Yaz sıcağında derslerin yanında yapacak tek bir şey var o da dizi izlemek. Maalesef yaz aylarında pek fazla güzel dizi yayınlanmıyor (Doctor Who da dahil olmak üzere). O boşluğu doldurmak için çok farklı diziler deniyorum. Özellikle Lost bittikten sonra da büyük bir boşluktayım. Fakat bu boşluğu doldurmaya aday diziler var. Doctor Who da bunlardan bir tanesi. Ülkemizde çok fazla bir seyirci kitlesi olmayan, seyirci kitlesinin yaş ortalaması da 30 yaş ve üzeri olan bir dizi. İngiliz dizisi. İngiltere’de bu dizinin yaş ortalaması 20′yi geçmez.
Doctow Who’ya bu yaz başlamadım. İlk sezonu bitirmiştim, ikinci sezona da başlamıştım. Fakat oyuncu değişiklikleri (ileride değineceğim) bir süre ara vermeme neden oldu. Daha sonra devam ettim ve geçen hafta son sezonu bitirip güncel yayın düzenini yakaladım. Hoş yılbaşına kadar herhangi bir anormallik olmazsa Doctor Who izlemeyeceğiz. Ben ilk sezonları tekrar izlemeyi düşünüyorum. Hatta iTunes’da Doctor Who’nun 1. sezonunun 1. bölümü ücretsizdi. Bugün eve dönerken o bölümü tekrar izledim. Seneler içerisinde dizinin ne kadar değiştiğini de görmüş oldum. Konudan sapmadan dizinin konusundan bahsedeyim daha sonra rahat rahat anlatacaklarımı anlatayım.
Doctor zaman yolculuğu yapan bir uzaylı. Soyunun son örneği. Genellikle Dünya’yı ve evreni yol olmaktan kurtarıyor. Kısaca böyle özetleyebilirim sanırım. O mavi telefon kutusu da onun uzay gemisi, Tardis ( Time and Relative Dimension(s) in Space). Doctor arada bir beden de değiştiriyor. Bu yüzden bir sezon önceki Doctor ile bir sezon sonraki farklı olabiliyor. Aslında oldukça mantıklı bir sistem. Böylece sevilmeyen oyuncular dizide çok fazla kalmamış oluyor. Hem de sevilen oyuncu diziden ayrılmak istediğinde dizi de bitirilmemiş oluyor. (Biz buna İngilizce’de win-win situation diyoruz).
Dizi 1963′te çekilmeye başlanmış. 1990′da iptal edilmiş. Daha sonra 2005′ten beri de yeni Doctor Who’lar çekilmeye başlanmış. Yeni bölümler orijinallere sadık kalarak çekiliyor. Dizideki düşmanlar, karakterler orijinal seride de var olan karakterler. Sadece biraz yenilenmişler. Tabii 5. sezonda her şey tekrar yenileniyor ama yine de dizinin atmosferinden uzaklaşılmadan gerçekleştiriliyor bu.
Eğer bu yazıyı bu noktaya kadar okuduysanız herhangi bir ana fikir etrafında yazmadığımı anlamışsınızdır. Diziyi de tanıtır gibi yazmıyorum. Ne yapıyorum ben de bilmiyorum. Siz en iyisi bu diziyi izleyin. Güzel dizi zaten. Kaç tane bilim kurgu dizisi kaldı böyle eğlenceli?
The A-Team
Ben nesil olarak televizyonda A Takımı’na yetişemeyenlerdenim. MacGyver’da, Star Trek’de bizde izlenmiyordu. Arada sırada tekrar olursa izlerdim, o yüzden hayal meyal hatırlıyorum. Fakat A Takımının Amerikan kültüründe yeri büyük. Filmde dönecek olursam, iyi kadrolu bir komedi-aksiyon filmi diyebilirim kısaca. Ben izlerken eğlendim. Halen Liam Neeson’ın olduğu her filmin izlenmeye değer olduğunu iddia ediyorum. Dizinin orijinalliğini korumak için baya uğraşmışlar, tabii benim için çok büyük bir etkisi yok. Yine de “I pity the fool” beni eğlendirdi. Diziye yeteri kadar sadık kalınmamış olabilir, isterlerse olmazlar zaten. Bence eğlenceli bir film. Mutlaka izlenmeli.
How to Make Love to a Woman
Bu filmi sırf Krysten Ritter var diye izlediğimi itiraf etmeliyim. Onun dışında bu filmi özel (veya izlenebilir) kılan herhangi bir şey yok. Bana oldukça sıkıcı geldi ki sıradan seyirciye bence daha da sıkıcı gelecektir. Eğlenceli kısımları yok değil, hatta filmin bazı bölümleri keyifle izleniyor ama genel olarak ortalamanın altında bir komedi. Sıradan seyirci için fazla Amerikanvari olduğu söylenebilir. Amerikan gençlik filmleri ayarında bir romantik komedi sadece. Bence izlemenize gerek yok. Yapabileceğiniz daha iyi şeyler de var.
