Hemen baştan diyeyim, bu yazıda o meşhur belgeden falan bahsetmeyeceğim. Basının objektifliğinden, bunun zorunluluğundan ve demokratik olarak düşünce özgürlüğüne değineceğim. Ona göre okuyup okumayacağınıza karar verin. Sonra okuyup da bana küfür etmeyin diye diyorum bunları. Zamanınızı boşa harcamayın diye değil. Zaten günün önemli bir kısmını herkes boşa harcıyor.
Ülkemizde (Dünya basını beni çok ilgilendirmiyor ama onların da çok farklı olduğunu düşünmüyorum) basın çalışanları görevlerini tam anlamıyla yerine getirmiyorlar. Tabii burada basın çalışanlarından kastım gazeteciler, yazarlar, yöneticiler bile dahil edilebilir (bundan sonra basılı için yazı yazanların tamamı için gazeteci diyeceğim). Yazılı materyalin içeriğine etki edebilen herkes sorumluluğunu bilmelidir. Yazılı kuralları olmadığı için herkes kendini gazeteci olabilir sanıyor. Sanıyorum ilk hata da burada başlıyor. Başta imla hatalarıyla başlayan bu serüven, ilerledikçe çok büyük ideolojik hatalar ile etkisini gösteriyor. Bu uç bir örnek. Burada sadece kendi yazı yazmaması gereken kişilerin yazar olması durumu var. Fakat bundan çok daha vahim durumlar söz konusu.
Yazılı basının propaganda aracı olarak kullanılması belki de bu sektörün yapabileceği en kötü şey. Hipokrat yemini gibi bir şey olmadığından -ki olsa da hiçbir şeyi değiştireceğini sanmıyorum- herkes kendi kurallarına göre hareket edebiliyor. Okuyucunun çıkarları değil, daha çok para verenin çıkarları düşünülüyor. Daha fazla para için demokrasi çarpıtılıyor, siyasetçiler karalanıyor, insanlara yanlış ithaflarda bulunuyor hatta saçma sapan bir futbolcunun transfer haberi çıkıyor. Oysa gazetecinin doğru haberi, doğru önem sırasına göre vermesi gerekiyor. En büyük puntoyla 3. sayfa haberini verirlerse satışları düşer tabii. Bunun gibi olayların nedeni sanırım gazetecelik bölümü mezunlarının değil işe yeter görünenlerin çalıştırılması. Bugün pek çok köşe yazarı siyasal bilimler fakültesinden mezun oluyor, gazete yazarlığı hakkında eğitim görmüyor. Benzer durum muhabirler için de geçerli. Gazeteciliğe ilgili olan çok kötü olmayan yazan pek çok gencin en azından bir yazısı gazetede yayınlanıyor. İşte bu seçiciğilin azalması doğal olarak kaliteyi de düşürüyor. Sadece kalifiye eleman çalıştırmak başarılı olmak demek değil ama etiklere uymak şart.
Yukarıda bahsettiğim çalışanın kalifiyeliğinin dışında yöneticilere de iş düşüyor. Tüm gazetelerin aynı olması gerekmiyor fakat tüm gazetelerin doğru haberi gerçek şekilde, haber kısmında yorumsuz ve tarafsız olarak belirtmesi gerekiyor. Farklılıkları ise gerek tasarım, gerek baskı gerekse köşe yazarları (ekler, bölümler, yazı dizileri vs…) gibi objektifliğin gerekmediği, tersine sübjektif olmanın istendiği bölümlerle yaratmaları gerekiyor. Fakat burada da eğer bir görüşe yorum hakkı tanılıyorsa karşı görüşüne de, bir suçlama yapılıyorsa suçlanana da söz hakkının verilmesi gerekiyor. Yani kişisel görüşlerin bulunduğu noktalar dışında mutlak objektiflik.
Taraf gazetesini alıp okumadım. Tavrı nasıl bilmiyorum. Fakat bir gazetenin tarafsızlığını öne çıkarması bana çok saçma geliyor. Bu yazıyla hem basın ile ilgili görüşlerimi hem de gazetenin adıyla ilgili yorumlarımı belirtme fırsatı verdikleri için onlara teşekkür ediyorum.
Ben bu filmi “çıkma” üzerine kurulmuş ağırlıklı olarak komedi olan bir film olarak düşünüyordum. Facebook’ta ilk 2-3 dakikasının videosu dolaşıyor, izlediyseniz beni gibi düşünmüş olabilirsiniz. Fakat film hiç de beklediğim gibi değilmiş. Yıldızlar geçidi denebilecek halde olmasının yanısıra filmin romantik özelliği daha ağır basıyor. Film iki saat sürüyor. Klasik romantik-komedi (pek komik bir kısmı yok bu filmin) film süresini aşıyor. Fakat bu filmde birden çok ilişki işlendiği için daha hızlı ve geçişken bir anlatım söz konusu. Daha önce de
Knowing’den bahsedildiğini duymuştum. Fakat konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Daha çok özel efektleri beğenilse de bence o kadar da müthiş değillerdi. Açıkçası film ile ilgili spoiler vermek istemiyorum. Fakat genel olarak ortalama bir film diyebilirim. Çok fazla aksiyon yok. Çok sıkıcı değil. Oyunculuk fena değil. İlginç kısımları var. Filmi izlemeyenler buradan sonrasını okumayabilirler. Okusalar da anlamayabilirler. Filmin sonundaki güneş ile ilgili olay gerçekten var. Filmde gösterildiği gibi olmayacak olsa da sonuçları aynı olacak. Bu tehlike daha önceden tespit edilemiyor. Korunmak için yapılabilecek bir şey yok. Dünya’nın manyetik alanı büyük ölçüde korusa da direkt olarak Dünya’yı hedef alan bir parlama durumunda kurtuluşumuz yok. Fakat bu oldukça düşük bir olasılık. Zaten elimizden de korunmak için bir şey gelmiyor.
