor %29. Biz ise %4-%6 arasında değişen oranlarda alkol içeren biralar içiyoruz (su katılmamış 
Sağıma kutuyu soluma şişeyi aldım. 4 bira içenden 3′ü Efes Pilsen içiyor. Bu yüzden burada Efes Pilsenleri kullandım. Soldakine “kamyon” demek hoşuma gidiyor. Ayrıca soldaki 50′lik şişe geleneksel bir hal almış durumda. Bira içen ailelerde evde 50′lik şişe alınır, baba bu şişeden içer (benim ki şişe içiyor). Siyah-beyaz fotoğraflarda da bu şişe görülebilir. Efes Pilsen’in bu sene 40. yılını kutladığını düşünün, oradan hesaplayın (üşenenler için: 1969′dan beri). Efes Pilsen’in şişe ve kutu birasını içtiyseniz farkı tatmışsınızdır. İsterseniz arka arkaya veya yan yana denemeler yapın. Kutu biralarda tat daha farklıdır. Bunun biradaki karbondioksitin metalle etkileşiminden dolayı kaynaklandığını düşünüyorum (). Ne olduğu önemli değil, fakat bir tat farkının olduğu belli. Belki de içindeyken değil de içerken metale temas ettiğimizden dolayı böyle oluyordur. Kutuyu bardağa döküp denemek lazım. Bunu denedikten sonra bildireyim.
Başlıkta da dediğim gibi asosyalleşerek sosyalleşme diye bir durum var. Bunu en başta klasik olarak bilgisayara yoğunlaşma, chat, online oyun diye düşünebilirsiniz. Bu tür işlemleri yapabilmek için bilgisayar karşına geçip asosyalleşirken, bu asosyalleşme içinde de sosyalleşiyorsunuz. Klasik bir örnek. Daha başka örneklerim de var. Örneğin emolar (Emre naber?
Büyüklerimizin içimizdeki çocuğu öldürmeye çalışmalarını anlamam. Belki onlar da farkında değillerdir. “Hala oyun mu oynuyorsun? Koca adam oldun!” veya “Kaç yaşına geldin hala o müzikleri mi dinliyorsun?” gibi tepkilerle karşılaşabiliriz. Kültür şokundan kaynaklandığını düşünsem de bilinç altında başka bir şeyler var. Hayata hazırlama mı, ıslah etmemi bilemiyorum. Fakat bu baskıyı hissediyoruz. Sadece oyun ve müzikle sınırlı değil. Biraz yaşımıza uygun olmayan, biraz çılgınca bir harekette nedense yadırganıyoruz. Bırakın da içimizdeki çocuğu yaşatalım. Amacınız bizi orta yaşlarında sıkıcı insanlar haline getirmek mi? Bu tek düzeliğe de özlemi anlamıyorum. Hiçkimse solcu değil ama herkes komünist! Bütün bunlar hep öz eleştiri eksikliğinden kaynaklanıyor. Konumdan saptım, farkındayım. Fakat bu konuda dertliyim arkadaş.
Artık çağımızda oyun oynamak denilince akla saklambaç, körebe değil video oyunları geliyor. Bayanların çoğunun teknolojiye olan ön yargısından dolayı video oyunları (bilgisayar oyunları demek istiyorum ama konsollar yüzünden böyle bir terim kullanıyorum) erkeklerle özdeşleştirilmiş. Ortalama olarak da çok daha fazla oynuyoruz zaten. Pek yanlış bir özdeşleştirme değil. Fakat bayanlar neden oynamıyor? Teknik olarak oynamalarına engel olacak bir sebep yok. Sanırım sosyal aktiviteler daha çekici geliyor. İşin içinde teknoloji olunca o kadar basit olan oynanış birden dünyanın en zor şeyi haline gelebiliyor. Halbuki o bayan mutfakta oyun oynayan adamın yapamayacağı ne harikalar yaratıyor (tamam iş yerinde yaratıyor. oldu mu?)! Bir cinsiyet eşitsizliği var, evet. Fakat istisnalar yok değil. Çok iyi oyuncu bayanlar mevcut. Bilgisayar oyunu oynamayı seven bayanlar var. Özellikle alttan gelen nesil bilgisayar oyunları konusunda gayet başarılı ve takipçi (sims takip ediliyor ama olsun).