Death at a Funeral
Bu filmde tanınmış bütün ünlü zenci oyuncular var! Danny Glover’a kadar! Hatta filmde “I’m too old for this shit!” bile diyor! Fakat film 2007 yapımı olan aynı isimli İngiliz filminin uyarlaması. Hatta bana göre çok da ucuz bir uyarlaması. Orijinal filmin İngiliz espri kalitesi alınıp yerine Hollywood zencisi enjekte edilmiş. Eğlenceli bir film, komik fakat hiç bir değeri yok. Bu filmi izleyebilirsiniz, fakat İngiliz versiyonu daha komik. Onu da izleyin. (Ps. Tracy Morgan’ın oyunculuğunda bir sorun var ama tam olarak çözebilmiş değilim).
Star Wars’u ne kadar sevdiğim ortada. İnsanlar kolay ulaşsın diye Star Wars derlemeleri yapıyorum (bkz. Türkiye’de Türkçe Yayınlanan Star Wars Kitapları). Hazır şu aralar iOS aplikasyonları diye kaptırıp gitmişken bir de Star Wars oyunları ve uygulamaları için de bir derleme yapayım dedim. Diğer iOS yazılarından biraz daha uzun olacak bu, zira pek çok Star Wars aplikasyonu var. Oyun ağırlıklı olsa da soundboardundan çizgi romanına (çizgi romanlar için AppStore’dan aramanızı yapın, onlar kendini anlatıyor zaten) kadar geniş bir yelpazede uygulama listeledim. Hadi bir de bu yazından sonra “nerd” diyin de göreyim (bir dakika?)!
Posted in Oyunsal, Programsal
|
Tagged aplikasyon, darth vader soundboard, iOS, iPad, iPhone, iPod Touch, oyun, Star Wars, star wars glosarry, star wars oyun, star wars soundboard, star wars: cantina, star wars: trench run, the force unleashed
|
Cop Out
SNL izinden giden bir komedi filmi daha. Bu sefer çok iyi olmuş. Bruce Willis ve Tracy Morgan inanılmaz bir ikili oluşturmuşlar. Klasik polis komedilerinden farklı kılan pek bir şey olmasa da film genel olarak eğlenceli. Aksiyon sahneleri de fena sayılmaz. Fakat Tracy Morgan gerçekten kötü bir oyuncu. Film boyunca burnunu çekip durdu (kokain mi kullanıyor ne yapıyor anlamadım), ayrıca tutukluyu sorguladığı sahneyi dikkatli izleyince adamın salyalar saçtığını görebilirsiniz. Konuşmasını anlamak da pek kolay değil. Bruce Willis de çok büyük bir oyunculuk sergilemiyor. Sürpriz bir oyuncu var, isim verip tadını kaçırmak istemiyorum, o oyuncu gerçekten inanılmaz bir iş çıkartmış bu filmde. Her neyse, bana göre ortalamanın üzerinde bir komedi-aksiyon filmi. İzlemenizi tavsiye ederim.
Greenberg
Bu filmi daha önce duymamıştım. Tür olarak drama ve komedi yazınca ve Ben Stiller’ı görünce izleyeyim bari dedim. Tabii bu büyük bir hataydı. Noah Baumbach tarafından yönetilmiş, sizi bilmem ama ben daha önce duymadım. O yönetmenin tarzı bir filmmiş. Filmi şöyle kısaca özetleyeyim, hayatta bir yerlere gelebilecekken hiçbir şey yapamamış psikolojik olarak sorunlu birinin “tatilini” anlatıyor. Film sıkıcı, oyunculuk sıkıcı, konu sıkıcı, karakterler sıkıcı. Bu filmin iyi bir yanı yok. Belki de fazla sanatsaldır da ben anlamıyorumdur (!). Boş verin uzak durun bu filmden.
Edge of Darkness
Film izleyeyim de yazı yazayım dedim izlediğim filmlere bak. Edge of Darkness da kötü bir film. Mel Gibson dedim, aksiyon dedim izledim bir de. Sıradan bir komplo teorisi filmiymiş meğerse. Amerikan ordusunun özelleşmesi gerçekten benim hiç ilgimi çekmeyen bir konu. Kendi soruşturmasını kendi yürüten polis olayı da gerçekten çok fazla abartılan bir olay. Özellikle bir Mel Gibson hayranlığınız yoksa bu filmi de izlemeyin derim.
3 filmden 1′ini izleyin demişim. Sanırım benim de film seçimimi düzelmem gerekiyor. Neyse ki izlemediğim bir kaç güzel film var. Onları izleyeyim de güzel bir yazı olsun bundan sonraki.