Taraf Gazetesi (!)

taraf logoo Taraf Gazetesi (!)Hemen baştan diyeyim, bu yazıda o meşhur belgeden falan bahsetmeyeceğim. Basının objektifliğinden, bunun zorunluluğundan ve demokratik olarak düşünce özgürlüğüne değineceğim. Ona göre okuyup okumayacağınıza karar verin. Sonra okuyup da bana küfür etmeyin diye diyorum bunları. Zamanınızı boşa harcamayın diye değil. Zaten günün önemli bir kısmını herkes boşa harcıyor.

Ülkemizde (Dünya basını beni çok ilgilendirmiyor ama onların da çok farklı olduğunu düşünmüyorum) basın çalışanları görevlerini tam anlamıyla yerine getirmiyorlar. Tabii burada basın çalışanlarından kastım gazeteciler, yazarlar, yöneticiler bile dahil edilebilir (bundan sonra basılı için yazı yazanların tamamı için gazeteci diyeceğim). Yazılı materyalin içeriğine etki edebilen herkes sorumluluğunu bilmelidir. Yazılı kuralları olmadığı için herkes kendini gazeteci olabilir sanıyor. Sanıyorum ilk hata da burada başlıyor. Başta imla hatalarıyla başlayan bu serüven, ilerledikçe çok büyük ideolojik hatalar ile etkisini gösteriyor. Bu uç bir örnek. Burada sadece kendi yazı yazmaması gereken kişilerin yazar olması durumu var. Fakat bundan çok daha vahim durumlar söz konusu.

hesaid press 300x300 Taraf Gazetesi (!)Yazılı basının propaganda aracı olarak kullanılması belki de bu sektörün yapabileceği en kötü şey. Hipokrat yemini gibi bir şey olmadığından -ki olsa da hiçbir şeyi değiştireceğini sanmıyorum- herkes kendi kurallarına göre hareket edebiliyor. Okuyucunun çıkarları değil, daha çok para verenin çıkarları düşünülüyor. Daha fazla para için demokrasi çarpıtılıyor, siyasetçiler karalanıyor, insanlara yanlış ithaflarda bulunuyor hatta saçma sapan bir futbolcunun transfer haberi çıkıyor. Oysa gazetecinin doğru haberi, doğru önem sırasına göre vermesi gerekiyor. En büyük puntoyla 3. sayfa haberini verirlerse satışları düşer tabii. Bunun gibi olayların nedeni sanırım gazetecelik bölümü mezunlarının değil işe yeter görünenlerin çalıştırılması. Bugün pek çok köşe yazarı siyasal bilimler fakültesinden mezun oluyor, gazete yazarlığı hakkında eğitim görmüyor. Benzer durum muhabirler için de geçerli. Gazeteciliğe ilgili olan çok kötü olmayan yazan pek çok gencin en azından bir yazısı gazetede yayınlanıyor. İşte bu seçiciğilin azalması doğal olarak kaliteyi de düşürüyor. Sadece kalifiye eleman çalıştırmak başarılı olmak demek değil ama etiklere uymak şart.

Yukarıda bahsettiğim çalışanın kalifiyeliğinin dışında yöneticilere de iş düşüyor. Tüm gazetelerin aynı olması gerekmiyor fakat tüm gazetelerin doğru haberi gerçek şekilde, haber kısmında yorumsuz ve tarafsız olarak belirtmesi gerekiyor. Farklılıkları ise gerek tasarım, gerek baskı gerekse köşe yazarları (ekler, bölümler, yazı dizileri vs…) gibi objektifliğin gerekmediği, tersine sübjektif olmanın istendiği bölümlerle yaratmaları gerekiyor. Fakat burada da eğer bir görüşe yorum hakkı tanılıyorsa karşı görüşüne de, bir suçlama yapılıyorsa suçlanana da söz hakkının verilmesi gerekiyor. Yani kişisel görüşlerin bulunduğu noktalar dışında mutlak objektiflik.

Taraf gazetesini alıp okumadım. Tavrı nasıl bilmiyorum. Fakat bir gazetenin tarafsızlığını öne çıkarması bana çok saçma geliyor. Bu yazıyla hem basın ile ilgili görüşlerimi hem de gazetenin adıyla ilgili yorumlarımı belirtme fırsatı verdikleri için onlara teşekkür ediyorum.

Üç Film Daha

Dün de üç film izlemiştim. Dün tüm filmleri izledikten sonra yazmaya başlamıştım. Şimdi ise daha ilk filmi izledim ama diğerleri de belli. Şimdi yazmaya başlayayım diğerlerini de izledikten sonra yorumlarım. Bu yazıyı öğleden önce yazıyorum oradan düşünün. Bugünkü filmlerin süreleri de dünkülere göre daha uzun. Hemen filmlere geçeyim.

