Onur Baykal Şahsi Blog

Quality Tennesee Sour Mash Blog

Yazacak şeyler bulamadım derken dur bir eleştireyim şu Facebook kullananları dedim. Daha doğrusu kendi kendime konuşuyordum, insanlara artistlik yapıyordum dedim dur şunu yazayım. Ne düşünüyorum kısmına değil de buraya yazmak daha mantıklı olacakmış. E o zaman yazayım. Her neyse. Sinir olduğum olayları ve takıntılarımı listelemeye başlayayım.

  • Profil resmi dediğin de sadece sen olacaksın arkadaş! Banane arkadaş canlısıysan, sevgilinin kollarındaysan. Koyma demiyorum ama profil resmi dediğin sadece senden oluşmalı. Orada da artist duruşlar olmamalı. Samimi ve iç ısıtan olmalı. Akıllı ol.
  • Şu anne, baba, kardeş, içgüveysi gibi özellikleri insan gibi kullan. En iyi arkadaşını kardeş diye ekleyen dayaklıktır!
  • Salak salak programlar kurmayın. Banane senin burcundan. Gir bir siteden oku. Adamı sinir etme!
  • Farmville’miş, bilmemneymiş bırak bu ayakları. Oraya oyun oynamak için geliyorsan gir bir kahvehaneye (eski nesil kahvehanelerden bahsediyorum) yeşil çay iste.
  • Takılma öyle ilişki durumuna. Ya sallama hiç ya da düzgün göster. Kalın kafalılar için: açık ilişki sevgilinin haricinde başkalarıyla da birlikte olmak demektir. O kadar genişseniz bravo valla.
  • Birbiriyle çelişen gruplara üye olma! Ugg’a laf eden bir gruba üye olup, Ugg’ın resmi grubuna üye olma!
  • Anlamadığın, bilmediğin şeylere bulaşma. Hayatında hiç motosiklete binmeyip motor gruplarına girme!
  • Facebook Gold yok! Valla yok! Ücretli olma falan yalan. Saçmalama! Titre ve kendine gel.
  • 1 Milyon olunca madalya vermiyorlar. Facebook’tan ülkeyi kurtarmaya çalışma. Git eylem falan yap.
  • “Sabah erken kalkmaktan nefret edenler”, “ellerini yastığın altına sokanlar” gibi saçma işlerle uğraşma veya uğraş müstehak sana!
  • Fotoğrafına bakanları, senin en iyi takipçilerini, seni arkadaşlıktan çıkaranları Facebook kendi söylemiyor. Yalan dolan bunlar. Uğraşma. Otur örgü ör, kazak iyidir, süeter de olur.
  • Siyasi görüş, din kısımlarıyla adammış gibi görünmeye çalışma, gülerler sana seni tanıyanlar. Ona göre.

Şimdi bu dediklerimi yapın, valla 10 numara insan olursunuz. Benden söylemesi. Siyah kedi de uğursuzluk falan getirmiyor. O da yalan.

Sonunda o gün geldi ve geçti. Açıp izlemedim ama bu hafta içerisinde töreni izleyeceğim çünkü bu senenin sunucuları Steve Martin ve Alec Baldwin. İkisi de SNL tarihinin en önemli insanlarından. Bu yüzden törenin oldukça eğlenceli geçeceğine eminim. Doğruyu söylemek gerekirse bu seneki filmlerin de tamamını izlemediğimden dolayı beklentilerimle sonuçlar pek uyuşmadı ama yine de sonuçları dikkate almak lazım. Bu sene daha da ilginç olan bir olay ise Avatar’ın yönetmeni James Cameron ile The Hurt Locker’ın yönetmesi Kathryn Bigelow’un arasındaki çekişmeydi. Daha önce evli olmaları da çekişmeyi oldukça ilgi çekici hale getirdi. Filmleri konularına girmeden finansal olarak karşılaştırırsak, eğer en iyi film ödülünü Avatar alsaydı Oscar alan en pahalı film olacaktı, The Hurt Locker ise en ucuz film. Neyse lagalugayı kesip sonuçları vereyim de merakınız kesilsin.