Bolca kitap okuyan biri olarak Dan Brown okumamam imkansız gibi bir şeydi. Tüm kitaplarını okudum hatta o kadar hızlı okudum ki detaylarını hatırlamıyorum. Bu yüzden bu film bana iyi geldi. Tekrar kitabı okumama gerek kalmadı demiyeceğim tabii ki! Bir kitabı 2-3 kere okumak bana eğlenceli geliyor çünkü. Aynı şey bazı filmler için de geçerli. Star Wars serisi mesela. Fakat bu film için geçerli değil. Bir daha izlemeyeceğimi bildiğimden film biter bitmez sildim. Yanlış anlamayın film o kadar da kötü değil. Hatta biraz iyi bile denebilir. Da Vinci Code’u da izledim ama filmini de hatırlamıyorum. Açıkçası bu filmler beni çok açmıyor. Senaryonun kalitesi belli. Oyuncular iyi. Ewan McGregor var bir kere! Rolünü de iyi oynamış. Mekanlar çok iyi. Pek çok yer replika olsa da bu replikaları yapmak bile uzun zaman almıştır. Adam yolunu heykellerden buluyordu değil mi? Filmin ve kitabın adı oradan geliyormuş yeni farkettim. Ayrıca bu anti-matter mevzuu da yanlış gösteriliyor valla. LHC deneyi de bence yanlış gösterilmiş. Tamam çok bilgim yok ama arayüzün öyle olmadığını, terabaytlarca veri alınacağını ve bunun incelenmesinin yıllar alacağını biliyorum. Ayrıca maddeye kütlesini veren şeyin anti-madde değil Higgs parçacığı olduğunu da biliyorum (varlığı kanıtlanmamış olsa da). Fiziği bırakıp filme geri dönecek olursam bu filmi izlemeniz gerektiğini söyleyebilirim. Kalitesinden değil sadece çok bahsedileceğinden dolayı. En azından izlemesi kolay, çok sıkmıyor.
Dün Mehmet bana özel kısa bir gösterim yaptı. Filmin ilk dakikalarını görünce izlemenin faydalı olacağını düşündüm. Çizgi roman işine pek ilgim olmadığından süper kahramanları ve takımlarını falan düzgün bilmiyorum. Mesela Gambit X-Men’de vardı ama olayı neydi hatırlamıyorum. Filmi bir daha izlemem lazım. Eskiden X-Men çizgi filmi de vardı. Onu da düzgün izlemiyormuşum demek ki. Zaten Örümcek Adam çizgi filmindeki uzaydan gelen şeyli Örümcek Adam beni korkuturdu. Filme dönecek olursam kaliteli bir süper kahraman filmi olduğunu söyleyebilirim. Basit senaryo, iyi işleme ve bir dolu görsel efekt. Bu formülle kötü film yapmak çok zor. Zaten daha önce kendini kanıtlamış oyuncular ve yapımla başarılı olacağı belliydi. Film yayınlanmadan önce sızmıştı. Bu versiyonda özel efektlerin tamamlanmadığı söyleniyordu. O versiyon varsa onu izlemeyin tekrar indirin.
En son izlediğim film de Confessions of a Shopaholic. Romantik komedi tadında olmuş. New York’ta geçen moda dünyasına ucundan dokunan filmler ve diziler otomatikman başarılı oluyor herhalde. Gossip Girl ile yeteri kadar gözüme sokulsa da bu filmdeki moda anlayışı daha değişikti. Bu cümlelerden modayla ilgilendiğim anlaşılmasın. Hiç alakam olmaz. Sadece birkaç yerde görüyorum ondan bahsedeyim dedim. Romantik komedi izlemek genelde keyifli oluyor. Bu film de eğlenerek izlenecek bir film. Osmanlı Cumhuriyeti’nde bulamadığım eğlenceyi bu filmde buldum. Romantizmin etkisini de unutmamak lazım. Böyle filmleri az dozda alıyorum, yoksa ruhsal açıdan kötü etkileri olabilir. Bu filmi izlemek bir şey kazandırmayacak fakat keyifli zaman geçireceksiniz. Mutlaka izlemeniz gerekmiyor o yüzden. Başka alternatifler arasında öne çıkabilir (ruh hali ve grupluysa gruba bağlı)
Çok yakın zamanda Otostopçunun Rock&Roll Rehberi buralarda olacak. Kaybolmayın! Panik yapmayın!
Dün hayatımda bir ilk oldu. Tanımadığım, internetten bildiğim biriyle tanıştım. Benim için ilginç bir deneyim oldu diyebilirim. Bu başlangıcın çığ gibi büyüyüp kontrolden çıkacağına ve sonradan bazı kötü şeylere yol açacağını da şimdiden hissediyorum. Fakat pek çok kazanç için bazı fedakarlıklarda bulunmak çok tuzlu bir ücret gibi gelmiyor. Kendim gibi aktif bir şeyler üreten, teknolojiyi takip eden kısacası kafa insanlarla tanışmak, muhabbet etmek her zaman iyidir (hatta candır, kandır ve cankandır (bu espriyi herkes anlamıyor)).
Daha önce de ilginç konuşmalarımızın olduğu, Eskişehir yolunda tanışmamız gerekn fakat teknik aksaklıklar yüzünden tanışamadığım