He’s Just Not That Into You

he s just not that into you movie image jennifer connelly  jennifer aniston 300x199 Üç Film DahaBen bu filmi “çıkma” üzerine kurulmuş ağırlıklı olarak komedi olan bir film olarak düşünüyordum. Facebook’ta ilk 2-3 dakikasının videosu dolaşıyor, izlediyseniz beni gibi düşünmüş olabilirsiniz. Fakat film hiç de beklediğim gibi değilmiş. Yıldızlar geçidi denebilecek halde olmasının yanısıra filmin romantik özelliği daha ağır basıyor. Film iki saat sürüyor. Klasik romantik-komedi (pek komik bir kısmı yok bu filmin) film süresini aşıyor. Fakat bu filmde birden çok ilişki işlendiği için daha hızlı ve geçişken bir anlatım söz konusu. Daha önce de belirttiğim gibi romantik içerikli filmleri az dozda almak bana daha çok yarıyor. Fakat bu filmin daha çok “happily ever after” yani evlilik konusuyla ilgilenmesi ilgimi çekti. Filmin son otuz dakikası benim film hakkındaki görüşümü değiştirdi. Hele en sonunda The Cure çalınca çok güzel oldu. İzlenmesi gerekmiyor, çok akıcı biz izlenişi yok. Ayrıca bu filmi tercihen kız/erkek arkadaşınız ile izlememenizi tavsiye ederim. İlişkinizi sorgularsınız falan, bir sorun çıkar sonra.

Knowing

knowing 300x197 Üç Film DahaKnowing’den bahsedildiğini duymuştum. Fakat konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Daha çok özel efektleri beğenilse de bence o kadar da müthiş değillerdi. Açıkçası film ile ilgili spoiler vermek istemiyorum. Fakat genel olarak ortalama bir film diyebilirim. Çok fazla aksiyon yok. Çok sıkıcı değil. Oyunculuk fena değil. İlginç kısımları var. Filmi izlemeyenler buradan sonrasını okumayabilirler. Okusalar da anlamayabilirler. Filmin sonundaki güneş ile ilgili olay gerçekten var. Filmde gösterildiği gibi olmayacak olsa da sonuçları aynı olacak. Bu tehlike daha önceden tespit edilemiyor. Korunmak için yapılabilecek bir şey yok. Dünya’nın manyetik alanı büyük ölçüde korusa da direkt olarak Dünya’yı hedef alan bir parlama durumunda kurtuluşumuz yok. Fakat bu oldukça düşük bir olasılık. Zaten elimizden de korunmak için bir şey gelmiyor.

Angels & Demons

angels and demons 17861 300x187 Üç Film DahaBolca kitap okuyan biri olarak Dan Brown okumamam imkansız gibi bir şeydi. Tüm kitaplarını okudum hatta o kadar hızlı okudum ki detaylarını hatırlamıyorum. Bu yüzden bu film bana iyi geldi. Tekrar kitabı okumama gerek kalmadı demiyeceğim tabii ki! Bir kitabı 2-3 kere okumak bana eğlenceli geliyor çünkü. Aynı şey bazı filmler için de geçerli. Star Wars serisi mesela. Fakat bu film için geçerli değil. Bir daha izlemeyeceğimi bildiğimden film biter bitmez sildim. Yanlış anlamayın film o kadar da kötü değil. Hatta biraz iyi bile denebilir. Da Vinci Code’u da izledim ama filmini de hatırlamıyorum. Açıkçası bu filmler beni çok açmıyor. Senaryonun kalitesi belli. Oyuncular iyi. Ewan McGregor var bir kere! Rolünü de iyi oynamış. Mekanlar çok iyi. Pek çok yer replika olsa da bu replikaları yapmak bile uzun zaman almıştır. Adam yolunu heykellerden buluyordu değil mi? Filmin ve kitabın adı oradan geliyormuş yeni farkettim. Ayrıca bu anti-matter mevzuu da yanlış gösteriliyor valla. LHC deneyi de bence yanlış gösterilmiş. Tamam çok bilgim yok ama arayüzün öyle olmadığını, terabaytlarca veri alınacağını ve bunun incelenmesinin yıllar alacağını biliyorum. Ayrıca maddeye kütlesini veren şeyin anti-madde değil Higgs parçacığı olduğunu da biliyorum (varlığı kanıtlanmamış olsa da). Fiziği bırakıp filme geri dönecek olursam bu filmi izlemeniz gerektiğini söyleyebilirim. Kalitesinden değil sadece çok bahsedileceğinden dolayı. En azından izlemesi kolay, çok sıkmıyor.