En İyi Film

The Hurt Locker

(Kathryn Bigelow, Mark Boal, Nicolas Chartier ve Greg Shapiro)

En İyi Yönetmen

Kathryn Bigelow

(The Hurt Locker)

En İyi Kadın Oyuncu

Sandra Bullock

(The Blind Side)

En İyi Erkek Oyuncu

Jeff Bridges

(Crazy Heart)

En İyi Görsel Efektler

Avatar

(Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham ve Andrew R Jones)

En İyi Müzik

Up

(Michael Giacchino)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Christoph Waltz

(Inglourious Basterds)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Mo’Nique

(Precious)

Önemli ödüller böyle. Tam liste için buraya tıklayabilirsiniz. Filmlere göre olan liste ise şu şekilde:

The Hurt Locker (6 Oscar)

En iyi film
En iyi yönetmen
En iyi ses kurgusu
En iyi ses miksajı
En iyi orijinal senaryo
En iyi kurgu

Avatar (3 Oscar)

En iyi görsel efekt
En iyi görüntü yönetmeni
En iyi sanat yönetmeni

Up (2 Oscar)

En iyi müzik
En iyi animasyon

Crazy Heart (2 Oscar)

En iyi aktör
En iyi şarkı

Precious (2 Oscar)

En iyi yardımcı aktris
En iyi uyarlama senaryo

Inglourious Basterds (1 Oscar)

En iyi yardımcı aktör

The Blind Side (1 Oscar)

En iyi aktris

The Cove (1 Oscar)

En iyi belgesel

The Young Victoria (1 Oscar)

En iyi kostüm tasarımı

Star Trek (1 Oscar)

En iyi makyaj

The Secret in Their Eyes (1 Oscar)

En iyi yabancı film

Logorama (1 Oscar)

En iyi kısa animasyon

Music By Prudence (1 Oscar)

En iyi kısa belgesel

The New Tenants (1 Oscar)

En iyi kısa film

Herhangi bir proje sıfırdan geliştirileceği zaman genellikle nereden başlanacağı doğru belirlenmez. Bunun nedeni kodlama işlemi esnasında hangi pattern (desen, örüntü) kullanılacağı bilinmediğindendir. Birden fazla kişinin üzerinde çalıştığı projelerde bu sorun (bence) daha belirgindir. Eleman başına düşen kısımın nasıl geliştirileceği (belirtilmediyse) tamamen geliştiriciye bağlıdır. Bu ve bunun gibi sorunlar yaşamamak için biz bilgisayar mühendislerine belirli patternler öğretilir. Öğrenirken pek anlaşılır ve mantıklı gelmese de uygulaması bunun tamamen zıttıdır. Pek çok işlemi kolaylaştırmak için sıkça patternler ve frameworkler kullanılır. Öncelikle framework nedir bundan bahsedeyim daha sonra da MVC’ye ucundan dokunayım.

Framework çeviri olarak çatı veya çerçeve olarak kullanılsa da bence tam olarak anlamını karşılamıyor. Terim olarak belirli bir pattern üzerine kurulmuş, belirli temel kodlamaları yapılmış ve geliştiricinin bazı yaygın fonksiyonları kolayca kullanmasını sağlayan yapılardır. Çoğunlukla MVC (Model-View-Controller) Pattern üzerine kurulmuş Frameworkler popüler ve kullanım olarak kolaydır. Web tabanlı projeler için daha uygun olmasına rağmen masaüstü yazılımları için de kullanılabilecek olan Frameworkler var. Ben MVC Pattern ile CakePHP ile tanıştım. Açıkçası öğrenme aşaması hem kolay oldu hem de mantığı çok iyi kavrattı.

Model-View-Controller Pattern

MVC hayatı kolaylaştıran bir pattern. Ögelerinin baş harflerinden oluşuyor.

Model, veritabanı ile ilgili işleri hallediyor. Bu neredeyse bir scriptin veritabanı ayarlarını ayarlamak kadar kolay. Veritabanı tabloları oluşturulduktan sonra Model gerekli bilgilerle dolduruluyor ve Frameworkünüz veritabanı bağlantısını otomatik olarak sağlıyor. Veritabanı doğrulamaları da buradan yapılıyor. Frameworke göre bazı değişiklikler olsa da genellikle birbirlerine benziyorlar.

View, kullanıcıya yansıtılacak olan şeylerin belirlendiği öge. Burada program kodundan çok HTML oluyor. Elbette veritabanından alınan verileri yazdırmak için kod kullanılıyor ama burada oldukça az olarak kod kullanılıyor. Kod kullanımı da oldukça sınırlı. Öntanımlı metotlar dışında dilin kendi kodları kullanılabiliyor. Frameworklerin View’da kullanılabilecek olan metotları genellikle belli ve çok daha sınırlı oluyor.

Controller, işlemlerin yapıldığı öge. Burada metotlar, View’a ne gönderileceği, veritabanı işlemleri (CRUD, create, read, delete, update) yazılıyor. Projenizin bel kemiği Controller kısmı. Geliştirme işleminin çoğu da burada  oluyor. İşlem gücü gerektiren şeyler de Controller üzerinden gerçekleştiriliyor.

Anlattıklarım pek açık gelmediyse yandaki resim biraz daha açıklayıcı olabilir. Tabii o resim PHP için (hatta internet bazlı Frameworkler için diye genelleyebiliriz) yapılmış.

MVC Frameworklerinin kolaylığı, veritabanı işlemlerinin kolay olması, sık gerçekleştirilen işlemlerin metot olarak önceden tanımlanmış olması, Framework yeterli olmadığı zaman kullanılan dille eklemeler yapılabilmesi, farklı görevleri olan kodların ayrı olması ve böylece işlerin kolaylaşması, eklenti desteği, javascript, ajax kullanımının kolaylaştırılması… olarak sıralanabilir. Bahsetmediğim bir durum ise bazı MVC Frameworklerde dosya isimlerinin serbest olmaması. Örneğin CakePHP‘de dosya isimleri şu şekilde: veritabanı tabloları çoğul, o tablonun Modeli tekil, Controllerı çoğul ve sonunda “_controller” etkli, Viewü ise Controllerda tanımlanan metot ismiyle aynı olmak zorunda. Karışık gelebilir ama gerçekten çok zor değil. Tabii bu her Frameworkte böyle değil.

CakePHP‘den sonra Ruby on Rails‘i de merak ettim. Sonuçta büyük projelerde yaygın olarak kullanılan MVC Frameworkü Ruby on Rails. Twitter, Xing, Shopify, Github, Lighthouse… gibi büyük servisler Ruby on Rails ile yazılmış. Ruby on Rails, Ruby programlama dilini kullanıyor. Ruby insanların okuyup kodun ne yaptığını anlayabileceği dillerden biri. Gerçekten sizi kendine hayran edecek özellikleri var. Python’a oldukça benziyor. Ruby on Rails konusunda şimdilik çok fazla bir şey söyleyemiyorum çünkü ben de hala tam olarak öğrenmiş değilim. Belki gün gelir Rails ile ilgili bir yazı da yazarım.

Bazı MVC Frameworkler ve Dilleri

CakePHP – http://www.cakephp.org – PHP

Zend Framework – http://framework.zend.com – PHP

Symfony – http://www.symfony-project.org/ – PHP

Ruby on Rails – http://rubyonrails.org/ – Ruby

Cocoon – http://cocoon.apache.org/ – Java

JavascriptMVC – http://www.javascriptmvc.com/ – JavaScript

CodeIgniter – http://codeigniter.com/ – PHP

Django – http://www.djangoproject.com/ – Python

CppCMS – http://cppcms.sourceforge.net/wikipp/en/page/main – C++

tms Twitter hala yurtdışındaki kadar popüler olamadı. Teknoloji ile ilgilenenler ve ünlüler kullanıyorlar ama sıradan kullanıcıyı pek çekemediği için ülkemizde büyük bir ilgi yok. Tabii bunun yanında Türkçe dil seçeneğinin olmaması ve güncelleme yapabilmek için yurtiçi telefon numarası olmaması da bu ilgisizlikte etkili. Bu blogu okuyanların büyük bir kısmının da twitter kullanmadığını biliyorum. Bu yazıyı twitterı tanıtmak için değil de twitter kullanıcılarının daha aktif hale gelmesi için yazıyorum. Onlar twitter dedikçe çevreleri de ilgi duymaya başlayacaktır.

Bahsedeceğim konu Türkiye’den yurtiçi numaralar ile Twitter güncellemesi yapabilmeyi sağlayan bir servis. Çoğumuz aylık olarak toplu sms paketleri aldığımızdan sıkça mesaj gönderebiliyoruz. Hatta çoğumuz bu paketleri bitiremiyoruz bile. Twitteramesaj ile sadece bir kısa mesaj ücretiyle (hatta toplu sms paketleri varsa ücretsiz) twittera mesaj gönderebiliyoruz. Şimdilik AVEA ve Turkcell numaraları bulunan bu servis şimdilik emekleme aşamasında. Twitter hesabınızla izin verdikten sonra sizin numaranızdan gelen mesajları sizin hesabınıza gönderiyor. Daha detaylı bilgi için servisin ana sayfasına bakabilirsiniz.