Bonus : Kitap Filmleri Neden Olmuyor?

Kitap filmleri kitleleri tatmin edemiyor. Daha çok kitabı okumayan kitleleri etkiliyor. Peki neden? Sizi bilmem ama ben kitap okurken okuduklarımı kafamda canlandırıyorum (hadi hadi biliyorum sen de yapıyorsun aynı şeyi). Tabii benim canlandırdıklarımla filmdekiler birbiriyle uyuşmuyor. Hatta filmde kitaptaki bazı kısımlar olmayabiliyor. Fanatizm haline getirilmiş kitaplarsa (örneğin Lord of the Rings) izleyici kolay kolay tatmin olmuyor. Ama dediğim gibi asıl neden hayal dünyalarının farklılıkları (biz ayrı dünyaların insanıyız).

Çizgi roman filmleri tutuyor ya diyeceksiniz. Evet, tutar. Çizgi roman kitap gibi değil. Hayal gücünüzle bir şey yaratmanız gerekmiyor zira her şey size sunulmuş. Bazıları konusundan çok resimli olduğu için seviyor bazıları ise konularını ilginç buluyor. Fakat şu bir gerçek ki çizgi romanlar kitaplar kadar kafanızı çalıştırmıyor (Clark doğru değil mi ama?). Fakat arkasında yatan konuların da ustaca yaratıldığını unutmamak gerekir. Bunun gibi sebeplerden dolayı çizgi roman filmleri pek çok okuyucuyu tatmin eder (istisnalar yok değil).

Üç Film Birden

Daha önce bir yerlerde bahsetmiştim. Dizi izlemekten film izlemiyorum demiştim. Şeytanın bacağını kırmak amacıyla bugün oturdum film izledim. 6-7 bölüm dizi de izledim. Boğazım şiş, başım ağrıyor o yüzden tüm gün oturdum. Filmlere geçeyim. İzleme sırasıyla veriyorum.

X-Men Origins: Wolverine

xmen origins wolverine 2 full 300x200 Üç Film BirdenDün Mehmet bana özel kısa bir gösterim yaptı. Filmin ilk dakikalarını görünce izlemenin faydalı olacağını düşündüm. Çizgi roman işine pek ilgim olmadığından süper kahramanları ve takımlarını falan düzgün bilmiyorum. Mesela Gambit X-Men’de vardı ama olayı neydi hatırlamıyorum. Filmi bir daha izlemem lazım. Eskiden X-Men çizgi filmi de vardı. Onu da düzgün izlemiyormuşum demek ki. Zaten Örümcek Adam çizgi filmindeki uzaydan gelen şeyli Örümcek Adam beni korkuturdu. Filme dönecek olursam kaliteli bir süper kahraman filmi olduğunu söyleyebilirim. Basit senaryo, iyi işleme ve bir dolu görsel efekt. Bu formülle kötü film yapmak çok zor. Zaten daha önce kendini kanıtlamış oyuncular ve yapımla başarılı olacağı belliydi. Film yayınlanmadan önce sızmıştı. Bu versiyonda özel efektlerin tamamlanmadığı söyleniyordu. O versiyon varsa onu izlemeyin tekrar indirin.

Osmanlı Cumhuriyeti

osmanli cumhuriyeti 3 300x199 Üç Film Birden

Osmanlı Cumhuriyeti’ni fragmanlarıyla tanıdık. Fragmanlarda kültür şoku yaşayan bir padişah vardı. Komik olabilir gibi gelebiliyordu. Fakat film bana beklediğimi vermedi. Komedi beklerken romantik drama tadında bir film buldum. Klişelerle dolu, sıkıcı mı sıkıcı. Gani Müjde bana hitap etmiyor. Yönetmenliği çok rahatsız etmedi de senaryo değerlendirilememiş. Pek çok mantık hatası var, komedi olarak başlanılmış sonradan türü değiştirilmiş gibi. Yorumları okumamıştım. Aslında yorum okumamak ön yargı oluşmasını engelliyor. Fakat bu filmi gerçekten izlemesem de olurmuş. Ata Demirer var diye izledim diyebilirim. Fragmandaki sahnelerin bazılarının da çıkarıldığı gözümden kaçmadı. Belki DVD için materyal saklıyorlardır.

Confessions Of A Shopaholic

2009 confessions of a shopaholic 004 300x200 Üç Film BirdenEn son izlediğim film de Confessions of a Shopaholic. Romantik komedi tadında olmuş. New York’ta geçen moda dünyasına ucundan dokunan filmler ve diziler otomatikman başarılı oluyor herhalde. Gossip Girl ile yeteri kadar gözüme sokulsa da bu filmdeki moda anlayışı daha değişikti. Bu cümlelerden modayla ilgilendiğim anlaşılmasın. Hiç alakam olmaz. Sadece birkaç yerde görüyorum ondan bahsedeyim dedim. Romantik komedi izlemek genelde keyifli oluyor. Bu film de eğlenerek izlenecek bir film. Osmanlı Cumhuriyeti’nde bulamadığım eğlenceyi bu filmde buldum. Romantizmin etkisini de unutmamak lazım. Böyle filmleri az dozda alıyorum, yoksa ruhsal açıdan kötü etkileri olabilir. Bu filmi izlemek bir şey kazandırmayacak fakat keyifli zaman geçireceksiniz. Mutlaka izlemeniz gerekmiyor o yüzden. Başka alternatifler arasında öne çıkabilir (ruh hali ve grupluysa gruba bağlı)

İnternetten Biriyle Tanışmak

hakkimda beyn1 İnternetten Biriyle TanışmakDün hayatımda bir ilk oldu. Tanımadığım, internetten bildiğim biriyle tanıştım. Benim için ilginç bir deneyim oldu diyebilirim. Bu başlangıcın çığ gibi büyüyüp kontrolden çıkacağına ve sonradan bazı kötü şeylere yol açacağını da şimdiden hissediyorum. Fakat pek çok kazanç için bazı fedakarlıklarda bulunmak çok tuzlu bir ücret gibi gelmiyor. Kendim gibi aktif bir şeyler üreten, teknolojiyi takip eden kısacası kafa insanlarla tanışmak, muhabbet etmek her zaman iyidir (hatta candır, kandır ve cankandır (bu espriyi herkes anlamıyor)).

Bursa’dan Kastamonu’ya dönerken arada Ankara’ya uğrayıp kısa bir mola verdim. Toplamda iki günlük bir duraktı. 23′ünün akşamı gelip 25′inin sabahında ayrıldım. Toplamda 2 güne falan denk geliyor. Efektif olarak bir gün Ankara’daydım diyebilirim. 24′ünde buluşma planı yaptığım 3-4 kişi vardı. Kastamonulu olup görüşmeyi planladıklarımla görüşemedim. Okuldan Boran’la buluştuk. O vize işleriyle uğraşıyordu. 10′a kadar beraberdik. Oturduk, konuştuk. Friendfeed’den daha önce de geleceğimi haber vermiştim. Bu sefer tam olarak 24′ünde buluşmak istediğimi, içebileceğimi kısa ve açık bir dille anlattım. O günün daha erken saatlerinde içkisiz ortamlarda buluşmak isteyenler oldu. Ben başka planlarımı ve gidilecek olan mekanı da göz önüne alarak gece buluşmayı yeğledim.

hakkimda İnternetten Biriyle TanışmakDaha önce de ilginç konuşmalarımızın olduğu, Eskişehir yolunda tanışmamız gerekn fakat teknik aksaklıklar yüzünden tanışamadığım Barış Ünver ile buluştum. Barış, Beyn’in beyni (biliyorum çok saçma bir cümle oldu). Beyn’de adam her gününü özetliyor. Arada ilgi çekici şeyler paylaşıyor, siyasi görüşlerini de yansıtıyor. Takibi, okuması eğlenceli, ortamı güzel bir blog. Barış’la tanıştıktan sonra aslında blogunun da biraz kendisi gibi olduğunu anladım. 1 saat kadar konuşabildik. Umarım daha sonra daha uzun süren konuşmalarımız da olur. Fakat bu kısa sürede belki de daha önceden tartışmışlığın, konuşmuşluğun verdiği bir tanıdıklıkla samimi bir sohbetimiz oldu. Ben tanımadığım insanlara genelde soğuk davrandığım halde Barış’ı daha önce tanıyormuş gibi hissettim. Açıkçası hayatıyla ilgili birçok şeyi biliyorum. Başka buluşmalardan da güvenilebilir biri olduğu anlamını çıkarttım. Zaten kendisiyle tanışınca da öyle olduğunu gördüm.

İnternetten biriyle tanışacak olanlar için birkaç önerim olacak. Öncelikle organizasyon en önemli şey. Biz başta yakınında gürültülü çalışma olan bir yere gittik. Sesimizi zor duyurduk. Ayrıca bir iletişim aracıyla birbirinize ulaşabiliyor olmanız da oldukça önemli. Benim telefon numaram onda vardı ama ben onunkini istemeyi unuttum. Bu yüzden daha önce buluşabilecekken gecikmeler oldu. Bu bahsettiklerimi hallederseniz, tanışmadığınız bir insanla görüşmeniz kolay. Görüşünü de biliyorsanız daha da kolay. Fakat bu şekilde kız kaldırma vs. gibi olaylara girişmemenizi öneririm.