Bu servis ile birlikte kısa mesaj gönderme yeteneği olan tüm cihazlarla twittera ulaşabilirsiniz. Tabii gönül isterdi bir iPhone olsun ama her güzellik bir arada olmuyor.

otostop Bir “Otostopçunun Rock’n Roll Rehberi” vardı demeyin veya deyin de ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Sadece isim benzerliği var başka bir şey yok. Bildiğiniz gibi haftanın beş günü yağmur, çamur, kar, kış, soğuk, rüzgar demeden ODTÜ’ye gidip geliyorum. Evden A1’e gitmek zaten ayrı bir problem (bkz. Belediye Otobüsü Felsefesi ve Ayakta Gitme Yöntemleri). A1’den Teknokent’e gitmek ise tamamen farklı bir problem. Sabah erken gittiğim için ve akşam da semt servislerini kaçırdığım için ODTÜ otobüsleri yerine farklı ulaşım yöntemlerini kullanmaya başladım. Monorail çalışmadığı için raylar üzerinde yürümekten başka bir teknolojik çözüm bulamadım. Yürü yürü de bir yere kadar. Soğuk havalarda ve yağmurda hiç çekilmiyor. Çözüm tabii ki otostop oldu çıktı. Kampüsü olmayan bir üniversitede okuduğum için otostop kültürüne pek bir yakınlığım yoktu. Ancak bir süre otostopçuları izledikten sonra ve kendim de otostop çekmeye başladıktan sonra kendimi biraz bilgilendirici bir yazı yazabilecek seviyede hissettim. Şimdilik sadece ODTÜ sınırları içerisinde otostop çekmiş olsam da gelecekte daha farklı konumlarda çekeceğim otostoplarla otostopçuluğum pekişecektir. Şimdi ise kısa kısa otostopçular için öneriler, tavsiyeler vereyim. Tekrar ediyorum, bu yöntemler ODTÜ’de görülüp denenmiştir. Başka yerlerde aynı geçerlilikte olacağını zannetmiyorum.

  • Hitchhike_to_Transilvania Otostop çekmek için baş parmağınızı yukarı kaldırıp kolunuzu yola doğru uzatmanız yeterlidir. Ancak bu mesaj ODTÜ içerisinde dışarıya gitmek için (genellikle Kızılay veya Bahçeli) otostop çekiyorum anlamına gelir. ODTÜ içerisinde bir yere gitmek isteniliyorsa baş parmak aşağıya bakıyor olmalıdır.
  • Otostopçu gitmek istediği konuma nasıl gidildiğini bilmelidir. Bazen sadece yol bulmak için otostopçu alan şöförler olabilir. Tabii ki kaybolduğu için otostop çekenlere rastlamak da mümkündür ama otostopçunun yolunu bileni mübahtır.
  • 5 dakikadan uzun süren bir mesafede otostopçu kendisini alanla iletişim kurmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta konuşmayı otostopçunun değil şöförün başlatmasıdır. Otostopçu ancak “serbest”, “yandı” gibi ünlemler kullanmalıdır.
  • Otomobilde şöförün istediği konuşulur, istediği dinlenir. Radyoyu değiştirmesi için veya başka bir müzik açması için öneri yapmanız otostopçu almayan bir şöför daha yaratmanız anlamına gelir.
  • Otostopçu kendisini alana karşı saygılı olmalıdır. Eğer kendisinden büyükse veya bayansa “siz”, kendi yaş grubunda ise “hocam” ile seslenmelidir.
  • Otostopçu almak amacıyla duran aracın şöförüne bir an önce nereye gittiği sorulmalıdır böylece gereksiz bekleme süresı kısaltılmış olur.
  • Grup olarak otostop çekmek tek başınıza otostop çekmekten daha zordur. Bir grup için ideal sayı üçtür. Üçten fazla kişi araçların durmamasına, dursa bile herkesi alamamasına neden olabilir.
  • İstatistiksel olarak bir kız otostop çektiği zaman daha çok otomobil durduğu kanıtlanmıştır. Buna göre yanınızda birini bulundurmanız gitmek istediğiniz yere erken ulaşmanızı sağlayacaktır.
  • Bir araca grup olarak binilmişse otostopçuların kendi aralarında konuşması hoş karşılanmaz. Konuşulabilir ancak kısık ses ve yerinde sohbet aşılmamalıdır.
  • Varılmak istenen noktaya yaklaşıldığında kibar bir şekilde inilmek istediği belirtilmelidir. Eski türkçe kelimeler kullanılması faydalıdır. Örn. müsait, elverişli, latifçe…
  • Yolculuk sona erdiğinde teşekkür etmek ve günün saatine göre vedalaşmak gelecek otostopçular için yollar yaratır. Otostopçuyu koruyalım, korumayanları uyaralım.
  • Son olarak bir otostopçu, otostopçuluk günlerini geride bıraktığında otostopçu almalıdır. Eğer almıyorsa kendisi haramzadedir.
Powered by WordPress Web Design by SRS Solutions © 2010 Onur Baykal Şahsi Blog Design by SRS Solutions